Canım Kadın,
Herkes aydınlanmak ister.
Ama çok azı karanlığa inmeyi göze alır.
Çünkü karanlık dediğimiz şey çoğu zaman korkunç değildir;
sadece filtresizdir.
Maskesizdir.
Bahanelerin sustuğu, hikâyelerin dağıldığı bir alandır.
Ego tam da burada zorlanır.
Çünkü ego süslenmiş gerçekleri sever.
Kendini koruyan açıklamaları,
“Ben böyleyim” diye başlayan cümleleri,
suçu dışarıya yerleştiren nedenleri…
Ama ruh başka bir yerden çağırır.
Daha derinden.
Daha sessiz ama daha güçlü.
İşte o çağrı başladığında, rüyalar değişir.
Zihin uyurken bile saklananlar yüzeye çıkmak ister.
Bastırdığın duygular, yarım kalmış korkular,
“Buna bakmayayım” dediğin her şey
gece sana kendini hatırlatır.
Bu bir bozulma değildir Canım Kadın.
Bu bir çöküş hiç değildir.
Bu, ruhun “Artık hazırım” deme biçimidir.
Çünkü insan ancak çıplak gerçekle karşılaşabilecek kadar güçlendiğinde,
karanlığa inebilir.
Ve ancak karanlığa inebilen biri,
içindeki ışığın gerçek tonunu tanıyabilir.
Aydınlık, hep yukarıda bir yer değildir.
Bazen en saf haliyle,
en dipte bekler.
Mini Egzersiz – Karanlıkla Temas
Şimdi bir an dur.
Gözlerini kapat.
Derin bir nefes al…
Yavaşça ver.
Kendine şu soruyu sor, cevap arama; sadece fark et:
“En çok kaçtığım duygu hangisi?”
Bir isim gelsin.
Korku olabilir.
Öfke olabilir.
Utanç, yalnızlık, değersizlik…
O duyguya şunu söyle içinden:
“Seni yok etmeye gelmedim.
Seni anlamaya geldim.”
Nefes al.
Ve fark et:
O duygu senin düşmanın değil.
Sadece duyulmak isteyen bir parçan.
Canım Kadın,
Işık her zaman parlak görünmez.
Bazen sessizdir.
Bazen ürkütücüdür.
Bazen de karanlığın tam ortasında,
seni bekliyordur.
Karanlığa bakabilen kadın güçlenir.
Kendinden kaçmayı bırakan kadın özgürleşir.
Ve gerçek şifa,
kaçtığın yerde değil,
durabildiğin yerde başlar.
Unutma…
Ruhu özgürleştiren ışık,
çoğu zaman
en karanlık sandığın yerde doğar.
Ve sen,
o karanlığa bakabilecek kadar güçlüsün.
Fatma Dayaüç
