Canım kadın,
Zihin çoğu zaman tetikte yaşar. Eksikleri sayar, yapılmayanları hatırlar, olabilecek tehlikelere hazırlanır. Bu hal zamanla sertleşir. Sürekli kontrol eden, sürekli savunan, sürekli yoran bir yapıya dönüşür. İşte şükür tam da burada devreye girer. Bir Pollyannacılık olarak değil; zihni gevşeten, yumuşatan ve nefes aldıran bir farkındalık olarak.
Şükür, “her şey mükemmel” demek değildir. Acıyı yok saymak, zor olanı inkâr etmek hiç değildir. Şükür, aynı anda iki gerçeği tutabilme becerisidir: Zorlanıyorum ve hâlâ tutunacak bir şeylerim var. İşte bu bakış açısı zihnin alarmını düşürür.
Zihin, tehdit algısıyla çalıştığında beden de kasılır. Omuzlar sertleşir, çene sıkılır, nefes daralır. Şükür farkındalığı ise bedene şu mesajı verir: “Şu an güvendeyim.” Ve beden bu mesajı aldığında gevşemeye başlar. Zihin yumuşadıkça duygular da yumuşar.
Şükürle bakmayı öğrenen bir kadın, hayatı pembe görmez; ama siyaha da mahkûm etmez. Küçük ama gerçek temas noktalarını fark eder. Bir nefesi, bir sessizliği, bir dost sesini, bir günü daha tamamlamış olmayı… Zihin bunları gördükçe, yük taşımayı bırakır.
Şükür aynı zamanda kontrol ihtiyacını azaltır. Çünkü insan, elinde olanı fark ettiğinde sürekli eksik aramaz. Eksik aramayan zihin daha sakindir, daha esnektir ve çok daha üretkendir.
Egzersiz | Zihni Yumuşatma Pratiği
Bugün dur ve kendine şu soruları yaz:
– Şu an hayatımda beni ayakta tutan üç şey ne?
– Bugün fark etmeden geçtiğim ama bana iyi gelen küçük bir an neydi?
– Şu an nefes alabiliyor olmak bana ne hissettiriyor?
Bu egzersizi yaparken acele etme. Cevapların mükemmel olması gerekmiyor. Gerçek olması yeterli.
Canım kadın,
Şükür, zihni susturmaz; onu sakinleştirir. Hayatı değiştirmez belki ama hayata bakışını değiştirir. Ve bakış açısı değişen bir kadının iç dünyası da yavaş yavaş yumuşar. Zihin yumuşadığında kalp daha rahat atar, yol daha net görünür. Sen yeterince yumuşadığında, hayat da sana karşı yumuşamaya başlar.
