Devlet Bahçeli’nin 18 Kasım tarihinde Grup Toplantısında kurduğu ve Türkiye gündemini belirleyen tarihi cümle.
Konuşma, elbette sosyal medyaya kurban edilemeyecek kadar içeriği ve ideolojisi güçlü bir konuşmaama öncelikle şunu sormak istiyorum.
Konuşmanın tamamını dinleyenlerden ya da konuşma metninin tamamını okuyanlardan mısınız?
Yoksa sosyal medyada yayınlanan iki cümle ile fikir oluşturanlardan mı?
Örneğin aynı konuşmada,
“Terörü siyasi nema olarak kullanan, sözde vatansever ve milletsever pozlar veren fesat ve nifak yuvaları Allah’ın izniyle çöküp gidecektir.
Niyet hayırlı, inşallah netice de hayırlı olacaktır.
Suyu bulandırmaya çalışanların suçlayıcı ve küstah siyasi tavırları milletimiz nezdinde hükümsüz ve itibarsızdır.
Bir devlet politikası haline gelen terörsüz Türkiye hedefini baltalamak için devreye giren, iyi kisvesiyle dalavereye heves eden siyasi devşirmelerin, devlet-millet kenetlenmesini anlayacak kadar akli ve fikri seviyeleri elbette yoktur.
Türkiye’nin bugünkü hassas ve nazik döneminde herkesin sorumluluk ruhuyla, uzlaşmaya yatkın davranış kalıbıyla ve üslup saygınlığıyla hareket etmesi yegane dileğimizdir.
Hep dediğimiz gibi, her şey Türkiye içindir.”
Devlet Bahçeli’nin bu sözleri o meşhur cümleden (!) önce sarf ettiğini biliyor musunuz?
Ya da yine aynı konuşmada,
“Müzakere yokken, mütareke yokken, taviz yokken, teslimiyet yokken, gizli pazarlık yokken, hepsine birden var demek, sürekli çürük tahtaya çivi çakmaya kalkışmak manen, ahlaken ve vicdanen utanç duyulacak bir yüzsüzlük değil midir?”
Dediğini biliyor musunuz?
Öncelikle siyasette samimi olmak gerekir,
Suriye Devlet Başkanı Ahmed Eş-Şara’yı10 ay öncesine kadar terörist, katil, gayrimeşru olarak tanımlayan Amerika ile görüşmesi nedeniyle avuçları patlayana kadar alkışlayan tabloid siyasilerin bu konu hakkında zerre miskal konuşmaya hakları yoktur.
Yaptıkları açıklamalardan da zaten herhangi bir siyasi derinlikleri ya da görüşleri olmadığı da bellidir.
Gelelim Devlet Bahçeli’nin günlük tabir ile sosyal medyayı sallayan cümlesine;
“Gerekirse İmralı’ya ben giderim” cümlesi ile Devlet Bahçeli her şeyden önce
"Ülkem içintaşın altına değil elimi, gövdemi koyarım"demiştir.
Daha önce defalarca yaptığı gibi yine günlük siyasi menfaatleri elinin tersi ile iterek Türk siyasi tarihinde bir dönüm noktası olacak cümleyi kurmuştur.
Bunu yaparken de birilerini meşrulaştırmamaktadır, taviz vermemektedir, pazarlık yapmamaktadır.
Ancak konuşmadan;
Terörsüz Türkiye hedefinin kontrolsüz bırakılamayacağını,
Yumuşak liberallere teslim edilmeyeceğini,
CHP-DEM’in İmralı kartını istediği gibi oynayamayacağını,
Çözüm süreci romantiklerinin hayallerinin suya düştüğünü,
Devlet politikasının günlük siyasete malzeme yaptırılmayacağını rahatlıkla anlayabilirsiniz.
Anlamayanlara yazmakta fayda var mı bilemiyorum ama,
Terörsüz Türkiye, bir devlet politikasıdır.
Devletimiz, savaşta olduğu gibi barışta da alanı boş bırakmaz.
Türkiye terörü tasfiye edecekse, bu tasfiyenin siyasal ve toplumsal kurgusunu yabancılara veya içerdekiZelinski teslimiyetçilerine de bırakmaz.
Terörsüz Türkiye hedefine yürüyüş devam etmektedir.
Buna engel olmak isteyen, sabote etmek isteyen bunun için de her tuşa basanlar hayal kırıklığına uğramaya devam edecektir.
Bu böyle biline…
