
Yeni yıl 2026… Umutlarla girdik diliyorum.
Aslında “ilk yazım” çok farklı bir konuda olacaktı ama, koskoca belediye başkanının, onca danışmanı, akıl hocası varken böylesine garip bir video paylaşımı ve söylemleri benim de rotamı değiştirdi.
Satırlarımı okuyacak bazılarının, yine benim “35 yıllık İzmirli gazeteci” olduğumu unutup “şahsi” diyeceklerine eminim. Özellikle “muhabirlik” bile yapmadan “duayen gazeteci” kesilenler. Neyse onların yolunun sonuna iki küsür yıl var, benimkisi ise başladığımdan beri değişmedi.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Doktor Cemil Tugay, 2 Ocak 2026’da sosyal medyada yine konuştu. Evsizlerden söz etti, sokak hayvanlarından bahsetti, emeklilerin halini andı, su tasarrufuna çağrı yaptı, çöplerin ayrıştırılmasını hatırlattı. Açık ofisinin ne kadar yararlı olduğuna, arkadaşları ile sabah görüşmeleri yaptığına vurgu yaptı. Ama bunları, halkın gözünün içine bakarak yapmadı. Nasıl medya danışmanları varsa, o açıklamasını telefonunun ekranına bakarak yaptı, kamerasına değil.
Yani İzmir’in bütün yaralarını tek bir paylaşımda sıraladı.Ama ne yazık ki yine aynı yerden konuştu: Yukarıdan, uzaktan, sorumluluğu halka havale eden bir yerden.
İzmir’in kaldırımlarında, parklarında battaniyeye sarılmış insanların varlığı artık bir istisna değil, bir tablo. Belediyenin görevi bu tabloyu “üzülerek izlemek” değil, çözmektir. Sosyal medya mesajlarıyla değil, sahada görünerek, barınma politikası üreterek, kentin her sokağına, parkına, meydanına sahip çıkarak. Sadece halka “haber verin” diyerek değil yani.
Sokakta yaşayan hayvanlarsa İzmir’in sessiz sakinleri. Belediyenin görevi onları hatırlamak değil, gerçekten kentin her noktasında, ilçe belediyeleriyle birlikte organize olarak sahipsiz bırakmamaktır. Bir paylaşımda hissedilir merhamet, sahada organizasyon yoksa; o cümleler sadece vicdanları sadece sabun köpüğü misali rahatlatır.
Ay sonunu değil, haftayı çıkaramayan emeklilere tasarruf edin demek kolaydır. Ama tasarruf edebilmek için önce harcayacak bir şeyin olması gerekir. Emekliye sabır telkini, iktidarın da muhalefetin de ortak alışkanlığı hâline geldi. İzmar denen modifiye bakkallar “çakma tansaşlardır”. İzmar şu an için kimliksiz ve asla Tansaş kurumsal karakterinde değildir, öyledir diyenler bilin ki ya İzmir cahilidir ya da bir menfaat sarmalı içindedir.
Su indirimi ve kira desteği baştan aşağı yanlış bir ayrımcılık yaratmaktadır. Kime hangi oranlarda ve nasıl diye bir yığın soru yaratıyor.
Öte yandan anladığım muhterem Cemil Tugay, “tuzu kuru” akıl hocalarının öylesine etkisindeki, havuza çoğunlukla keyfi ve mantıklı gerekçesiz attığı çalışanlarını nasıl sefalete ittiğini, bankaların nasıl insafına kurban ettiğini, yüzlerce yuvayı yıkıma götürüp kul hakkıyla oynadığının farkında değil hala. Merhamet ve vicdan sözcüğünün anlamları yerle yeksan olmuş doktor beyde.
Su tasarrufu, çöp ayrıştırma elbette çok gerekli. Ama yıllardır altyapı yatırımları geciken, plansız büyüyen, susuzluk tehlikesiyle baş başa bırakılan bir şehirde sorumluluk yükünü sadece vatandaşa yıkmak, yönetenlerin sorumluluktan ya kaçışıdır ya da yönetim liyakatsizliğidir. Daha,organik olmayan ayrıştırmayı İzmir’e kabul ettiremeyen irade, şimdi de organik atıkları anlatacakmış, halk ayrıştırsın diye.
Sayın Başkan bilmeli ve anlamalı ki,İzmir’in artık nasihate, uyarıya, üstü örtülü cezai yaptırım tehditlerine değil,halkına doğrudan kulak veren, menfaatçi akıl hocaları ya da İzmir’i kendi çıkarlarına göre tasarlamaya kalkan siyasi nepotizmini yok sayacak iradeye ihtiyacı var.
Sosyal medya metinleriyle değil, sokakta hissedilen adaletle, merhametle yönetilen bir kente ihtiyacı var.Çünkü bu şehir, kendisine sürekli “fedakâr ol” denilen ama karşılığında hep ihmal edilen bir şehir olmaktan yoruldu artık.
