Canım Kadın,
Bize yıllarca şunu söylediler:
“Çok acı çekersen güçlenirsin.”
“Acı insanı olgunlaştırır.”
“Seni sen yapan yaşadıklarındır.”
Ama eksik söylediler.
Çünkü acı tek başına öğretmez.
Acı, ancak duyulduğunda, görüldüğünde ve taşınabildiğinde bir anlam kazanır.
Aksi halde yalnızca yorar.
Sertleştirir.
İçeride sessiz bir karanlık büyütür.
Eğer acı otomatik olarak bilgelik getirseydi,
en çok incinenler en bilge insanlar olurdu.
Ama hayatta şunu görüyoruz:
Bazıları acıyla derinleşirken,
bazıları aynı acıyla katılaşıyor.
Bazıları şefkatleniyor,
bazıları daha da kapanıyor.
Farkı yaratan şey acının büyüklüğü değil.
Onunla kurulan ilişki.
Dinlenmeyen acı, ders vermez.
Bastırılan acı, öğretmez.
Yok sayılan acı, yalnızca bedende ve ilişkilerde konuşur.
Birçok kadın güçlü görünmeyi,
acıya rağmen ayakta kalmayı,
her şey yolundaymış gibi devam etmeyi öğrendi.
Ama güç, hissetmemek değildir.
Güç, hissettiğini taşıyabilmektir.
Gerçek cesaret;
“Ben bunu yaşadım ve canım yandı” diyebilmektir.
Gerçek olgunluk;
acıdan kaçmak değil, onun anlattığını duymaya razı olmaktır.
Çünkü acı bize bağırmaz.
Fısıldar.
Ve yalnızca durup dinleyenlere kendini açar.
Küçük Bir Egzersiz | Acıyı Dinleme Alanı
Bugün kendine sessiz bir an yarat.
Telefonu kenara koy.
Gözlerini kapat.
Ve şunu sor kendine:
– Son zamanlarda beni en çok zorlayan duygu ne?
– Bu duygu benden ne istiyor olabilir?
– Onu bastırmak yerine dinlesem, bana ne anlatırdı?
Cevapları düzeltmeye çalışma.
Güzel hale getirme.
Sadece yaz.
Unutma, bu bir çözüm arayışı değil.
Bu bir temas.
Canım Kadın,
acı senin düşmanın değil.
Ama öğretmenin de otomatik olarak değil.
Acı, ancak sen ona kulak verdiğinde dönüşür.
Ancak sen onu taşıyabilecek kadar kendinle temas ettiğinde yumuşar.
Ve bil ki;
acıdan kaçmadan,
ona teslim olmadan,
onun içinden geçmeyi seçtiğinde
bilgelik başlar.
Sen güçlü olduğun için değil,
kendine dürüst kaldığın için dönüşürsün.
Fatma Dayaüç
