Canım kadın,
İnsan bazen hayatın içinde savrulurken şunu fark eder:
Çok şey yapıyordur ama neden yaptığını bilmiyordur.
Koşturur, yetişir, idare eder…
Ama içten içe bir boşluk kalır.
Çünkü yaşam amacı bulunmadığında, hayat yapılacaklar listesine dönüşür.
Yaşam amacı büyük cümleler olmak zorunda değil.
Dünyayı kurtarmak, herkese yetmek, sürekli güçlü olmak değildir.
Bazen yaşam amacı, kendini yarım bırakmamaktır.
Bazen kendinle dürüst kalmak, bazen de kendi yolunu inkâr etmemektir.
Çoğu kadın başkalarının hayat amacını sırtlanarak yaşar.
Ailenin beklentisi, eşin düzeni, toplumun rolü…
Sonra bir gün durur ve sorar:
“Ben bu hayatın neresindeyim?”
Yaşam amacını sahiplenmek,
“Beni ne canlı hissettiriyor?” sorusuna kulak vermektir.
Kimsenin alkışlamadığı ama senin içini genişleten şeyleri ciddiye almaktır.
Ve en önemlisi, başkalarının anlamasını beklemeden kendi yönünü savunmaktır.
Ama şunu bil:
Yaşam amacını sahiplenmek, her şeyi bırakmak değildir.
Kendini bırakmamayı seçmektir.
Yorgun da olsan, korksan da olsan,
iç sesini tamamen susturmamaktır.
Çünkü amacı olmayan bir hayat yorar.
Amacını sahiplenen bir kadın ise yorulsa bile dağılmaz.
Egzersiz:
Bugün kendine sakin bir an ayır ve yaz:
1. Beni gerçekten canlı hissettiren anlar hangileri?
2. Zamanın nasıl geçtiğini unuttuğum şey ne?
3. Eğer kimseye bir şey ispatlamak zorunda olmasaydım, neyin peşinden giderdim?
Bu soruların cevapları, yaşam amacının ipuçlarıdır.
Canım kadın,
Yaşam amacın dışarıda bir yerde seni beklemiyor.
O, zaten senin içinde.
Sahiplenmediğinde seni huzursuz eden,
sahiplendiğinde seni güçlendiren o his…
Hayat, onu ertelemek için değil, yaşamak için var.
Ve sen, kendi amacını sahiplenmeye başladığında
hayat da seni ciddiye almaya başlar.
