
Memleketin sabahları hep hüzünle başlıyor nice zamandır. Ama aynı sabahlarda, nice umudun adımları da duyulur.
Çünkü bu ülkenin gerçek sahipleri; sabahın köründe ekmeğinin peşine düşenlerdir. Çocuğunu okula göndermek için üç kuruşu denkleştiren anneler, babalardır.
Geleceğin aydınlığı için sabredip dik duran gençlerdir.
Direksiyon başına geçen şoförler, siftah duası eden esnaflar, güne yorgun başlayan işçiler, bir bardak çayla ayakta kalmaya çalışan emeklilerdir.
İşte “Sabah Resimleri” tam da böyle bir sabahta doğmuştu 23 yıl önce.
Halkın sesinden… halkın nefesinden… halkın gerçeğinden… halkın umudundan.
Yıllardır “sağcı solcu” birileri “yukarıdan” kibirler anlatmaya çalıştı memleketi.
Biz “aşağıdan” bakacağız yine, çünkü “hakikat” yukarıdan değil, “sokaktan” görünür.
Konuşulmayanı “konuşmak” için dönüyorum; Duyulmayanı “duyurmak”, görülmeyeni “göstermek” için…
Çünkü bazen bir şehrin “nabzı”, en gürül gürül akan yerinde değil; en sessiz köşesinde atar.Ve bazen bir memleketin “vicdanı”, en çok susturulanların fısıltısında saklıdır.
“Sabah Resimleri” “seçilenlerin” değil, “seçenlerin” sesi olacak yine.
Makamlara değil, hakikate eğilecek yine.
Gücün gölgesinde değil, gerçeğin ışığında yol alacak 23 yıl önce olduğu gibi.
Bizim bir meselemiz var:
Halkın sesini büyütmek…
Kimsenin kendini yalnız hissetmediği bir “memleket fotoğrafı” çekmek…
Halkın sabahını, Türkiye’nin vicdanına taşımak…
Sadece bir televizyon programı değil, bir yükümlülüğü de yeniden omzuma yüklüyorum:
İçinde olduğum halkımın hakkını, umudunu, öfkesini, sevgisini, kederini; kısacası tüm duygularını doğru anlatma yükümlülüğünü.
Çünkü “Sabah Resimleri” sadece bir yayın değil; hepimizin “ortak hikâyesi” olmuştu. Bu“hikâyeye” yeni sayfalar ekleyeceğiz yine.
Çay kokusuyla, telaşla, umutla, mücadeleyle yazılan bir sabah günlüğü…
Yeniden başlıyoruz.
Gerçeğin ışığıyla…
Cesaretin kalemiyle…
Ve halkın diliyle…
Ve selam olsun yeniden sabahın ayazında otobüs durağında titreşene, selam olsun kepengini "Bismillah" diyerek açan esnafa, selam olsun evladının beslenme çantasına koyacağı zeytini hesap eden o koca yürekli annelere.
Uzun zaman oldu, biliyorum. Tam 11 yıl. Meydan boş kaldı, sözler havada asılı kaldı. Ama dedik ya; su akar yatağını bulur, hakikat er ya da geç gün yüzüne çıkar.
Bakıyorum etrafa; herkes konuşuyor ama kimse birbirini duymuyor. Kravatlılar, o ceylan derisi koltuklarda oturanlar kendi dünyalarında; akşam pazarına çıkan Hacı Amca kendi dünyasında. Arada uçurumlar var, dağlar var.
Derdimiz, plazaların soğuk koridorlarında fısıldaşılanlar değil. Derdimiz, sanayi sitesindeki çırağın kararmış elleri, atanamayan öğretmenin kırık umudu, tarlasını süremeyen, ürettiğini hakkıyla satamayan çiftçinin buğusu tüten çayı. Yıllarca memlekete hizmet etmiş emeklinin hayal kırıklığıdır.
Süslü laflar, tepeden bakan nutuklar, anlaşılmaz entelektüel hezeyanlar duymayacaksınız.
Ne demiştik? "Sabah Resimleri, konuşulmayanı konuşacak, Duyulmayanı duyuracak, görülmeyeni gösterecek."
Kopyalayıp, yapıştırıp, papağanlık etmeyeceğiz. Güce eğilip, güçlüye biat edip borazanı olmayacağız.
Kan kussam da “kızılcık şerbeti” demiştim 23 yıl önce ilk yayında… Ve son 11 yıldır “kan kustuğumu” kimseye demedim.
"Seçilenlerin" şakşakçılığını yapmaya değil; "Seçenlerin" gür sesi olmaya geldik. “Mühür”kimde olursa olsun, “Süleyman olan” sadece halktır, millettir!
Burası “SABAH RESİMLERİ”!
Burası “Günün perde arkası”. Burası “Gerçek hayatın nabzı.”
Ve en önemlisi, burası “Memleketin vicdanı”.
Ve sıkça okuyacağız Ahmet Arif’in “Anadolu” anlatımını.
Gözümüz aydın olsun, hasret bitti.
Gerçeğin ışığıyla, cesaretin kalemiyle yeniden başlıyoruz.
“Başlatanlara da” şükranımızla…
Hoş bulduk, sefalar getirdik inşallah…
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, vesselam!
hasantahsink@gmail.com
