Türkiye’de değişmeyen tek şey kendini “aydın “ olarak niteleyen ve topluma yön verdiğini zanneden elitist zihniyet.
Bu elitist zihniyet, kendi menfaatine dokunan,onlara karşı çıkan bir konu olduğunda yani statükonun konforu bozulduğunda hemen bir infaz mekanizmasını harekete geçirirler.
Eğer konuşan kendi mahallelerinden değilse ne dendiğinin önemi de yoktur!
Nitekim son günlerde Bilal Erdoğan’ın Gazze’den, FETÖ ile mücadeleye, TÜSİAD’ın sermaye politikalarından milli duruşun gerekliliğine kadar yaptığı konuşmalarının içeriğini tartışmaya ne mecali ne de birikimi olanların, hemen infaz mekanizmasını çalıştırıp konuyu “bunları Cumhurbaşkanı’nın oğlu söylüyor, siyasete hazırlık yapıyor” kısır döngüsüne sokmaya çalıştıkları ve daha önce başardıkları gibi.
İşte bu zihniyetin demokrasi,fikir hürriyeti anlayışı!
Öncelikle bu ülkenin her bir ferdi, bu vatanın topraklarını savunma, yanlış gördüğüne “yanlış” deme hakkına sahiptir.
Ayrıca bir insanın babasının makamı, o insanın fikri hürriyetine vurulmuş bir pranga mıdır?
Babasının makamı nedeniyle fikirlerini ifade edemez mi?
Yanlışa yanlış diyemez mi?
Tam bağımsız Türkiye’yi savunamaz mı?
Ben Gazze ile ilgili fikirlerimi en sert şekilde ifade edebilirken ya da TÜSİAD’a “ ne kadar kazandığınız ile ilgilenmiyorum beni ilgilendiren bu topraklara ne verdiğinizdir” diye sorabilirken ya da “Sibervatan” diyebilirken bunları Bilal Erdoğan söyleyemeyecek,soramayacak,sorgulayamayacak!!!
Bunu ancak işte bu faşizan, elitist zihniyet savunur.
Kendi konfor alanlarında, Batı’dan devşirdikleri teorilerle “aydıncılık” oynayanlar, yerli ve milli bir duruşun millette karşılık bulmasından dehşete kapılıyorlar.
Korktukları,hazmedemedikleri budur.
Önemle altını çiziyorum FETÖ ile mücadeledeki kararlılığı, sermaye gruplarının samimiyeti sorgulayan ve Gazze’deki zulme karşı Türkiye’nin daha güçlü olması gerektiğini ifade eden bir sesi susturmaya çalışmak aslında bu milletin ferasetini susturmaya çalışmaktır.
Cem Karaca’nın şarkısındaki bu "yarım porsiyon aydınlar", kendilerine ait fikirleri olmadığı için, sadece kişilerin soyadları ya da şecereleri üzerinden daha önce yaptıkları gibi hakikati susturmaya kalkıyorlar.
Hakikat, kimin ağzından çıkarsa çıksın hakikattir ve soyadı, şeceresi ne olursa olsun, vatanını savunan bir yüreğin sesi, yarım porsiyon aydınlıkların bu kuru gürültüsünü bastırmaya yetecektir.
Ama unuttukları bir şey var;
Sözü söyleyen kim olursa olsun doğru tektir.
Türkiye, gerçek demokrasi için kendi öz evlatlarının fikri hürriyetini, onların aile bağları üzerinden ipotek altına almaya çalışan bu hastalıklı elitizmi aşmak zorundadır.
Yarım porsiyon aydınlığın, bu ülkeyi bırakın aydınlatmayı sürekli karanlıkta bıraktığını artık farkına varalım.
Bunun için ihtiyacımız olan şey, Bilal Erdoğan’lar gibi hesapsız, kitapsız ve “tam porsiyon” milli duruştur.
