Canım kadın,
Hayat bazen tuhaf bir zamanlama ile çalışır. Sen bir değeri içinden gerçekten büyütmeye başladığında, tam “tamam, oldum galiba” dediğin yerde, sanki her şey tersine dönüyormuş gibi olur. Daha samimi olmaya niyet ettiğinde samimiyetsizlik artar. Daha net olmaya karar verdiğinde, daha çok belirsizlikle karşılaşırsın. Daha dürüst oldukça, daha çok maskeyle temas edersin.
Bu bir ceza değildir. Bu, hayatın sana tuttuğu bir aynadır.
İçinde büyüyen bir değer varsa, hayat onu hemen taçlandırmaz. Önce sınar. “Bu gerçekten sen misin?” diye bakar. “Bu halin geçici mi, yoksa sen artık buradan mı yürüyeceksin?” diye yoklar. Çünkü içsel bir değişim kalıcıysa, dış koşullara rağmen ayakta kalabilmelidir.
Bu yüzden içindeki ışık arttıkça, karanlık daha görünür olur. Daha önce fark etmediğin davranışlar gözüne batar. Daha önce tolere ettiklerin ağır gelmeye başlar. Bu senin kötüleştiğini değil, hassasiyetinin ve farkındalığının yükseldiğini gösterir.
Zıtlık, seni yolundan çevirmek için değil; yönünü netleştirmek için gelir. “Burada duracak mısın?” diye sorar. “Buna rağmen kendin kalabilecek misin?” der. Ve çoğu zaman bizi yoran şey yaşananlar değil, bu sınavı yanlış anlamamızdır.
Oysa sınırlar netleştiğinde, içerideki değer sahiplenildiğinde, zıtlık kendiliğinden anlamını yitirir. Çünkü artık seni sarsacak bir boşluk kalmaz. Ne aldığını, neyi almadığını bilirsin. Ve hayat, seni zorlamayı bırakır.
Egzersiz
Bugün seni rahatsız eden bir durum yaşadığında dur ve kendine şunu sor:
“Bu bana neyi fark ettirmek için geldi?”
Sonra şu cümleyi sessizce ekle:
“Ben bu değeri seçiyorum ve sahipleniyorum.”
Cevap arama, açıklama yapma. Sadece fark et ve yanında kal.
Canım kadın,
Unutma, ışık arttığında gölgeler kaybolmaz; görünür olur. Bu bir geri gidiş değil, derinleşmedir. Hayat seni korkutmak için değil, içindeki değeri yerli yerine oturtmak için sınar.
Ve sen, sınırlarını çizip değerini sahiplendiğinde, artık hiçbir zıtlık seni yolundan çeviremez. Çünkü o noktadan sonra, yürüyen sen olursun; sınayan değil.
