
İzmir’in otopark sorunu yeni değil.
Yeni olan, nihayet bu sorunun “adının doğru konulmaya başlanması”. Ama dikkat edin “yeni başladı” diyorum.
Bu şehirde asfalt çok döküldü, beton çok yükseldi, kurdele çok kesildi.
Ama akıl, plan ve cesaret aynı hızla artmadı.
O yüzden İzmir bugün arabadan boğulmuş bir kentse, bu bir kader değil; “yarım asırlık tercihler zinciridir.”
GÖRMEYEREK BAŞLAYAN HİKÂYE
1950’lerden itibaren İzmir motorize olmaya başladı.
“Amerikan otomobil kültürü” ithal edildi; ama onun gerektirdiği “kent aklı” hiçe sayıldı.
Konak’tan Alsancak’a uzanan merkez aks, hâlâ yaya ve tramvay döneminin dar sokakları üzerine kuruluydu. “Bugün 5 araba var, yarın 500 olacak” denmedi. Çünkü bu şehirde yarın, hep bugünün konforuna feda edildi.
Kent büyüdü.
Rant büyüdü.
Ama park alanı “bilinçli biçimde” büyütülmedi. İlk hata değil, ilk “suskunluk” o günlerde başladı.
PRESTİJ ARABASI, SEYİRCİ BELEDİYELER
70’ler, 80’ler…
Otomobil ulaşım aracı olmaktan çıktı, statü simgesine dönüştü. Belediyeler yolu genişletti, asfaltı çoğalttı; ama kimse “arabalar nereye park edecek” diye sormadı?
Karşıyaka, Bornova, Göztepe, Buca, Balçova, Narlıdere, Bayraklı, Karabağlar, Konak…
Planlı gelişmesi gereken her semt, her ilçe plansız apartman yığınlarına teslim edildi.
“Otopark yönetmeliği” vardı; ama sadece kâğıt üstünde kaldı.
Müteahhitler otoparkı daireye çevirdi, belediyeler sustu, şehir nefessiz kaldı.
Sorun geçici olmadı, “kangrenleşti” ama sadece seyredildi, çeşitli odakların menfaati, halkın geleceğinin önüne kondu.
ALIŞKANLIĞA DÖNÜŞEN İHMAL
90’larda araç sayısı patladı. Otopark yatırımları ise yerinde saydı.
Alsancak’ta, Kemeraltı’nda, Konak’ta “yol üstü park”normalleşti.
Hatta belediyeler için düzensizlik, “düzenli gelir” kapısına dönüştü.
Trafik emniyetinin eli kolu, “şehir baronları” tarafından bağlandı. Gariban taksici, dolmuşçu “hedef” oldu ama sorunu yaratanlara “efsane” bile dendi.
2000’lere gelindiğinde İzmir’de araç sayısı 400 bini aşmıştı.
Resmî otopark kapasitesi 10 binin altındaydı.
Yer altı otoparkları konuşuldu, projeler çizildi, maketler sergilendi.
Ama şehir yerin altına değil, “yerin dibine” itildi.
SÖYLEM VARDI, CESARET YOKTU
2010’larda “katlı otopark hamlesi” dendi.
Birkaç tesis açıldı, birkaç açılış yapıldı.
Ama rakamlar kimseyi affetmedi:
2010’da 700 bin araç,
2020’de 1,4 milyon araç.
Her yıl on binlerce yeni araba, ama vitrinlik çözümler.
Sonuç:
Kaldırımlar işgal edildi.
Yayalar sürgüne çıktı.
Şehir, araba için yaşar hale geldi.
KRİZİN İTİRAF NOKTASI
Bugün İzmir’de araç sayısı 1,9 milyonu aştı.
Toplam otopark kapasitesi yaklaşık 50 bin.
Yani her 38 araca bir park yeri.
Bu tablo plansızlık değil, toplu bir yönetim hatasıdır.Kabahat sadece belediyede değil, tüm cüzdanı şişkin kent dinamiklerinin ve sözde “kanaat önderlerinindir”!
Ve işin en çarpıcı yanı:
Otoparkı olmayan binalardan “otopark bedeli” alındı.
Ama o paralarla otopark yapılmadı.
İzmir’e şu model dayatıldı: Parası alınmış, hakkı verilmemiş bir kent. Üstelik İzmir’de bugün asla denetlenmeyen, araştırılmayan bir “özel otopark” furyası. Ve bu “özel otoparklar” için katledilen tarihsel kimlik mirası!
ÇANKAYA OTOPARKI VE DUVARA ÇARPAN GERÇEK
Çankaya Katlı Otoparkı tartışması, yıllardır halının altına süpürülen gerçeği ortaya çıkardı.
Sorun beton değildi.
Sorun “akıldı”.
O “ucube” ihtiyaç gibi sunulurken, çevresinde ne olduğu, kent hafızası, kültürü yok sayıldı. Yapıldığında “ihtiyaç giderildi” dense de zamanla bu otopark “daha eşit” yurttaşların “şahsi otoparkı” haline geldi. Kent makamlarında oturan seçilmişlerin ve kent sermayesinin “İzmir aidiyetsizliği” Agora gibi dünyada karşılığı olan bir “tarihsel mirasa” otopark kazığı çaktı! Agora’yı yapanlar bile böyle vahşi değildi belki de!
Ve tam bu noktada, İzmir’de ilk kez rahatsız edici ama doğru teşhisler duyulmaya başlandı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, son dönemde süslü vaatler ve boş söylemler içinde acı gerçekleri telaffuz eden bir dil kurdu.
“Bu şehir daha fazla arabayı kaldıramaz” demek kolay değil.
Bu cümle oy kazandırmaz. Ama şehir kurtarabilir.
Evet Cemil Tuygay’ı asla “affetmeyeceğim” icvraatları var, demokrasiden çok “faşizmi” andıran bir kadro ve çalışmaları var. Ne yazık ki hem “Umre’ye” gidip hem de “kul hakkıyla oynayan” bir yanı var. Kadrosunun da kendisinin de İzmir hakkındaki kültürü son derece tartışmalı.
Fakat kentte artık dayanılmaz düzeye gelen “otopark” konusunda “bir belediye başkanı” olarak “geç olsa da” doğru tespitleri var.
Bu söylem “geç evet, çünkü 30 yıl, 20 yıl önce söylenmeliydi.
Ama bugüne kadar bilinçli biçimde ertelendi. Nedenlerini tek tek biliyoruz, sorumluların neredeyse hepsi bugün “yaşamıyor” …
Ve tam da bu yüzden, bugün “doğrudur”.
POPÜLİZMİN KONFORUNU TERK ETMEKZORUNLUDUR
Otopark yapmak, hastaya ağrı kesici vermektir. Geçici rahatlatır, ama hastalığı ilerletir.
Asıl çözüm şudur ve bugün ilk kez yüksek sesle dile getirilmektedir:
“Bu kent otomobil odaklı büyüyemez”!
“Araç sayısı konuşulmadan çözüm olmaz!”
“Kent hakkı, otomobil hakkının önündedir!”
Bu söylem alkış getirmez. Ama doğru olan hiçbir şey zaten alkışla başlamaz.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın acil olarak bir “ortak akıl” yoluna girmesi gerekir. “Barika-i hakikatin, müsademe-i efkardan doğduğunu” anlaması gerekir, “muhalif” ye da “taraftar” ama asla “şahsi menfaatçi” düşünmeyen dinamikleri çevresinde toplaması gerekir. Kadrosundaki “besleme ve cahillere” ve kent sorununu “mutfak kültürüne” bağlamaya çalışanlara artık “dur” demesi zorunludur!
Ne yazıktır ki İzmir, yıllarca tatlı yalanları sevdi. Sevdi ve “İzmir baronlarının” dayatmasıyla bazı “yalancılara” akla ziyan şekilde “efsane” falan dedi. Ancak gerçeklerin acı olduğu da bugün net yaşanıyor. 1950’lerden bugüne her türlü kent makamları, sadece günlük menfaat derdine düşmüşler!
Bugün ise ilk kez “gerçeklerle yüzleşme” ihtimali belirdi Cemil Tugay sayesinde belki de…
O yüzden mesele artık şudur:
Otopark mı yok, yoksa bu kenti yöneten akıl mı yıllarca gerçeği söylemeye cesaret edemedi?
Bugün en azından doğru cümleler kuruluyor.
Geç…
Ama hâlâ değerli. Ve asıl sınav şimdi başlıyor:
Bu doğru sözler, doğru politikalara dönüşecek mi?
İzmir bunu bekliyor.
Haydi bakalım Cemil Tugay ve CHP, yanlışlarını gör, doğruya yürü! Otopark deyip geçmeyin, bugün bence geleceği kökten etkileyecek kadar yaşamsal bir sorun bu! Popülist tabanlı siyasetler ne yazık ki bugünleri yarattı!
