Canım Kadın,
Ne kadar okumuş olursan ol, ne kadar güçlü görünürsen görün, içindeki küçük kız iyileşmemişse hayat seni hep aynı yere götürür. Aynı tür hayal kırıklıkları, aynı kırgınlık biçimleri, aynı “neden yine böyle oldu?” sorusu…
Çünkü insan, bildiği acıya bilinmeyen mutluluktan daha kolay gider.
Hepimiz olmak istediğimiz kadınla, şu an olduğumuz kadın arasında bir yerde yaşıyoruz. Hayallerimiz başka bir versiyonumuzu gösteriyor bize: Daha net, daha cesur, daha özgür… Ama alışkanlıklarımız eski hikâyelere bağlı kalıyor. Tanıdık olan, güvenli geliyor. Oysa güvenli olan her zaman sağlıklı değildir.
Canım Kadın, bazen ışığı değil gölgeyi seçiyoruz. Çünkü gölge tanıdık. Çocukken gördüğümüz sevgi biçimi buysa, yetişkin olduğumuzda da benzerini arıyoruz. Değer görmek için çabalamayı öğrendiysek, kolay gelen sevgiyi ciddiye almıyoruz. Susarak kabul gördüysek, sınır koyduğumuzda suçluluk hissediyoruz.
Bu bir zayıflık değil. Bu, bilinçaltının ezberi.
Ama şunu bil: Ezber bozulabilir.
Olmak istediğin kadın, bir hayal değil. O, potansiyelinin çağrısı. İçindeki ışığın sesi. Ama o sese yürümek konforlu değil. Çünkü ışık sorumluluk ister. Değişim ister. “Artık böyle olmayacak” deme cesareti ister.
Gölge ise kolaydır. Bildiğin yolları sunar. Aynı tepkiler, aynı seçimler, aynı sonuçlar… Ve sen bir süre sonra kader zannedersin tekrar eden döngüyü.
Oysa bu kader değil, alışkanlık.
Canım Kadın,
Kendine şu soruyu sorman gerekiyor: Ben gerçekten ne istiyorum, yoksa sadece alıştığımı mı yaşıyorum?
Çünkü çoğu zaman hayallerimiz ışık gibi parlar ama adımlarımız eski korkulara bağlı kalır. Yeni bir ilişki isteriz ama eski yarayla seçeriz. Huzur isteriz ama kaosa çekiliriz. Değer görmek isteriz ama değersiz hissettiren ortamlarda kalırız.
Bu çelişki seni yormuyor mu?
Artık şunu kabul etme zamanı: İçindeki çocuk iyileşmeden, yetişkin halin özgürleşemez. Geçmişin fark edilmeden, gelecek değişmez.
Şimdi sana güçlü ama dürüst bir egzersiz bırakıyorum.
Egzersiz: Gölgeyi Tanı, Işığı Seç
Bir kağıdı ikiye böl.
Sol tarafa şunu yaz: “Sürekli tekrar eden döngülerim.”
Altına hayatında tekrar eden ilişki biçimlerini, duyguları, hayal kırıklıklarını yaz.
Sağ tarafa şunu yaz: “Olmak istediğim kadın nasıl davranırdı?”
Aynı durumlarda o kadın ne yapardı? Ne derdi? Nerede kalmazdı? Neye evet demezdi?
Sonra iki listeye bak ve kendine şu soruyu sor:
Ben bugün hangi taraftan yaşıyorum?
Bu çalışma canını biraz yakabilir. Ama farkındalık acıtırken aynı zamanda özgürleştirir.
Canım Kadın,
Işığa yürümek cesaret ister. Çünkü ışıkta saklanamazsın. Net olman gerekir. Sınır koyman gerekir. Vazgeçmen gerekir. Bazen yalnız kalmayı göze alman gerekir.
Ama şunu unutma: Tanıdık acı, güvenli değildir. Sadece tanıdıktır.
Sen artık büyüdün. Eski yarayı tekrar etmek zorunda değilsin. Aynı hikâyeyi başka isimlerle yaşamak zorunda değilsin. İçindeki çocuğu görüp şefkatle sarabilir, ama onun korkularıyla hayat seçmek zorunda değilsin.
Olmak istediğin kadın senden uzak değil. O, her cesur kararında biraz daha beliriyor. Her “artık yeter” dediğinde biraz daha netleşiyor. Her kendini seçtiğinde biraz daha güçleniyor.
Şimdi karar zamanı Canım Kadın.
Gölge tanıdık olabilir. Ama ışık özgürdür.
Ve sen, artık sadece tanıdık olanı değil; sana iyi geleni seçebilecek güçtesin.
Fatma Dayaüç
