Dikkat ediyor musunuz son haftalarda Terörsüz Türkiye sürecinde,
Gerek Tayyip Erdoğan’ın gerekse Devlet Bahçeli’nin en fazla üzerinde açıklama yaptığı konu;
Provokasyon ,manipülasyon ve sürecin istismarı.
Gerçekten de son grup konuşmalarında Recep Tayyip Erdoğan;
“…hedefe yaklaştıkça istismar mekanizmaları daha fazla devreye girecek. Terör bitince işsiz kalacak olanlar, bunu engellemek için daha fazla mesai yapacak. Türkiye'nin bu paslı prangadan kurtulmasını istemeyenler son ana kadar vazgeçmeyecek. Bunların tamamının farkındayız ve hepsine de hazırlıklıyız.” Derken,
Devlet Bahçeli;
“Terörsüz Türkiye sürecinde provokasyon peşinde koşanların hevesleri kursaklarında kalacak” diyerek,
Aslındaterör siyaseti yapanların elinden oyuncaklarını alacaklarını bir kez daha beyan ettiler.
Gerçekten de siyasetçilerin en büyük kabusu, seçmenine söyleyecek yeni bir söz bulamamaktır.
Çünkü siyaset boşluk kaldırmaz ama "işlevsizliği" hiç kaldırmaz.
Söyleyecek yeni sözü olmayana, soruna çözüm bulamayana oy vermez seçmen.
Eş anlatımla siyasette seçmen, sorunu kimin çözeceğine göre oyunu nereye vereceğini belirler.
Buna göre de seçmen bir tarafta sorunu çözme iradesini risk alarak, gövdesini taşın altına koyarak gösteren bir liderliğe mi;
Yoksa bu hamle karşısında ne diyeceğini bilemeyen, kekeleyen, ya hamasi nutuklara sığınan ya da sessizliğe gömülen figürlere mi oy vereceği hususunda tercihİNİ yapacaktır.
Artık Türk siyasetinde kartların yeniden dağıtıldığı değil,
Masanın bizzat yeniden inşa edildiği geriye dönmenin imkansız bir dönemden geçiyoruz.
"Terörsüz Türkiye" hedefi, sadece bir basit bir güvenlik vaadi değil,
Ekonomik, hukuki,teknolojik, siyasi kısacası aklınıza gelecek her alanda “Bağımsız Türkiye” vaadidir.
Ortaya konan akıl ile varlığını etnik kimlik siyaseti ve mağduriyet anlatısı üzerine kuran yapılar yerle bir olmuş,
"Barış", "çözüm", "diyalog" gibi kavramları yıllarca kendi tekellerinde sananlar, devlet aklının bu kavramları millî birlik potasında eritip, "pazarlıksız" ve "tavizsiz" bir şekilde masaya koymasıyla şoka uğramıştır.
"Al-ver" sürecine kapalı, mandacı zihniyetten uzak, tamamen yerli ve milli bir inisiyatifle uzatılan el, terör üzerinden istismar siyaseti yapan herkesin maskesini de düşürmüştür.
Devlet aklının “Ülke bölünmeyecek, terör bitecek ve bunu herhangi bir dış gücün dayatmasıyla değil, bin yıllık kardeşlik hukukuyla yapacağız."beyanından sonra,
Terörden ve kutuplaşmadan rant elde eden, çatışmadan beslenen yapıların masada söyleyecek sözü kalmamıştır.
Sonuç olarak; Türkiye'de siyasetin parametreleri geri dönülemez bir biçimde değişmiştir.
Artık "mış gibi" yapanların,
Sorunu çözmek yerine sorundan beslenenlerin devri kapanmıştır.
Siyasi boşluğa düşenler, aslında kendi kazdıkları "ilkesizlik" çukuruna düşmüşlerdir.
Bundan sonra tabanlarını konsolide edebilmeleri de mümkün değildir.
Oyuncakları elinden alınan bu siyasi yapıların ağlaması, bağırması da tarihin akışını değiştirmeyecektir.
Zira devlet aklı, gelecek yüzyılı, tam bağımsız Türkiye’yi inşa ederken provoke edenlerin, manipüle edenlerin değil bu dönemde sadece "Türkiye" diyenlerin sözü geçerli olacaktır,
