Canım Kadın,
Bugün seninle mutluluğun önündeki iki görünmez ağırlıktan bahsetmek istiyorum. Çoğu zaman farkında bile olmadan omuzlarımızda taşıdığımız, ama hayat enerjimizi sessizce tüketen iki yükten…
Biri henüz yaşanmamış yarınların endişesi. Diğeri çoktan bitmiş dünlerin izi.
Biz genelde mutluluğu dışarıda arıyoruz. Daha iyi bir işte, daha düzgün bir ilişkide, daha güvenli bir düzende… Oysa içimizde çözülmemiş iki mesele varken, dışarıdaki hiçbir şart kalıcı huzur getirmiyor.
Çünkü zihin ya ilerideki felaket senaryolarında ya da gerideki kırık anılarda yaşıyor.
Şimdi dürüst olalım.
Kaç kere henüz ortada bir şey yokken “ya şöyle olursa?” diye geceni böldün? Kaç kere bitmiş bir olayın konuşmasını kafanda tekrar tekrar yaptın? Kaç kere geçmişteki bir hatanı bugün hâlâ kendine karşı kullandın?
İnsan zihni belirsizliği sevmez. Bu yüzden geleceği kontrol etmeye çalışır. Ama kontrol edemediğini fark edince korku üretir.
Aynı zihin, geçmişi de bırakmak istemez. Çünkü olanı değiştiremez ama yeniden yaşayarak sanki telafi ediyormuş gibi hisseder.
Oysa gerçek şu:
Gelecek henüz gelmedi. Geçmiş artık yok. Ama sen ikisinin arasında eziliyorsun.
Canım kadın,
Kötü bir ihtimalin gerçekleşme olasılığı ile onun zihninde büyüttüğün hali aynı değildir. Çoğu zaman sen, olasılığın kendisinden değil, senaryonun en karanlık versiyonundan korkuyorsun.
Aynı şekilde, geçmişte yaşadığın bir kırgınlık bugün hâlâ canını yakıyorsa, aslında olay değil; ona yüklediğin anlam seni yoruyordur.
Belki affetmedin. Belki kabullenmedin. Belki de kendini hâlâ suçluyorsun.
Ama şunu bil: Sürekli geriye bakarak yürüyen biri, mutlaka bir yere çarpar.
Geleceği sürekli düşünerek yaşayan biri ise bugünü ıskalar.
Mutluluk bir sonuç değil. Bir zaman tercihi.
Ya şimdiye gelirsin ya da zihninin ürettiği iki uç arasında savrulursun.
Canım kadın,
Geçmiş sana ders vermek için vardı, kimlik olmak için değil. Gelecek sana yön vermek için var, tehdit olmak için değil.
Eğer dün yaşadıklarını bugün hâlâ taşıyorsan, artık onları onurlu bir şekilde bırakmanın zamanı gelmiş olabilir.
Ve eğer yarınlardan bu kadar korkuyorsan, belki de kendine güvenmeyi öğrenmen gerekiyordur.
Çünkü aslında korktuğun şey gelecek değil; “baş edemem” düşüncesi.
Şimdi sana küçük ama güçlü bir egzersiz bırakıyorum.
Egzersiz: İki Liste Çalışması
Bir kağıdı ortadan ikiye böl.
Sol tarafa şunu yaz: “Geçmişten Taşıdıklarım” Aklına gelen kırgınlıkları, pişmanlıkları, hataları, seni hâlâ etkileyen olayları yaz.
Sağ tarafa şunu yaz: “Gelecekten Korktuklarım” Henüz yaşanmamış ama zihnini meşgul eden tüm ihtimalleri yaz.
Sonra her maddenin altına şu soruyu ekle: “Bunu şu an değiştirebilir miyim?”
Geçmiş maddelerinin çoğunda cevap hayır olacak. Gelecek maddelerinin çoğunda ise henüz net değil.
İşte orada şunu yap: Değiştiremeyeceğini kabullen. Henüz gelmemiş olanı beklemeyi öğren.
Ve en alta büyük harflerle şunu yaz: “Bugün elimde ne var?”
Çünkü hayat sadece bugünde yönetilebilir.
Canım kadın,
Sen geçmişini silemezsin. Geleceği garanti edemezsin. Ama şu anki duruşunu seçebilirsin.
Hafiflemek istiyorsan iki şeyi bırakman gerekir: Bitmiş olanı yeniden yaşamayı ve Henüz olmamış olanı olmuş gibi korkmayı.
Gerçek huzur, zihnin iki uçta savrulmayı bırakıp merkeze geldiği yerde başlar.
Şimdi derin bir nefes al. Omuzlarını gevşet. Bugün burada olduğunu fark et.
Dün geçti. Yarın henüz yok. Ama sen buradasın.
Ve belki de mutluluk, tam olarak burada başlıyor.
Fatma Dayaüç
