Canım kadın…
Hayat sadece vermekten ibaret olduğunda, buna erdem demiyoruz; buna tükeniş diyoruz.
Sadece alan biri nasıl ilişkileri zayıflatıyorsa, sadece veren biri de kendini görünmez hale getirir.
Çünkü denge bozulduğunda, sevgi de yük olur.
Bir noktadan sonra şunu fark edersin:
Sen veriyorsundur ama karşı taraf bunu fedakârlık değil, görev gibi görüyordur.
Sen anlıyorsundur ama kimse seni anlamaya çalışmıyordur.
Ve içinden şu cümle geçer:
“Ben neden hep böyleyim?”
Aslında soru şu olmalı:
“Ben neden almama izin vermiyorum?”
Birçok kadın, bilinçaltında almayı bencillik zanneder.
Oysa alma cesareti olmayan biri, vermeyi de sağlıklı yapamaz.
Çünkü denge yoksa, sevgi borca dönüşür.
Ve borçlu hisseden insan ya kırılır ya da sessizce uzaklaşır.
Verme–alma dengesi, eşitlik değildir.
Bazen sen daha çok verirsin, bazen hayat sana daha çok getirir.
Ama uzun vadede terazinin hep tek tarafa yatması, ruhu yorar.
İlişkilerde, işte, dostlukta hatta annelikte bile…
Şimdi küçük bir egzersiz yapalım canım kadın:
Gözlerini kapat ve kendine şu soruyu sor.
“Son zamanlarda neleri verdim ama alamadım?”
Cevapları düzeltmeye çalışma, yargılama.
Sadece fark et.
Sonra ikinci soru gelsin:
“Almak istediğim halde neden sustum?”
Çünkü çoğu zaman mesele başkasının vermemesi değil,
bizim istemememizdir.
Almak; talep etmektir, sınır koymaktır, görünür olmaktır.
Ve evet, bazen karşındakini rahatsız eder.
Ama seni sürekli yoran bir düzenin bozulması, zaten gerekli bir rahatsızlıktır.
Canım kadın, sen bir kaynak değilsin.
Sürekli akan ama hiç dolmayan bir kuyu hiç değilsin.
Sen alışverişi olan bir enerjisin.
Verdiklerin kadar alabildiğinde güçlenirsin.
Aldıkların kadar verdiklerinde hafiflersin.
Denge kurulduğunda,
ne kimseye borçlu hissedersin
ne de kendine kırgın.
Bugün şunu hatırla:
Almak, sevgiyi küçültmez.
Aksine, onu sürdürülebilir kılar.
