Şikâyet ettiğin ama elini sürmediğin şeyler var ya canım kadın…
Onlar tesadüf değil.
Onlar kader hiç değil.
Değiştirmediğin her şey,
zamanla verdiğin sessiz bir onaya dönüşür.
İşin…
“Beni tüketiyor” dersin ama her sabah yine aynı kapıdan girersin.
İlişkin…
“Beni görmüyor” dersin ama görülmediğin yerde kalmaya devam edersin.
Hayatın…
“Ben daha fazlasını hak ediyorum” dersin ama o fazlaya doğru tek adım atmazsın.
İşte tam da orada bir seçim vardır.
Bağırmadan, ilan etmeden,
sadece kalmaya devam ederek yapılan bir seçim.
Canım kadın,
hareketsizlik tarafsızlık değildir.
Hareketsizlik, mevcut düzeni onaylamaktır.
Çünkü değişim cesaret ister.
Konforu bozmayı, alışılmış acıyı terk etmeyi,
“Ya olmazsa?” sorusunu göze almayı ister.
O yüzden çoğumuz,
bilinmeyen mutluluk yerine
bildiğimiz mutsuzluğu seçeriz.
Ama bunu kader diye adlandırırız.
Seçim demeye cesaret edemeyiz.
Unutma…
Hayat sana iki rol sunar.
Biri başına gelenleri anlatan,
diğeri yönünü değiştiren.
Biri sürekli “Neden hep benim başıma geliyor?” der.
Diğeri “Ben buna daha fazla razı değilim.” der.
Ve fark,
imkânlarda değil,
kararda gizlidir.
Egzersiz – “Sessiz Onayı Geri Almak”
Bir kâğıt al canım kadın.
Şu üç başlığı yaz:
Şikâyet ettiğim ama değiştirmediğim şey
Orada kalmamın bana sağladığı gizli güven
Değişirsem kaybetmekten korktuğum şey
Şimdi kâğıda bak ve kendine şunu sor:
“Bu bedeli ödemeye devam etmeye razı mıyım?”
Cevabın hayırsa,
en küçük hareketi seç.
Bir konuşma,
bir karar,
bir sınır.
Hareket büyük olmak zorunda değil.
Gerçek olmak zorunda.
Canım kadın,
hayat seni sıkıştırmıyor.
Sen bir kapıyı açık tutup diğerine bakıyorsun.
Şikâyet etmek seni rahatlatır,
ama özgürleştirmez.
Cesaret ürkütür,
ama yol açar.
Kurban olmak bir alışkanlıktır.
Kahraman olmak bir seçim.
Ve her seçim,
tam şu anda başlar.
Şimdi kendine dürüstçe sor:
Ben neyi seçiyorum?
