
Bir zamanlar akşam olunca evlerde bir “toparlanma” olurdu.
Sofra kurulur, çay demlenir, televizyon açılırdı.
Televizyon dediğin, evin içine “mahalle” dolardı: komşuluk, utanma duygusu, kırmadan konuşma, “ayıptır” terbiyesi…
Bugün televizyon açılıyor; evin içinde“silah sesi”duyuluyor sadece.
Tehdit giriyor. Şantaj giriyor. İntikam giriyor. “Adamlık” diye paketlenmiş “kabadayılık” giriyor.
Ve sonra toplum, aynı ağızla aynı soruyu soruyor:
“Bu çocuklar neden birbirini öldürüyor?”
“15 yaşındaki çocuk nasıl katil ya da maktul oluyor?”
“Okul yerine neden sokak; kalem yerine neden tabanca?”
Cevap tek bir yerde değil elbette.
Yoksulluk var, umutsuzluk var, ailelerin parçalanması var, okulun itibarsızlaşması var, sosyal medyanın hızlandırdığı öfke var, bilginin önemsizleştirilmesi, bilene saygısızlık, “emeksiz yemek”hedefleri de var.
Ama bir şeyi daha konuşmadan bu ülke iyileşmez:
Ekranın anlattığı hikâye” dünden bugüne” değişirken, Aile kavramı ve çocuğun dünyası da değişti.
Dün: Aile Sıcaklığı, Mahalle Ahlakı, Utanma Duygusu
TRT döneminde ya da özel kanalların ilk yıllarında ekranda şu vardı: “Birlikte yaşamak.”
Perihan Abla: “Kapı komşuya kapalı kalmaz” derdi.
Bizimkiler: “Kavga edersin ama ertesi gün aynı apartmanda yüz yüze bakarsın” derdi.
Süper Baba: “Otorite var ama merhametle” derdi.
Bu diziler kusursuz muydu? Değildi.
Ama şunu normalleştirirdi: dayanışma, saygı, mahcup olma, yüz kızarması.
Çocuk için önemli olan budur. Çünkü çocuk, hayatı önce “hikâyelerden” öğrenir.
Bugün: Mafya Romantizmi, Feodal “Ağa” Parlatması, Şiddetin Estetiği
Sonra bir dönemeç geldi.
“Kurtlar Vadisi”ile ekranın dili sertleşti; “hukuk” geriye çekildi, “silah” öne çıktı.
“Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” ve “Çukur” gibi diziler bu dili büyüttü:
Artık “aile”, çoğu zaman “örgüt” gibi; “mahalle”, “hakimiyet sahası” gibi; “erkeklik”, “vurabilme kapasitesi” gibi anlatıldı.
Mesele şu: Diziler tek başına suçlu değil.
Ama diziler, suçu ve şiddeti bir hayat stili” gibi sunarsa, çocuk bunu “gerçek hayatın dili” sanır. Ne yazık ki sandı!
Ve isimlere bakın:
Dün “Perihan Abla”, “Bizimkiler”, “İkinci Bahar” …
Bugün “Çukur”, “Üç kuruş”, “Eşkıya” …
Sadece isim bile bir toplumun ruh hâlini ele verir.
Çocuklar İdol Seçiyor: Kahraman Değil, Kabadayı
Bugün sokakta gördüğümüz şeye iyi bakın:
Çocuklar, iyiliği idol seçmiyor; çoğu zaman “güç” diye pazarlanan “zorbalığı seçiyor. Replik biriktiriyor, yürüyüş taklit ediyor, saygıyı sevgiyle değil korkuyla eşliyor.
Sonra bu çocuk, okulda başarısız olunca, evde ilgisiz kalınca, iş umudu görmeyince…
Birileri geliyor ve diyor ki:“Gel, bir iş var. Hızlı para. Kolay.”
Böylece “tetikçilik”, “çetecilik”, “torbacılık” denilen o karanlık ekonominin kapısı açılıyor.
Ve biz hâlâ “Nereden çıktı bu?” diye soruyoruz.
Uyuşturucu: Şiddetin Sessiz Kardeşi
Şiddet konuşuluyor, uyuşturucu fısıltıyla geçiştiriliyor. Oysa aynı hikâyenin iki yüzü bunlar.
İzmir Valisi Süleyman Elban, uyuşturucu ile mücadelede “torbacılar ve sokak satıcılarını sıkı takip ediyoruz” derken, bir noktaya da işaret ediyor: sentetik uyuşturucu dünyada yayılıyor; talep yoğun, “ucuz olduğu için” daha yaygınlaşıyor.
Bu cümle önemli. Çünkü yalnız “yakalama” diliyle bu iş bitmiyor.
Bir şehirde binlerce kişi “torbacı” olmaya yelteniyorsa, bu sadece polisiye mesele değildir; bu aynı zamanda “toplumsal çöküş” meselesidir.
Vali Elban’ın paylaştığı asayiş verilerinde, 2025’te yüzlerce operasyonda **212 organize suç çetesinin çökertildiği** bilgisi var. Bu da gösteriyor ki ortada ciddi bir mücadele var. Ama tam da burada sormak zorundayız:
Torbacıyı yakalıyoruz, peki torbacının eline o “torbayı” kim veriyor?
Sokaktaki satıcıyı konuşuyoruz, peki “zincirin tepesindeki tedarik”, “para trafiği”,“koruma kalkanları” nerede?
Asıl büyük soru budur. Çünkü “küçük balıkla” övünürsen, “büyük balık” daha rahat yüzer.
Cumhurbaşkanı Uyarıyor: Diziler Şiddeti Meşrulaştırıyor
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da, dizi ve film içeriklerinin “şiddeti teşvik eden, meşrulaştıran” bir role kayabildiğine dair uyarıları oldu; bu noktada yapımcılara, medya kuruluşlarına ve RTÜK’e sorumluluk düştüğünü söyledi.
Ayrıca bağımlılıklar (uyuşturucu, kumar vb.) konusunda da “aileyi tehdit eden” bir boyuta geldiğine dair uyarılar yaptığı son dönemde yeniden gündeme geldi.
Doğru. Uyarı doğru.
Ama uyarının tek başına yetmediği yer burası işte:
Çünkü aynı anda ekran, çocuğa başka bir şey öğretiyor:
“Güç şiddettedir.”
“Saygı korkudur.”
“Adalet silahtan sonra gelir.”
Devlet “dur” diyor, ekran “devam” diyor.
Çocuk hangisini daha çok izliyor?
Cevabı biliyoruz.
Peki devletin en üstündeki isim “uyarı” yaparken, toplumsal çöküşü durdurmak için siyasi ya da bürokratik birlik var mı? Sorgulanıyor mu?
Bu arada geçmeyelim ki, toplumsal iletişimde “yüz yüze” konuşmak yerine sosyal medyada iki satırla birbirini linç edenler hatta buluşup birbirine kıyanlar da var.
Aile Birliği Neden Çöküyor? Çünkü Hikâyeler Çöküyor
Aile birliği dediğin şey, sadece aynı çatı değildir.
Aile birliği: Konuşabilmektir,utanabilmektir, “yanlış yaptım” diyebilmektir, “büyüğün küçüğü ezmediği, küçüğün büyüğe düşman olmadığı bir güven duygusudur”.
Aile birliği, bollukta da kıtlıkta da “bir” olabilmektir. Kardeşin sıkıntı çekiyorsa, onu “banka kredisine” yönlendirmemektir. Edepli olup, sağa sola yan gözle bakmamaktır.
Ekran, yıllarca güven duygusunu besledi.
Sonra ekrandaki hikâye değişti: güvenin yerini korku, merhametin yerini intikam, emekle yükselmenin yerini “kolay para” aldı.
Çocuk bunu içselleştirince, aile içi çatışma büyüdü, çünkü çocuk artık “sabır” bilmiyor; “hemen sonuç” istiyor.Çünkü çocuk artık “söze” inanmıyor; “gösteriye” inanıyor.
Ve sonra…
Okul yerine sokak.
Kalem yerine bıçak.
Defter yerine silah.
Toparlamalıyım ki, bu yazı “dizi düşmanlığı” değil.Bu yazı “hikâye muhasebesi” yapmaya çalışmak.
Çünkü bugün iktidarın işaret ettiği camilere de muhalefetin işaret ettiği okullara da gitmek istemeyen, kaçan çocuklar var. Çünkü camilerde dini “korkuya dayalı” Emevî Ebu Süfyan” kafasıyla anlatanlar, okullarda ise “eğitimi” siyaset sayan anlayışlar var.
Yani bugün hem iktidar hem de muhalefet “sırça köşklerden” toplumsal çöküşü göremiyor, tepkileri ise sadece “olay anında” oluyor!
TV’de oynatılan “Arka Sokaklar” dizisinin artık “fantastik” olan son bölümlerinde, çocuk yaştaki tetikçinin saç tıraşının nasıl yaygınlaştığını gören var mı?
Bir toplum, çocuklarına sürekli karanlık hikâyeler anlatırsa;bir süre sonra çocuklar o karanlığı “hayat” sanır.O yüzden artık şunu açıkça söyleyelim:
Ekrandaki şiddet bir “dekor” değildir. Toplumun sinir uçlarına dokunan bir “eğitimdir”.
Ve biz, çocuklarımızı bu eğitimin içine yalnız bıraktık. Artık akşam yemeklerinde bir araya gelmeyen ailelerin final trajedilerini “Müge Anlı” ve “Didem Arslan” yayınlarında görüyoruz.
