2025 yılı geride kaldı. Geriye kalan ise büyüme masalları değil; faiz faturası oldu. Enflasyonla mücadele adı altında uygulanan politikalar, paranın rotasını açıkça çizdi: Üretime değil, borca. Yatırıma değil, faize.
Bugün Türkiye ekonomisi, çalıştığının karşılığını alamayan bir yapıya dönüşmüş durumda. Resmî veriler ve hesaplamalar gösteriyor ki; 2025 yılında hanehalkı, işletmeler ve kamu dâhil olmak üzere ödenen toplam faiz yükü trilyon liraları buldu. Yani bu ülkede insanlar üretmek için değil, borçlarını çevirebilmek için çalıştı.
Bu tablo soyut değil. Kağıt üzerinde hiç değil. Sokakta, çarşıda, sanayi sitesinde birebir yaşanıyor:
Satılık ve kiralık ilanları patladı.
Dükkânlar kapandı, fabrikalar sustu, üretim hatları yavaşladı.
Sanayi siteleri “devren kiralık” tabelalarıyla doldu.
Bugün işletme sahiplerinin derdi büyümek değil; batmamak.
Daha vahimi şu:
Pek çok işletmede kazanılan para, yalnızca faize gidiyor. İşletme ayakta duruyor gibi görünüyor ama aslında sadece can çekişiyor. Ne yatırım var, ne yeni istihdam, ne de yarına dair bir plan. Borç dönüyor, gelecek dönmüyor.
Her kriz döneminde aynı ezberi dinliyoruz:
“Yeni girişimcileri destekliyoruz.”
“Start-up ekosistemini büyütüyoruz.”
Elbette gençleri ve yeni fikirleri desteklemek önemli. Ama şu soruyu sormadan bu söylemlerin hiçbir anlamı yok:
Mevcut işletmeler neden gözden çıkarılıyor? Bu ülkede bir şirketin 10 yıl ayakta kalabilmesi mucize sayılırken, bu yapıları kaderine terk etmek ekonomik akıl değil; ekonomik intihardır. Yıllarca istihdam yaratmış, vergi ödemiş, krizlerde ayakta kalmış işletmeler batarken, kimse yarının girişimcisine “umut” satmasın. Çünkü herkes görüyor: Bu düzende ayakta kalmak cezalandırılıyor.
Ekonomi yeni şirket kurmakla güçlenmez.
Ekonomi, kapanmayan şirketlerle güçlenir.
Türkiye’nin bugün yaşadığı sorun bir “yüksek faiz dönemi” değildir. Bu, faize teslim olmuş bir ekonomi modelidir. Faizle zaman kazanabilirsiniz ama ülke kalkındıramazsınız. Üretimi boğarak enflasyonu düşürdüğünüzü sanabilirsiniz; ama gerçekte yaptığınız şey, ekonominin can damarlarını kesmektir.
Üretim yoksa sanayi yoktur.
Sanayi yoksa istihdam yoktur.
İstihdam yoksa sosyal huzur yoktur.
Özetle;
Bu ülkenin ihtiyacı daha fazla borç değil,
daha fazla faiz değil,
daha fazla “sabredin” söylemi hiç değil.
Bu ülkenin ihtiyacı;
üretenin cezalandırılmadığı,
ayakta kalanın suçlu ilan edilmediği
bir ekonomik düzendir.
Ekonomi rakam değildir.
Ekonomi, kilit vurulan bir fabrika kapısıdır.
Ekonomi, maaşını alamayan bir çalışandır.
Ekonomi, iflas eşiğinde bekleyen binlerce işletmedir.
Ve bugün yapılması gereken son derece nettir:
Faizi değil, üretimi kurtarmak.
