Canım Kadın,
Yetişkinlik, güçlü görünmek değildir.
Yetişkinlik, “iyiyim” demeyi başarmak hiç değildir.
Yetişkinlik, içeride olanı inkâr etmeyi bırakmaktır.
Bastırdığımız her duygu, bir gün bedenin kapısını çalar.
Başta hafif bir huzursuzlukla gelir.
Sonra yorgunluk olur.
Sonra ağrı.
Sonra bir durup dururken gelen taşma hâli.
Çünkü duygu susturulmaz. Sadece ertelenir.
Ve ertelenen her şey, başka bir dilden konuşur.
Çoğumuz yetişkinliği, acıya mesafe koymak sandık.
Güçlü olmak adına hissetmemeyi öğrendik.
“Bunu da atlatırım” dedik.
“Geçer” dedik.
“Şimdi zamanı değil” dedik.
Ama beden zaman tanımaz.
Ruh da.
Yetişkinlik, duygunun anlattığı hikâyeyi duymaya cesaret etmektir.
O hikâye hoşumuza gitmese bile.
Bizi zayıf hissettirse bile.
Kontrol duygumuzu sarsıyor olsa bile.
Çünkü bastırılmış acılar, hayatın düşmanı değildir.
Hayatın parçasıdır.
Onları yok saymak büyüklük değildir.
Onları taşıyabilmek büyüklüktür.
Gerçek olgunluk, “bunu yaşamamış olmalıydım” demekten vazgeçtiğimiz yerde başlar.
Yaşadık.
Etkilendik.
İz bıraktı.
Ve bu, bizi eksik yapmaz.
Aksine…
Bizi insan yapar.
Egzersiz
Bugün bedenine dön.
Sessiz bir an seç.
Gözlerini kapat ve kendine şunu sor:
“Son zamanlarda hangi duyguyu susturmaya çalışıyorum?”
Bir cevap gelirse düzeltmeye çalışma.
Yorumlama.
Analiz etme.
Sadece şu cümleyi içinden söyle:
“Şu an seni dinliyorum.”
Birkaç nefes al.
Bedenin nerede tepki veriyor fark et.
Göğüs, boğaz, mide… Neresi ise.
Duyguyu çözmek zorunda değilsin.
Sadece tanımak yeter.
Canım kadın,
Yetişkinlik; yarayı yok etmek değil, onunla yaşamayı öğrenmektir.
Geçmişi silmek değil, geçmişin seni yönetmesine izin vermemektir.
Duygunun anlattığı hikâyeyi susturmadığında,
o hikâye seni ele geçirmez.
Dinlendiğinde yumuşar.
Kabul gördüğünde hafifler.
Hayatının her parçası “güzel” olmak zorunda değil.
Ama her parçası senin olmak zorunda.
Ve sen, kendinle bu kadar dürüst olabildiğin yerde…
gerçekten büyümüş olursun.
