Canım kadın,
Bize uzun zamandır şunu öğrettiler:
Olumlu düşün. Güzel bak. İyiye odaklan. Negatife takılma.
İlk bakışta şefkatli gibi duran bu çağrı, zamanla başka bir şeye dönüştü. İçeride olanı duymamayı, rahatsız edeni bastırmayı, sezgiyi susturmayı öğreten bir baskıya.
Sürekli iyi olmaya çalıştığında, zihnin sana gönderdiği işaretleri kaçırırsın. Bir şey yolunda değil dediğinde, “ama şükretmeliyim” diye susturursun kendini. Yorulduğunda, “daha kötüsü de var” diyerek devam edersin. Böyle böyle, kendi iç dilini okumayı unutursun.
Ve fark etmeden başkalarının cümleleri senin gerçeğin olur.
“Abartıyorsun.”
“Büyütüyorsun.”
“Olumlu düşünürsen düzelir.”
Bir süre sonra kendi sezgine değil, dış seslere danışmaya başlarsın. İçinde bir sıkışma varken bile “iyi olmalıyım” maskesini takarsın. Oysa bastırılan hiçbir duygu şifalanmaz. Sadece şekil değiştirir. Kaygıya dönüşür, bedene iner, ilişkilerde patlar.
Olumlu düşünmek, gerçeği inkâr etmek değildir. Gerçekle temas etmeden iyimserlik olmaz. İç sesini duymadan huzur kurulmaz. Zihnin karanlık dediğin tarafı, aslında seni korumaya çalışan en ilkel ve en dürüst parçandır. Onu susturdukça değil, dinledikçe güçlenirsin.
Egzersiz
Bugün kendine kısa ama dürüst bir durak ver.
Gözlerini kapat ve şu soruyu sor:
“Şu aralar iyi olmak zorunda hissettiğim için görmezden geldiğim ne var?”
Cevabı düzeltmeye çalışma. Güzel hale getirmeye de. Sadece duy.
Sonra içinden şu cümleyi geçir:
“Gerçeğimi görmek, iyimser olmaktan daha güvenli.”
Bunu birkaç nefes boyunca tekrar et.
Canım kadın,
Senin zihnin düşmanın değil. Sezgilerin sorun çıkarmaz, yön gösterir. Olumlu düşünme adı altında kendini susturmak zorunda değilsin. İyimserlik, bastırılmış acının üstüne çekilen bir örtü değildir. Gerçek iyilik hali, iç sesinle temas ettiğinde başlar.
Unutma;
Kendini duymadan iyileşemezsin.
Gerçeğini görmeden hafifleyemezsin.
Ve bazen en şifalı cümle şudur:
“Bugün iyi olmak zorunda değilim, sadece kendime dürüst olacağım.”
