Hasan Tahsin
Köşe Yazarı
Hasan Tahsin
 

10 OCAK: ADI KALAN, RUHU YOK EDİLEN GÜN! (1961’den 2026’ya)

10 Ocak 1961’de çıkarılan “212 sayılı yasa”, bu ülkede çok net bir cümle kurmuştu: Gazetecilik bir hobi değil, “fikir işçiliğidir.” Muhabir, foto muhabiri, kameraman; yani sahada ter dökenler, kalemiyle, gözüyle, kamerasıyla gerçeğin peşinde koşanlar ilk kez “çalışan” kabul edilmişti. Sonrası malum. Bu ülkede “hak” ne zaman yazıya dökülse, arkasından mutlaka bir “budama operasyonu” gelir. 1971… 1980… Her askeri darbe yalnızca siyaseti değil, “basını da doğradı”. Gazetecinin sosyal güvencesi kırpıldı, sendikal hakları törpülendi, emeği ucuzlatıldı. Yerine ise adına “medya patronluğu” denilen ama gazetecilikle ilgisi olmayan bir “yönetici kastı” yerleştirildi. Bugün 10 Ocak’ın ruhu yoktur. Çünkü özellikle 1980 darbesinde, cunta ile Turgut Özal zihniyeti, “bilinçli” biçimde “basın gerçeği” öldürmüştür. 2026’daki tüm sorunların temelinin adresi, 1980 Faşist Darbesidir! 1980’ne giden yolun taşları da 1971’de döşenmeye başlanmıştır! Bugün sahada çalışan gazeteci ne siyaset için anlamlıdır ne de sermaye için değerlidir. Çünkü gazetecilik artık demokratik bir güç olarak değil, “kontrol edilmesi gereken bir risk” olarak görülmektedir. Ve burada İzmir’e özgü, can yakıcı bir gerçeği de konuşmak zorundayız. İzmir Sermayesi: Kendi Kentinin Medyasına Düşman! İzmir sermayesi, yıllardır kendi kentinden çıkan yerel medyaya “sistematik biçimde sırtını dönmüştür”. Bu bir tesadüf değil, tercihtir. Hatta “oyunun” önemli bir aşamasıdır. Somut konuşalım: – İzmir’de yıllardır milyonlarca liralık ciro yapan şirketlerin “tek kuruş ilanı” yerel gazetelere vermezken, İstanbul merkezli ulusal mecralara düzenli reklam aktardığını herkes biliyor. – İzmir’de faaliyet gösterip, basın bütçesini İstanbul ajanslarına teslim eden holdingler var. Kentin muhabirini tanımazlar ama İstanbul’daki “medya ilişkileri direktörünün” iki dudağına bakarlar. – Yerel gazetede eleştirel bir haber çıktığında, ilk refleksleri “cevap hakkı” değil; “reklamı kesme tehdidi” olur. Bu, İzmir’de defalarca yaşanmış bir pratik. Daha açık söyleyelim: İzmir sermayesi, “yerel gazeteciden korkar”! Çünkü yerel “gerçek gazeteci” AVM açılışında kurdele kesmez; imar rantını sorar. Çünkü “yerel gazeteci” holding bültenini basmaz; kamu zararını yazar. Bu yüzden İzmir sermayesi, kentiyle bağını koparmış; İstanbul’un bir “taşeron sermayesi” olmayı tercih etmiştir. Artık İzmirli değil, “İstanbul’un taşra uzantısıdır”! Aidiyet bitmiştir. Kent bilinci yok olmuştur. Geriye sadece “marka algısı” ve “PR dili” kalmıştır. “Gazetecisiz” Kutlama, Muhabirsiz 10 Ocak! Bu zihniyet, 10 Ocak etkinliklerinde de karşımıza çıkar. Salonlarda kimler vardır? Patronlar, yöneticiler, danışmanlar, protokol gazetecileri… Kimler yoktur? Asgari ücretle çalışan gerçek gazeteciler! İzmir Valiliği’nin etkinliğinde servis edilen fotoğraf, “çalışan gazetecilerin günü” değil; “statü sahiplerinin günü”fotoğrafıdır. Muhabirin masada değil, “serviste” olduğu bir fotoğraf… Ana muhalefetin İzmir’de düzenlediği etkinlik ise ayrı bir yaradır. İzmir basın tarihini bilmeyenlerin, bu kente İstanbul’dan “ünlü” ithal etmesi; yerel gazeteciyi ise figüran gibi görmesidir.  Bu, sadece bir organizasyon hatası değildir. Bu, “yerel basını yok sayma ideolojisidir”. “Cemiyet mi, Danışmanlık Ofisi mi?” Dünün “şanlı” bugünün İzmir Gazeteciler Cemiyeti denilen yapısı, ne yazık ki bir meslek örgütünden çok; belediyelerle iyi geçinen, siyasetle fotoğraf veren, sermaye ile çatışmayan bir “medya danışmanları kulübü” görüntüsü vermektedir. Belediyenin mülkünde, belediyenin imkânlarıyla “cemiyetçilik” oynayıp; sonra basın özgürlüğünden söz etmek, bu kentin cefakâr gazetecilerine hakarettir. Sorular ortadadır ve cevaplanmamaktadır: – İzmir’de gazeteciler hangi özlük haklarıyla çalışıyor? – Kaç muhabirin sigortası eksik? – Kaç editör fazla mesai ücreti almıyor? – Yerel medya neden sürekli kapanıyor ama AVM’ler büyüyor? 2000’lerin başına kadar, aylık maaşıyla yuva dahi kurabilen “gazeteci”, bugün neden “yoklarıyla” yaşama savaşı veriyor? Gazetecinin adına “kredi” çekip, sonra ödemeyen ve gazetecinin aile birliğini dahi bozanlar neden bugün hala saygıgörüyor?  Bugün neden “akrebin akrebe etmediğini” İzmir’de “gazeteci, gazeteciye” ediyor! Neden hayatında bir kez bile haber peşinde koşmamış, polis copu yememiş, mikrofon dahi tutmayı bilmeyenler “gazeteci” sayılıyor?  Neden “basın kartları” neredeyse “her işini bilene” dağıtılıyor?  Bugün mevcut güya gazeteci örgütü, iktidarın her antidemokratik eylemine tepki verirken, kendi yaşadığı kentin yerel iktidarının faşistliklerine sessiz? İstanbul’da bir gazetecinin ayağına taş değse, kıyameti koparanlar neden İzmir’de gazetecilerin bizzat yerel dinamikler tarafından “tehdit unsuru” görülmesine “çıt” çıkarmıyor?  Bugün CHP de “iletişimden” vaz geçti… İGC kendi kafasında olmayana “gazeteci saymıyoruz, hissi davranıyor” diyecek kadar riyakâr!  Gazeteci eleştirir, övmez!  Gazeteci, kimsenin karşısında düğmesini iliklemez!  Gazeteci “başkanım” ya da “vekilim” demez!  Ama yazıktır ki bugün “gazeteci” olmak çok kolay çünkü meslek “planlı değersizleştirildi”. İnternet medyası adı altında; mesleğin etiğini, dilini, tarihini bilmeyenler “duayen” ilan edildi. Bu çürümenin sponsoru ise yalnızca siyaset kurumu değil; kökü dışarıda, emperyalizm yandaşı sermaye odaklarıdır! 10 Ocak artık bir kutlama değildir. Bu şehir, kendi gazetecisini yalnız bırakmıştır. Sermayesiyle, siyasetiyle, cemiyetleriyle… “Dünü” unutan ne kadar “oynak” varsa, “bugün” bize “gazetecilik” diyor, vesselam! NOT: Bu yazının devamı, CHP toplantısı sonrası kaleme alınacaktır.
Ekleme Tarihi: 10 Ocak 2026 -Cumartesi

10 OCAK: ADI KALAN, RUHU YOK EDİLEN GÜN! (1961’den 2026’ya)

10 Ocak 1961’de çıkarılan “212 sayılı yasa”, bu ülkede çok net bir cümle kurmuştu: Gazetecilik bir hobi değil, “fikir işçiliğidir.”

Muhabir, foto muhabiri, kameraman; yani sahada ter dökenler, kalemiyle, gözüyle, kamerasıyla gerçeğin peşinde koşanlar ilk kez “çalışan” kabul edilmişti.

Sonrası malum.

Bu ülkede “hak” ne zaman yazıya dökülse, arkasından mutlaka bir “budama operasyonu” gelir.

1971…

1980…

Her askeri darbe yalnızca siyaseti değil, “basını da doğradı”.

Gazetecinin sosyal güvencesi kırpıldı, sendikal hakları törpülendi, emeği ucuzlatıldı. Yerine ise adına “medya patronluğu” denilen ama gazetecilikle ilgisi olmayan bir “yönetici kastı” yerleştirildi.

Bugün 10 Ocak’ın ruhu yoktur. Çünkü özellikle 1980 darbesinde, cunta ile Turgut Özal zihniyeti, “bilinçli” biçimde “basın gerçeği” öldürmüştür.

2026’daki tüm sorunların temelinin adresi, 1980 Faşist Darbesidir! 1980’ne giden yolun taşları da 1971’de döşenmeye başlanmıştır!

Bugün sahada çalışan gazeteci ne siyaset için anlamlıdır ne de sermaye için değerlidir. Çünkü gazetecilik artık demokratik bir güç olarak değil, “kontrol edilmesi gereken bir risk” olarak görülmektedir.

Ve burada İzmir’e özgü, can yakıcı bir gerçeği de konuşmak zorundayız.

İzmir Sermayesi: Kendi Kentinin Medyasına Düşman!

İzmir sermayesi, yıllardır kendi kentinden çıkan yerel medyaya “sistematik biçimde sırtını dönmüştür”.

Bu bir tesadüf değil, tercihtir. Hatta “oyunun” önemli bir aşamasıdır.

Somut konuşalım:

– İzmir’de yıllardır milyonlarca liralık ciro yapan şirketlerin “tek kuruş ilanı” yerel gazetelere vermezken, İstanbul merkezli ulusal mecralara düzenli reklam aktardığını herkes biliyor.

– İzmir’de faaliyet gösterip, basın bütçesini İstanbul ajanslarına teslim eden holdingler var. Kentin muhabirini tanımazlar ama İstanbul’daki “medya ilişkileri direktörünün” iki dudağına bakarlar.

– Yerel gazetede eleştirel bir haber çıktığında, ilk refleksleri “cevap hakkı” değil; “reklamı kesme tehdidi” olur. Bu, İzmir’de defalarca yaşanmış bir pratik.

Daha açık söyleyelim:

İzmir sermayesi, “yerel gazeteciden korkar”!

Çünkü yerel “gerçek gazeteci” AVM açılışında kurdele kesmez; imar rantını sorar.

Çünkü “yerel gazeteci” holding bültenini basmaz; kamu zararını yazar.

Bu yüzden İzmir sermayesi, kentiyle bağını koparmış; İstanbul’un bir “taşeron sermayesi” olmayı tercih etmiştir.

Artık İzmirli değil, “İstanbul’un taşra uzantısıdır”!

Aidiyet bitmiştir. Kent bilinci yok olmuştur.

Geriye sadece “marka algısı” ve “PR dili” kalmıştır.

“Gazetecisiz” Kutlama, Muhabirsiz 10 Ocak!

Bu zihniyet, 10 Ocak etkinliklerinde de karşımıza çıkar.

Salonlarda kimler vardır?

Patronlar, yöneticiler, danışmanlar, protokol gazetecileri…

Kimler yoktur?

Asgari ücretle çalışan gerçek gazeteciler!

İzmir Valiliği’nin etkinliğinde servis edilen fotoğraf, “çalışan gazetecilerin günü” değil; “statü sahiplerinin günü”fotoğrafıdır. Muhabirin masada değil, “serviste” olduğu bir fotoğraf…

Ana muhalefetin İzmir’de düzenlediği etkinlik ise ayrı bir yaradır.

İzmir basın tarihini bilmeyenlerin, bu kente İstanbul’dan “ünlü” ithal etmesi; yerel gazeteciyi ise figüran gibi görmesidir.  Bu, sadece bir organizasyon hatası değildir.

Bu, “yerel basını yok sayma ideolojisidir”.

“Cemiyet mi, Danışmanlık Ofisi mi?”

Dünün “şanlı” bugünün İzmir Gazeteciler Cemiyeti denilen yapısı, ne yazık ki bir meslek örgütünden çok; belediyelerle iyi geçinen, siyasetle fotoğraf veren, sermaye ile çatışmayan bir “medya danışmanları kulübü” görüntüsü vermektedir.

Belediyenin mülkünde, belediyenin imkânlarıyla “cemiyetçilik” oynayıp; sonra basın özgürlüğünden söz etmek, bu kentin cefakâr gazetecilerine hakarettir.

Sorular ortadadır ve cevaplanmamaktadır:

– İzmir’de gazeteciler hangi özlük haklarıyla çalışıyor?

– Kaç muhabirin sigortası eksik?

– Kaç editör fazla mesai ücreti almıyor?

– Yerel medya neden sürekli kapanıyor ama AVM’ler büyüyor?

2000’lerin başına kadar, aylık maaşıyla yuva dahi kurabilen “gazeteci”, bugün neden “yoklarıyla” yaşama savaşı veriyor? Gazetecinin adına “kredi” çekip, sonra ödemeyen ve gazetecinin aile birliğini dahi bozanlar neden bugün hala saygıgörüyor? 

Bugün neden “akrebin akrebe etmediğini” İzmir’de “gazeteci, gazeteciye” ediyor!

Neden hayatında bir kez bile haber peşinde koşmamış, polis copu yememiş, mikrofon dahi tutmayı bilmeyenler “gazeteci” sayılıyor? 

Neden “basın kartları” neredeyse “her işini bilene” dağıtılıyor? 

Bugün mevcut güya gazeteci örgütü, iktidarın her antidemokratik eylemine tepki verirken, kendi yaşadığı kentin yerel iktidarının faşistliklerine sessiz? İstanbul’da bir gazetecinin ayağına taş değse, kıyameti koparanlar neden İzmir’de gazetecilerin bizzat yerel dinamikler tarafından “tehdit unsuru” görülmesine “çıt” çıkarmıyor? 

Bugün CHP de “iletişimden” vaz geçti… İGC kendi kafasında olmayana “gazeteci saymıyoruz, hissi davranıyor” diyecek kadar riyakâr! 

Gazeteci eleştirir, övmez! 

Gazeteci, kimsenin karşısında düğmesini iliklemez! 

Gazeteci “başkanım” ya da “vekilim” demez! 

Ama yazıktır ki bugün “gazeteci” olmak çok kolay çünkü meslek “planlı değersizleştirildi”.

İnternet medyası adı altında; mesleğin etiğini, dilini, tarihini bilmeyenler “duayen” ilan edildi. Bu çürümenin sponsoru ise yalnızca siyaset kurumu değil; kökü dışarıda, emperyalizm yandaşı sermaye odaklarıdır!

10 Ocak artık bir kutlama değildir.

Bu şehir, kendi gazetecisini yalnız bırakmıştır.

Sermayesiyle, siyasetiyle, cemiyetleriyle…

“Dünü” unutan ne kadar “oynak” varsa, “bugün” bize “gazetecilik” diyor, vesselam!

NOT: Bu yazının devamı, CHP toplantısı sonrası kaleme alınacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberege.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.