Hasan Tahsin
Köşe Yazarı
Hasan Tahsin
 

AYRANIM YOK İÇMEYE, TAHTEREVALLİ İLE GİDERİM “FESTİVALE”!

  Hani o meşhur tekerleme vardır ya; "Ayranı yok içmeye..." diye başlar, gerisini nezaketim elvermez, siz tamamlarsınız. Ben bu sözün devamını “terbiyem” gereği “festival” yapıverdim… İzmir’in hali pürmelali tam da bu hesap. Şehr-i Emin Cemil Tugay Efendi, tutmuş bize "İkinci Yeni Yıl Festivali" müjdesi veriyor. Bre aman! Ne müjde ama... Çalsın davullar, oynasın “dansözler”! Sanki İzmir, İsviçre'nin bir kantonu; her şey tıkırında, musluklardan şerbet akıyor, sokaklar bal dök yala, bir tek eksik kalmış o da festival! Yahu beyler, kendinize gelin! Bu şehir can çekişiyor, can! Bakınız, manzara-i umumiye şudur: Barajların dibi görünmüş, İzmir cayır cayır susuzluk riskiyle karşı karşıya. Yarın öbür gün musluğu açtığında "tıs" sesi gelince, o festivaldeki ışıklarla mı yıkanacak bu millet? Sokaklar, caddeler çöp dağlarının tehdidinde, halk sağlığı “Allah’a emanet”, çöp konteyner kenarları mezbelelik, kokudan geçilmiyor ama belediye “halk sağlığı profesörü” yandaşlarınıişe almak için na hak yere personeli kelleşiş seçiyor. Çöp dağları büyürken, festival sahnesi kurmak şehre hakarettir. Yahu İzmir körfezinde “balıklar” intihar ediyor intihar! Şehir şantiyeye dönmüş ama plan yok, program yok. Her yer inşaat tozu, her yer moloz. Nefes almak lüks oldu, ciğerlerimiz beton tozuyla sıvanıyor. Ama “bir elinde cımbız, diğer elinde ayna” tutan belediye meclisi, üstelik zulmettikleri halkın oyuyla “hakkı huzur” alıyorlar. Toplu taşıma deseniz, o da Allah’a emanet. Tramvay durakları, metro istasyonları Teksas kasabasına dönmek üzere “bazı noktalarda”, güvenlik hak getire. Vatandaş evine giderken arkasına bakarak yürüyor, korku tüneli gibi duraklarda bekliyor. Burada İzmir Emniyet Müdürü Beyefendi’nin de kulağı çınlasın, zira ona göre de İzmir’de “asayiş berkemal” … Ama asıl kıyamet, belediyenin içinde kopuyor. Duvarların dili olsa da konuşsa... Yıllarını bu kente, bu kuruma vermiş, hanımefendi bir daire başkanıyla, kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan bir zalim irade. Belediye personeli oradan oraya sürülüyor. Bir bakıyorsunuz Konak’taki memur, ertesi sabah kendini dağ başında, alakasız bir birimde bulmuş. Sürgün mantığı hortlamış. Çalışanlar, her sabah "Acaba bugün sıra bende mi?" korkusuyla, mobbing altında mesaiye başlıyor. Bir de o "koordinatör" sıfatlılar türedi “karşı yakadan ithal”! Seçilmiş değiller, atanmış bile sayılmazlar; ama, yetkileri padişahta yok. Adeta Nazi polisleri gibi, personelin tepesinde boza pişiriyorlar. Zalimleşmekte sınır tanımıyorlar. Bu hırs, bu kin kime? Kendi personeline düşman bir yönetim olur mu? Dahası var, kulağımıza gelenler mide bulandırıyor. Bazı belediye şirketlerinin yönetim kurulu üyeleri; devlet terbiyesi almış, kanun nizam bilen şube müdürlerine, daire başkanlarına "yanlış işlere" imza atmaları için baskı yapıyormuş. "İmzala geç, gerisine karışma" minvalinde mafyavari dayatmalar... Belediye çalışanları bugün tarihte görülmemiş bir psikolojik yıkım yaşıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde adaletin, liyakatin, huzurun dibine asit dökülmüş gibi “korku düzeni” var. Devlet memurunu ateşe atmaya çalışmak, hangi vicdana, hangi yasaya sığar? Cemil Efendi ise tüm bu yangının ortasında, sahneye çıkmış "Yeni Yıl Festivali" ile “göz boyuyor”! Sanıyor ki; iki şarkı, üç havai fişekle İzmirli bu rezaleti unutacak. Sanıyor ki; makyaj akınca altındaki çirkinlik görünmeyecek. Peki ya medya? Yerel medya zaten sözleşmeli suskunluğun pençesinde. Kimse ses çıkarmıyor. Kimse soru sormuyor. Kimse hesap sormuyor. Ah o medya... Biat etmiş, üç maymunu oynuyor, kopyalayıp yapıştırıyor. Gerçekleri yaşayan halk okumasa da okumuş gibi sunuyorlar “Hazreti Başkanlarına”! İzmir yanar, kokar onlar festivalin programını manşet yapar. Nasılsa gazeteler satılmaz, haberler okunmaz, yayınlar izlenmez istisnalar dışında. Muhalefet deseniz, onlar da ayrı bir alem. Dostlar alışverişte görsün misali "mış gibi" yapıyorlar. Danışıklı dövüş müdür, nedir, kimse bu gidişata "Dur" demiyor. Konuşuyorlar ama takip edip gündemde tutamıyorlar. Olan kime oluyor biliyor musunuz? Olan, bu kentin kurucu değerlerine oluyor. Olan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kemiklerine oluyor. İzmir, Cumhuriyet’in kalesidir dedik, medeniyetin beşiğidir dedik. Gelinen nokta; korku imparatorluğu, çevre felaketi ve liyakatsizlik. Ata’mın kemikleri sızlıyor efendiler, sızlıyor! Siz vur patlasın çal oynasın festivallere devam edin. Ama unutmayın; İzmir halkının hafızası güçlüdür, tahterevalli ile festivale gideni, sandıkta yaya bırakır! Bir şehir susuzken festival yapılmaz. Çöp içindeyken ışık gösterisi yapılmaz. İnsan toz yutarken müzik çalınmaz. Personel ağlarken havai fişek patlatılmaz. Festivaller, başarının ve anlamın ödülüdür. Ha bir de “festivalleri” halkı “düşünmesin” diye “faşistler” düzenler çokça! İzmir’in gerçekleri kapının önünde duruyor, ama yöneticiler kapının kolunu bile tutmuyor. NOT: Benim bazı sözde demokrat “sözde” dostlarım yine “ya Hasan Tahsin yine Cemil Başkana vurmuşsun, gizli AKP’li mi oldun, başka konular yok mu?” diye soracaklar. Ama yüzüme karşı cesaretle değil, ardımdan iftirayla karışık ya da “başkanlarıyla karşılaşınca”. Ama şunu diyeyim, kim ne düşünürse düşünsün umurumda değil. Ben bir çanak suya ve bir kuru ekmeğe de şükrederim. Şükrederim zira hafızam yerinde ve “kiralık” değil… Bilmem anlatabildim mi?
Ekleme Tarihi: 05 Aralık 2025 -Cuma

AYRANIM YOK İÇMEYE, TAHTEREVALLİ İLE GİDERİM “FESTİVALE”!

 

Hani o meşhur tekerleme vardır ya; "Ayranı yok içmeye..." diye başlar, gerisini nezaketim elvermez, siz tamamlarsınız. Ben bu sözün devamını “terbiyem” gereği “festival” yapıverdim…

İzmir’in hali pürmelali tam da bu hesap.

Şehr-i Emin Cemil Tugay Efendi, tutmuş bize "İkinci Yeni Yıl Festivali" müjdesi veriyor.

Bre aman! Ne müjde ama... Çalsın davullar, oynasın “dansözler”!

Sanki İzmir, İsviçre'nin bir kantonu; her şey tıkırında, musluklardan şerbet akıyor, sokaklar bal dök yala, bir tek eksik kalmış o da festival!

Yahu beyler, kendinize gelin! Bu şehir can çekişiyor, can!

Bakınız, manzara-i umumiye şudur:

Barajların dibi görünmüş, İzmir cayır cayır susuzluk riskiyle karşı karşıya. Yarın öbür gün musluğu açtığında "tıs" sesi gelince, o festivaldeki ışıklarla mı yıkanacak bu millet?

Sokaklar, caddeler çöp dağlarının tehdidinde, halk sağlığı “Allah’a emanet”, çöp konteyner kenarları mezbelelik, kokudan geçilmiyor ama belediye “halk sağlığı profesörü” yandaşlarınıişe almak için na hak yere personeli kelleşiş seçiyor. Çöp dağları büyürken, festival sahnesi kurmak şehre hakarettir. Yahu İzmir körfezinde “balıklar” intihar ediyor intihar!

Şehir şantiyeye dönmüş ama plan yok, program yok. Her yer inşaat tozu, her yer moloz. Nefes almak lüks oldu, ciğerlerimiz beton tozuyla sıvanıyor. Ama “bir elinde cımbız, diğer elinde ayna” tutan belediye meclisi, üstelik zulmettikleri halkın oyuyla “hakkı huzur” alıyorlar.

Toplu taşıma deseniz, o da Allah’a emanet. Tramvay durakları, metro istasyonları Teksas kasabasına dönmek üzere “bazı noktalarda”, güvenlik hak getire. Vatandaş evine giderken arkasına bakarak yürüyor, korku tüneli gibi duraklarda bekliyor. Burada İzmir Emniyet Müdürü Beyefendi’nin de kulağı çınlasın, zira ona göre de İzmir’de “asayiş berkemal” …

Ama asıl kıyamet, belediyenin içinde kopuyor. Duvarların dili olsa da konuşsa... Yıllarını bu kente, bu kuruma vermiş, hanımefendi bir daire başkanıyla, kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan bir zalim irade. Belediye personeli oradan oraya sürülüyor. Bir bakıyorsunuz Konak’taki memur, ertesi sabah kendini dağ başında, alakasız bir birimde bulmuş. Sürgün mantığı hortlamış. Çalışanlar, her sabah "Acaba bugün sıra bende mi?" korkusuyla, mobbing altında mesaiye başlıyor.

Bir de o "koordinatör" sıfatlılar türedi “karşı yakadan ithal”!

Seçilmiş değiller, atanmış bile sayılmazlar; ama, yetkileri padişahta yok. Adeta Nazi polisleri gibi, personelin tepesinde boza pişiriyorlar. Zalimleşmekte sınır tanımıyorlar. Bu hırs, bu kin kime?

Kendi personeline düşman bir yönetim olur mu?

Dahası var, kulağımıza gelenler mide bulandırıyor. Bazı belediye şirketlerinin yönetim kurulu üyeleri; devlet terbiyesi almış, kanun nizam bilen şube müdürlerine, daire başkanlarına "yanlış işlere" imza atmaları için baskı yapıyormuş. "İmzala geç, gerisine karışma" minvalinde mafyavari dayatmalar... Belediye çalışanları bugün tarihte görülmemiş bir psikolojik yıkım yaşıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde adaletin, liyakatin, huzurun dibine asit dökülmüş gibi “korku düzeni” var.

Devlet memurunu ateşe atmaya çalışmak, hangi vicdana, hangi yasaya sığar?

Cemil Efendi ise tüm bu yangının ortasında, sahneye çıkmış "Yeni Yıl Festivali" ile “göz boyuyor”!

Sanıyor ki; iki şarkı, üç havai fişekle İzmirli bu rezaleti unutacak.

Sanıyor ki; makyaj akınca altındaki çirkinlik görünmeyecek.

Peki ya medya?

Yerel medya zaten sözleşmeli suskunluğun pençesinde.

Kimse ses çıkarmıyor.

Kimse soru sormuyor.

Kimse hesap sormuyor.

Ah o medya...

Biat etmiş, üç maymunu oynuyor, kopyalayıp yapıştırıyor. Gerçekleri yaşayan halk okumasa da okumuş gibi sunuyorlar “Hazreti Başkanlarına”!

İzmir yanar, kokar onlar festivalin programını manşet yapar. Nasılsa gazeteler satılmaz, haberler okunmaz, yayınlar izlenmez istisnalar dışında.

Muhalefet deseniz, onlar da ayrı bir alem. Dostlar alışverişte görsün misali "mış gibi" yapıyorlar. Danışıklı dövüş müdür, nedir, kimse bu gidişata "Dur" demiyor. Konuşuyorlar ama takip edip gündemde tutamıyorlar.

Olan kime oluyor biliyor musunuz?

Olan, bu kentin kurucu değerlerine oluyor. Olan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kemiklerine oluyor.

İzmir, Cumhuriyet’in kalesidir dedik, medeniyetin beşiğidir dedik. Gelinen nokta; korku imparatorluğu, çevre felaketi ve liyakatsizlik.

Ata’mın kemikleri sızlıyor efendiler, sızlıyor!

Siz vur patlasın çal oynasın festivallere devam edin. Ama unutmayın; İzmir halkının hafızası güçlüdür, tahterevalli ile festivale gideni, sandıkta yaya bırakır!

Bir şehir susuzken festival yapılmaz.

Çöp içindeyken ışık gösterisi yapılmaz.

İnsan toz yutarken müzik çalınmaz.

Personel ağlarken havai fişek patlatılmaz.

Festivaller, başarının ve anlamın ödülüdür. Ha bir de “festivalleri” halkı “düşünmesin” diye “faşistler” düzenler çokça!

İzmir’in gerçekleri kapının önünde duruyor, ama yöneticiler kapının kolunu bile tutmuyor.

NOT: Benim bazı sözde demokrat “sözde” dostlarım yine “ya Hasan Tahsin yine Cemil Başkana vurmuşsun, gizli AKP’li mi oldun, başka konular yok mu?” diye soracaklar. Ama yüzüme karşı cesaretle değil, ardımdan iftirayla karışık ya da “başkanlarıyla karşılaşınca”. Ama şunu diyeyim, kim ne düşünürse düşünsün umurumda değil. Ben bir çanak suya ve bir kuru ekmeğe de şükrederim. Şükrederim zira hafızam yerinde ve “kiralık” değil… Bilmem anlatabildim mi?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberege.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.