
Hani yaz geldi mi, İzmir’in o yapış yapış sıcağı bastırdı mı insan şöyle serin bir su arar ya? “Ah bir havuz olsa da atlasak” der ya?
İzmir’in kaderi midir nedir, bugünlerde sağımız solumuz “havuz” oldu ama içine giren ferahlamıyor, içine giren yanıyor!
Geçtiğimiz günlerde AK Partili Gençlik ve Spor Bakanı, müjdeyi verdi: “İzmir’e en büyük, en modern havuzu yapacağız”!
“Susuz” İzmir’e “havuz” müjdesini mi yazmalı yoksa belediye işçilerinin “havuz faşizmine kurban” olmalarını mı?
Vallahi güler misiniz, ağlar mısınız?
Sayın Bakan, siz hiç zahmet etmesin!
O işi bizim Büyükşehir Belediyesi sizden çok önce halletti. İzmir’in göbeğine, belediyenin tam ortasına öyle bir “havuz” kurdular ki; olimpik havuz halt etmiş yanında!
Ama bu havuzda su yok, bu havuzda kulaç atılmıyor. Bu havuzda umutlar boğuluyor, bu havuzda insan onuru eritiliyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin koridorlarında aylardır aynı cümle yankılanıyor:
“Beni havuza yolladılar” ve “ya beni de havuza yolarlarsa?”
Bir insanın emeği, onuru, yılların birikimi böyle mi değerlendirilir, bu nasıl “sosyal demokratlık” ve hatta “insanlık”?
Yerel medya aynı başlıkları atıyor: “Büyükşehir’de Havuz Krizi Büyüyor: Çalışanlar Belirsizlikte”
Bir başka haber: “Bir Gecede Görev Yeri Değişti: İşçiler Tepkili”
Bir işçinin sözleri kameraya sığmayacak kadar ağır: “Bizim suçumuz ne? Kimse açıklamıyor. Sadece ismimi listede gördüm.”
Bu mudur yönetim, bu mudur liyakat?
Sendikalar açıklama yapıyor: “Süreç hassas, görüşmeler sürüyor.”
Ama sokakta bir işçinin sözleri gerçeği haykırıyor: “Bize sakin olun diyorlar, ama sofraya koyacak yemeğin hesabı sakinliği kaldırmıyor.”
İşte gerçek bu.
Masada nezaket cümleleri var; sahada alın teriyle savaşan insanların feryadı.
Sayın Başkan çıkıp diyor ki: “Hiç kimse mağdur edilmeyecek.”
Ne güzel.
Peki bu haber ne?
“Havuzda Bekletiliyoruz, Kaynakları Bile Cevap İnsan Vermiyor.”
Bu mudur mağduriyet yok dediğiniz düzen?
VE İRONİNİN ZİRVESİ: İZMİR’İN “HAVUZLARI” BİRBİRİNE KARIŞTI!
Tam bu tartışmalar sürerken, AK Parti’li Gençlik ve Spor Bakanı şu açıklamayı yaptı:“Türkiye’nin en büyük olimpik yüzme havuzunu İzmir’e kazandıracağız.”
Ne diyelim…
İzmir gerçekten “havuz” konusunda “talihli” bir şehirmiş meğer (!)
Bir yanda işçileri “havuza” atan Büyükşehir Belediyesi…
Öte yanda “en büyük havuzu biz yapacağız!” diyen merkezi hükümet…
Bu şehir kara mizahın başkenti oldu da haberimiz mi yok?
Belki de bu yüzden işçilere reva görülen uygulamalar bu kadar kolay yapılıyor:
Çünkü Ankara’sından İzmir’ine herkes bir “havuz yarışı” içinde!
Eğer bu düzen bu kadar adilse…
Eğer “kimse mağdur olmuyorsa” …
Başkan Cemil Tugay’da “havuza girsin”!
Bir önerim var. Madem bu havuz sistemi bu kadar “verimli”, bu kadar “gerekli”, gelin bu sistemi önce belediyenin “üst” yönetiminde uygulayalım. O sahayı bilmeyen, işçinin halinden anlamayan bürokratları, danışmanları bir süre o havuza alalım. Hatta şirketlerin yönetim kurulu üyelerini de “atalım havuza”?
Sadece “iki ay” dursunlar orada. Ama “işçi” ne yaşıyorsa, hatta Sayın Başkanı da empati yapmak adına, sizi de o havuza “atmalı”!
Atmalı ki; belirsizlik içinde beklemenin, “Acaba yarın işsiz mi kalacağım?” korkusuyla eve gitmenin, çoluğuna çocuğuna mahcup olmanın ne demek olduğunu anlasın.
Sayın Başkana, bir sabah bir mesaj gitsin:
“Yeni göreviniz: Destek Hizmetleri. İtiraz kabul edilmez.”
Sonra bir tane daha gelsin: “Önümüzdeki ay Fen İşleri’ndesiniz.”
Siz bu belirsizlik içinde huzurlu çalışabiliyor musunuz?
Koltuk sağlamken konuşmak kolay. Ama yarın ne olacağını bilmeden yaşamak.
İşte gerçek adaletsizlik tam burada başlıyor.
İşçi kardeşlerim arıyor, sesleri titriyor.
Kimi yıllarını vermiş bu kente, kimi direksiyon sallamış, kimi park sulamış. Şimdi hepsi o meşhur “havuzda” toplanmış. Ne iş yapacakları belli değil ne de gelecekleri belli. Resmen “köle” görülmenin ağırlığıyla baş başa bırakılmışlar.
Bakanlık spor tesisi diye havuz yapadursun, bizim sosyal demokrat belediyemiz işçiyi bezdirmek, tazminatsız göndermek, "kendi kendine gitsin" diye yıldırmak için mobbing havuzu inşa etmiş.
Sendikalar (Genel-İş, Tüm Bel-Sen) Egemenlik Evi’nin önünde boğaz patlatıyor. “Bu kıyımdır, bu hukuksuzluktur” diyorlar. İşçi kapıda “Ekmeğimle oynama” diye slogan atıyor, siz yukarıda o steril odalarınızda “kadro şişkinliği” sunumları izliyorsunuz.
Sayın Başkan Cemil Tugay; seçimden önce “kimsenin ekmeğiyle oynamayacağız” sözleri o havuzun dibine mi çöktü?
Bu satırların yazarı, 31 Mart seçimlerinden önce, Özgür Özel’in partisine genel başkan oluşu ve belediye başkan adaylarını belirlemesinden bu yana eleştirdi durdu. “Gerçeklerin” ancak şimdilerde farkına varan meslektaşlarımın, çeşitli linçlerini yaşadım. Cemil Tugay’ın “kadro düzenleme” adı altındaki zalim ve kibirli bir güruhu işbaşına getirmesi, türlü iftira ve tehditlerle çalışanları baskı altına almasını defalarca yazdım. Ama her seferinde de “şahsi yaklaşıyor” iftirasını yaşadım.
Şimdi gelinen nokta İzmir Yerel Yönetim Tarihi’nin en kötü noktası. Başlı başına “havuz sistemi” ve “çalışma şartlarının” derhal devlet takibine alınması gerekiyor. Havuz sistemi tam bir “faşizmdir”. Çalışma Bakanlığı mı, İzmir Valiliği mi yoksa Cumhuriyet Savcıları mı bilmem ama, Cemil Tugay ve “kafadarlarının” mutlaka soruşturulmaları gerekiyor.
Çünkü İzmir’de tarihi aile felaketlerinin kapısı aralandı ki Allah korusun!
