Artık siyasi yazmayacağım dedim, dedim ama belli ki siyasetin de benimle işi bitmemiş. Çünkü her gün aynı açıklamalar, aynı dönüşler, aynı ezberler… Siyasette en istikrarlı şeyin tutarsızlık olduğu bir dönemden geçiyoruz. Dün söylenenle bugün yapılan arasındaki mesafe, artık bir fikir değişikliğinden çok bir refleks bozukluğunu andırıyor. Aynı kürsülerde, aynı kelimelerle konuşan siyasetçiler yalnızca pozisyon değiştiriyor, cümleler yerli yerinde kalıyor.
Bugün “asla” denilenin yarın “zaten öyle demek istememiştik”e evrilmesi kimseyi şaşırtmıyor. Çünkü siyasette hafıza, seçmenin değil, siyasetçinin unuttuğu bir kavram. Dün eleştirilen uygulama bugün savunuluyor, dün “felaket” denilen politika yarın “zorunluluk” olarak paketleniyor. Değişen şey şartlar değil; rüzgârın yönü.
Daha tuhafı, bu tutarsızlık yalnızca söylemde değil, kadrolarda da kendini gösteriyor. Örneğin il ve ilçe başkanları yeniden yapılanma adı altında görevden alınıyor, başkanlar aynı kalırken yönetimlerin bir kısmı değişiyor. Sonra buna da değişim deniyor. Tabii parti ismi zikretmeden söyleyecek olursak İzmir’de 500 kişi arasında bir döngü kurulmuş durumda; listeler yenileniyor, fotoğraflar çekiliyor ama dönüp bakıldığında sahnede yine aynı isimler var. Parti logoları değişse de siyaset hep aynı insanlar üzerinden dönüyor. Değişim diye sunulan şey, çoğu zaman sadece koltukların yer değiştirmesinden ibaret.
Bu tekrar hali, yalnızca fikirlerde değil, vaatlerde de kendini gösteriyor. Her seçim dönemi aynı sözler, aynı umutlar, aynı büyük laflar. Ekonomi düzelecek, adalet sağlanacak, refah artacak. Tarih değişiyor, afişler yenileniyor ama metin sabit kalıyor. Siyaset ilerlemiyor; kendi etrafında dönüp duruyor.
Asıl sorun ise bu döngünün normalleşmesi. Çelişkiler artık skandal sayılmıyor, aksine “siyasetin doğası” diye geçiştiriliyor. Oysa bu doğa değil, bir tercih. İlke yerine taktik, söz yerine manevra koyulduğunda ortaya çıkan şey siyaset değil; sürekli kendini kopyalayan bir tekrar bandı.
Toplum ise bu bandı defalarca dinlemiş bir dinleyici gibi. Şarkıyı biliyor, nakaratı ezberlemiş ama yine de yeni bir şey duymayı bekliyor. Belki de sorun, siyasetin kendini tekrar etmesi değil; bu tekrarın hâlâ karşılık bulabilmesi. Çünkü aynı sözler, aynı yüzlerden defalarca duyuluyorsa, bu sadece siyasetin değil, siyaseti izlemekle yetinenlerin de aynaya bakma zamanı geldiğini gösteriyor.
