Canım Kadın,
Hiç fark ettin mi…
Uyanış dediğimiz şey çoğu zaman bir aydınlanma anıyla değil,
derin bir yorgunlukla başlar.
Öyle bir yorgunluk ki,
uyuyarak geçmez.
Tatil yaparak da geçmez.
Birinin seni sevmesiyle de hafiflemez.
Çünkü bu beden yorgunluğu değildir.
Bu, ruhun “Artık böyle devam edemem” deme halidir.
Kadın uzun süre idare eder.
Sınırlarını esnetir.
Kırıldığını yok sayar.
İhtiyaçlarını erteler.
Anlaşılamamayı normalleştirir.
Ve bir gün…
Her şeyi yapmaya devam ederken içi susar.
İşte o suskunluk tehlikeli değildir.
Uyanışın habercisidir.
Yorulmak aslında alarmdır.
“Bu düzen sana iyi gelmiyor” alarmı.
“Bu ilişki seni eksiltiyor” alarmı.
“Bu hayat sen değilsin” alarmı.
Ama kadın güçlü olduğu için değil,
sabırlı olduğu için geç uyanır.
Ve sabır bazen erdem değil,
kendini erteleme biçimidir.
Yorulduğunda kendine kızma.
O yorgunluk seni zayıf yapmadı.
Seni dürüst yaptı.
Çünkü insan en çok,
artık taşıyamadığında gerçeği görür.
Egzersiz – Yorgunluğun Kaynağı
Bir kağıt al ve şunu yaz:
“Beni en çok ne yoruyor?”
İnsan mı?
Belirsizlik mi?
Maddi kaygı mı?
Anlaşılmamak mı?
Sürekli güçlü olmak mı?
Sonra şunu sor:
“Bu yorgunluğu kaç yıldır taşıyorum?”
Cevap seni şaşırtabilir.
Canım Kadın,
Yorulduysan bitmedin.
Hazırlandın.
Çünkü gerçek uyanış,
dayanma gücün bittiğinde başlar.
Ve sen,
artık eskisi gibi idare edemediğin için değil,
daha azına razı olmadığın için uyanıyorsun.
Fatma Dayaüç
