Hasan Tahsin
Köşe Yazarı
Hasan Tahsin
 

“BİTEN” İZMİR, ANLAYIŞSIZ “BELEDİYE”!

“Barika-i hakikat Gerçeğin, müsademe-i efkardan doğar.” Yani, gerçeğin ışığı, fikirlerin tartışılmasından doğar. Bu söz, yalnızca eski bir Osmanlıca söz değildir. Bu söz, demokrasinin özü, aklın namusu, siyasetçinin aynasıdır. Tartışma yoksa hakikat yoktur. İtiraz yoksa adalet kördür. Soru sorulamıyorsa, orada demokrasi yalnızca bir afiş süsüdür. Eleştiri yoksa “kula, kulluk” vardır! Demokrasiyi dilinden düşürmeyen, her kürsüde “özgürlük, çoğulculuk, katılımcılık, emek hakkı, insan hakları, hukuk, adalet” nutukları atan Özgür Özel ve “yeni” CHP, neden bu sözleri “seçtirdikleri” İzmir belediye başkanına hatırlatmıyor? Neden Cemil Tugay, İzmir’de demokrasiyi bir yönetim biçimi olarak değil de içi boş bir seçim sloganı olarak görüyor? Neden eleştirilere “tepki” gösterip adeta, medya dahil her kesimin kendisine “kulluk” etmesini “biat etmesini” ister gibi kibre dayanıyor? İzmir… Binlerce yıllık bir kent. Agora’sında halkın tartıştığı, limanında fikirlerin dolaştığı, sokaklarında itirazın eksik olmadığı bir şehirdi… Bugün ise İzmir, halkın seçtiği yerel idare tarafından “başkan, yakın çevresi ve atanmış küçük bir klik” anlayışıyla yönetiliyor. Ve bu anlayışı destekleyen, İzmir’i aslında sevmeyen, İzmir karşıtı veya kompleksinde CHP ekipleri var Ankara’da… Belki de Manisa’da, Malatya’da, İstanbul’da. 31 Mart 2024’ten bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde konuşulmayan ama herkesin bildiği bir gerçek: “Organize mobbing”! Bunu şimdilerde “işçilerle ilgilenmiyoruz” diyen ama en iyi bilenlerden biri de Çağatay Güç isimli “eski genel sekreter yardımcısı”, şimdinin CHP İzmir İl Başkanı! Sürgünler… Görev tanımı dışı işler… İtibarsızlaştırmalar… “Ya sus ya git” mesajları… Cahil ve riyakâr “koordinatör”, “şube müdürleri” zulümleri. Şirket yönetim kurulu başkan ve üyelerinin bazılarının açık faşizan rüzgarları! Ama ne gariptir ki, bu açık gerçekler karşısında Başkan Tugay’ın dili suskun. Çünkü Cemil Tugay demokrasiye değil nepotizme inanıyor görülen! Ne bir yüzleşme var, Ne bir hesap verme, Ne de “gelin konuşalım” cesareti.​ Muhalif tek bir ses neden masaya yatırılmıyor? Eleştiri neden düşmanlık sayılıyor? Sorgulayan neden “uyumsuz” ilan ediliyor? Bir yandan, “çok işçi var, yatıyorlar” deniliyor, diğer yandan, 2 binin üzerinde yeni işçi alımıyapılıyor. Bu nasıl bir mantıktır? Bu nasıl bir tasarruf anlayışıdır? Eğer çok işçi yatıyorsa, “yönetilemiyor” demektir.     Eğer yeni işçi alıyorsanız, sözler samimiyetsizdir. İkisi birden doğru olamaz. “Tasarruf” deniyor ama “Şehir Tiyatrosu” kerameti kendinden menkul bir seçkinci, halktan uzak aklın elinde, İzmir’e yukarıdan bakan bir anlayışla yönetiliyor ve tek bir oyun için harcanan paralar akla ziyan! Bu mudur halkçı belediyecilik? Bir zamanlar İzmir’in belleği olan “Kent Arşivi”, bugün asli görevlerini bir kenara bırakmış durumda. “İzmir’i aydınlatma” bir yana atılmış, onun yerine, bu ekonomik dar boğazda, bildik bir konuyu “yeniymiş” gibi dayatan bir sergi ile yüzlerce kişilik “alkollü kokteyller” protokol pozları ve daha önemlisi “yerel yönetim duygularından uzak” bir okul arkadaşı aileyi “mutlu etme çiftliğine” dönüşmüş Kent Arşivi. Bu kent ekonomik olarak yanarken, bu fotoğraflar kime hizmet ediyor? İzmir’in su ve çöp sorunu, körfezin can çekişmesi, deprem gerçeği, kent kimliğinin erozyonubir bir halının altına süpürülüyor. Bugün İzmir yanıyor. Ama ne yazık ki, başkan ve çevresi yangına değil, ayna karşısında saçlarını taramaya bakıyor. Demokrasi, alkışla değil, itirazla yaşar. Halkçılık, kokteylle değil, hesap vermekle olur. Sol, eleştiriden korktuğu gün sağcılaşır. Bu kent susmaz. Bu kent unutturmaz. Bu kent, gerçeğin ışığını mutlaka bir yerden çıkarır. Çünkü “barika-i hakikat”, er ya da geç“müsademe-i efkardan doğar”! İzmir buna alışkındır. Bu satırları kaleme aldıktan sonra okudum da bir “eksik” fark ettim. O “eksik” iç sıkıntım. İzmir son 35 yıldır hiç bu kadar “tek kanallı” olmamıştı. Sorgulamadan, hesap sormaktan, tartışmaktan bu kadar uzaklaşmamıştı. İzmir’in dinamikleri bu kadar silikleşmemişti, eskiden başlı başına “İzmir Basını” vardı, şimdiki “medya” değil! Mesela İzmir Gazeteciler Cemiyeti yönetiminin hiç mi içi sıkılmıyor? Şu an yaşadığımız bir yandan iktidarın yanlış ekonomik, eğitim, sağlık ve kültür politikalarıyla, kendine “muhalefet” diyen yapıların halktan fersah fersah kopukluğu. Bugün CHP başta, ne yazık ki muhalefet inanılmaz bir kibir kaftanına bürünmüş. Bugün Türkiye’de çok ciddi sorunlar var ama halk yalnız, tek başına, çaresiz… Halkın gündemi ne yazık ki siyasetin gündemi değil. Ve böylesine kasvetli bir süreçte İzmir, parıldayacağına matlaşıyor… Üstelik İzmir’i “yönettiğini” iddia eden zihniyet, iktidar partisi değil güya ana muhalefet! Başkan Tugay bir şekilde gerçeklerle yüzleşmiyor. Ona, kendi oluşturduğu, güvendiği, tozkondurmadığı üç beş kişi ne derse ne yazarsa inanıyor. Geçmiş bilgisi olmadığı gibi, ideolojik temeli, genel kültür ve kent bilgisi seviyesi çok düşük. Oysa “hekim” kimliğini hatırlasa, vicdan muhakemesiyle merhamet sorgulaması yapsa, muhalifleri düşman gibi görmese, işçilere “yatan tembeller” gözüyle bakmasa, İzmir’in yaşayan ama görevde olmayan eski belediye başkanlarını ziyaret edip dinlese, kendini eleştirene eski başkanlar gibi telefon etse belki çevresindekilerin “göründükleri gibi olmadığını” anlayacak. Çünkü araştırma gereği duyacak. Ben CHP için de Cemil Tugay içinde üzülüyorum. CHP’nin mevcut il başkanının cehaleti deiçimi acıtıyor. Gencecik bir il başkanı daha dinamik, tepkili olur. Ama bu genç, geldiği yapının bir parçası olduğunu ısrarla unutmuyor! Kabul etmeseler de İzmir, iyi yönetilmiyor ve hatta “yönetilmiyor”. İzmir bugün ne yazık ki “saldım çayıra Mevla kayıra” anlayışına teslim edilmiş durumda. Değişir mi? Sanmıyorum, zira dilerim kimse “kibirle” imtihan edilmesin!    
Ekleme Tarihi: 13 Aralık 2025 -Cumartesi

“BİTEN” İZMİR, ANLAYIŞSIZ “BELEDİYE”!

“Barika-i hakikat Gerçeğin, müsademe-i efkardan doğar.”

Yani, gerçeğin ışığı, fikirlerin tartışılmasından doğar.

Bu söz, yalnızca eski bir Osmanlıca söz değildir. Bu söz, demokrasinin özü, aklın namusu, siyasetçinin aynasıdır.

Tartışma yoksa hakikat yoktur. İtiraz yoksa adalet kördür. Soru sorulamıyorsa, orada demokrasi yalnızca bir afiş süsüdür.

Eleştiri yoksa “kula, kulluk” vardır!

Demokrasiyi dilinden düşürmeyen, her kürsüde “özgürlük, çoğulculuk, katılımcılık, emek hakkı, insan hakları, hukuk, adalet” nutukları atan Özgür Özel ve “yeni” CHP, neden bu sözleri “seçtirdikleri” İzmir belediye başkanına hatırlatmıyor?

Neden Cemil Tugay, İzmir’de demokrasiyi bir yönetim biçimi olarak değil de içi boş bir seçim sloganı olarak görüyor? Neden eleştirilere “tepki” gösterip adeta, medya dahil her kesimin kendisine “kulluk” etmesini “biat etmesini” ister gibi kibre dayanıyor?

İzmir…

Binlerce yıllık bir kent.

Agora’sında halkın tartıştığı, limanında fikirlerin dolaştığı, sokaklarında itirazın eksik olmadığı bir şehirdi…

Bugün ise İzmir, halkın seçtiği yerel idare tarafından “başkan, yakın çevresi ve atanmış küçük bir klik” anlayışıyla yönetiliyor. Ve bu anlayışı destekleyen, İzmir’i aslında sevmeyen, İzmir karşıtı veya kompleksinde CHP ekipleri var Ankara’da… Belki de Manisa’da, Malatya’da, İstanbul’da.

31 Mart 2024’ten bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde konuşulmayan ama herkesin bildiği bir gerçek: “Organize mobbing”!

Bunu şimdilerde “işçilerle ilgilenmiyoruz” diyen ama en iyi bilenlerden biri de Çağatay Güç isimli “eski genel sekreter yardımcısı”, şimdinin CHP İzmir İl Başkanı!

Sürgünler…

Görev tanımı dışı işler…

İtibarsızlaştırmalar…

“Ya sus ya git” mesajları…

Cahil ve riyakâr “koordinatör”, “şube müdürleri” zulümleri. Şirket yönetim kurulu başkan ve üyelerinin bazılarının açık faşizan rüzgarları!

Ama ne gariptir ki, bu açık gerçekler karşısında Başkan Tugay’ın dili suskun. Çünkü Cemil Tugay demokrasiye değil nepotizme inanıyor görülen!

Ne bir yüzleşme var,

Ne bir hesap verme,

Ne de “gelin konuşalım” cesareti.​

Muhalif tek bir ses neden masaya yatırılmıyor?

Eleştiri neden düşmanlık sayılıyor?

Sorgulayan neden “uyumsuz” ilan ediliyor?

Bir yandan, “çok işçi var, yatıyorlar” deniliyor, diğer yandan, 2 binin üzerinde yeni işçi alımıyapılıyor.

Bu nasıl bir mantıktır?

Bu nasıl bir tasarruf anlayışıdır?

Eğer çok işçi yatıyorsa, “yönetilemiyor” demektir.

 
 

Eğer yeni işçi alıyorsanız, sözler samimiyetsizdir.

İkisi birden doğru olamaz.

“Tasarruf” deniyor ama “Şehir Tiyatrosu” kerameti kendinden menkul bir seçkinci, halktan uzak aklın elinde, İzmir’e yukarıdan bakan bir anlayışla yönetiliyor ve tek bir oyun için harcanan paralar akla ziyan!

Bu mudur halkçı belediyecilik?

Bir zamanlar İzmir’in belleği olan “Kent Arşivi”, bugün asli görevlerini bir kenara bırakmış durumda.

“İzmir’i aydınlatma” bir yana atılmış, onun yerine, bu ekonomik dar boğazda, bildik bir konuyu “yeniymiş” gibi dayatan bir sergi ile yüzlerce kişilik “alkollü kokteyller” protokol pozları ve daha önemlisi “yerel yönetim duygularından uzak” bir okul arkadaşı aileyi “mutlu etme çiftliğine” dönüşmüş Kent Arşivi.

Bu kent ekonomik olarak yanarken, bu fotoğraflar kime hizmet ediyor?

İzmir’in su ve çöp sorunu, körfezin can çekişmesi, deprem gerçeği, kent kimliğinin erozyonubir bir halının altına süpürülüyor.

Bugün İzmir yanıyor.

Ama ne yazık ki, başkan ve çevresi yangına değil, ayna karşısında saçlarını taramaya bakıyor.

Demokrasi, alkışla değil, itirazla yaşar. Halkçılık, kokteylle değil, hesap vermekle olur.

Sol, eleştiriden korktuğu gün sağcılaşır.

Bu kent susmaz.

Bu kent unutturmaz.

Bu kent, gerçeğin ışığını mutlaka bir yerden çıkarır. Çünkü “barika-i hakikat”, er ya da geç“müsademe-i efkardan doğar”!

İzmir buna alışkındır.

Bu satırları kaleme aldıktan sonra okudum da bir “eksik” fark ettim.

O “eksik” iç sıkıntım. İzmir son 35 yıldır hiç bu kadar “tek kanallı” olmamıştı. Sorgulamadan, hesap sormaktan, tartışmaktan bu kadar uzaklaşmamıştı. İzmir’in dinamikleri bu kadar silikleşmemişti, eskiden başlı başına “İzmir Basını” vardı, şimdiki “medya” değil! Mesela İzmir Gazeteciler Cemiyeti yönetiminin hiç mi içi sıkılmıyor?

Şu an yaşadığımız bir yandan iktidarın yanlış ekonomik, eğitim, sağlık ve kültür politikalarıyla, kendine “muhalefet” diyen yapıların halktan fersah fersah kopukluğu. Bugün CHP başta, ne yazık ki muhalefet inanılmaz bir kibir kaftanına bürünmüş.

Bugün Türkiye’de çok ciddi sorunlar var ama halk yalnız, tek başına, çaresiz…

Halkın gündemi ne yazık ki siyasetin gündemi değil. Ve böylesine kasvetli bir süreçte İzmir, parıldayacağına matlaşıyor… Üstelik İzmir’i “yönettiğini” iddia eden zihniyet, iktidar partisi değil güya ana muhalefet!

Başkan Tugay bir şekilde gerçeklerle yüzleşmiyor. Ona, kendi oluşturduğu, güvendiği, tozkondurmadığı üç beş kişi ne derse ne yazarsa inanıyor. Geçmiş bilgisi olmadığı gibi, ideolojik temeli, genel kültür ve kent bilgisi seviyesi çok düşük.

Oysa “hekim” kimliğini hatırlasa, vicdan muhakemesiyle merhamet sorgulaması yapsa, muhalifleri düşman gibi görmese, işçilere “yatan tembeller” gözüyle bakmasa, İzmir’in yaşayan ama görevde olmayan eski belediye başkanlarını ziyaret edip dinlese, kendini eleştirene eski başkanlar gibi telefon etse belki çevresindekilerin “göründükleri gibi olmadığını” anlayacak. Çünkü araştırma gereği duyacak.

Ben CHP için de Cemil Tugay içinde üzülüyorum. CHP’nin mevcut il başkanının cehaleti deiçimi acıtıyor. Gencecik bir il başkanı daha dinamik, tepkili olur. Ama bu genç, geldiği yapının bir parçası olduğunu ısrarla unutmuyor!

Kabul etmeseler de İzmir, iyi yönetilmiyor ve hatta “yönetilmiyor”.

İzmir bugün ne yazık ki “saldım çayıra Mevla kayıra” anlayışına teslim edilmiş durumda.

Değişir mi?

Sanmıyorum, zira dilerim kimse “kibirle” imtihan edilmesin!

 

 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberege.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.