Canım kadın,
Hayatın boyunca senden bir şeyler beklendi.
Sessiz olman beklendi. Uyum sağlaman beklendi.
Önce “olman gereken” anlatıldı, sonra kim olacağın kararlaştırıldı.
Sen daha ne istediğini anlamadan, senden vazgeçmen öğretildi.
Senden bekleneni yaşamak kolaydır.
Yol bellidir, alkış hazırdır, onay hızlı gelir.
Ama bedeli ağırdır.
Çünkü o yolda yürürken kendinden azar azar eksilirsin.
Bir gün durup “Ben neredeyim?” diye sorduğunda, cevabı başkalarının hayatında ararsın.
Kendini yaşamak cesaret ister.
Yanlış anlaşılmayı göze almayı, hayal kırıklığı yaratmayı, yalnız kalabilmeyi…
Ama kendini yaşadığında içindeki çatışma diner.
Çünkü artık iki hayat taşımazsın: biri dışarıya, biri içine ait.
Toplumun, ailenin, ilişkinin senden beklediği rol ile
senin ruhunun sana fısıldadığı yol aynı olmak zorunda değil.
Ve sen her seferinde “idare ederim” dediğinde,
ruh biraz daha susar.
Kendini yaşamak;
herkesi memnun etmekten vazgeçmek değildir sadece.
Kendi duygularını ciddiye almaktır.
“Böyle hissediyorum” demeyi ayıp saymamaktır.
Mutlu olamadığın yerde güçlü durmayı değil, dürüst olmayı seçmektir.
Unutma, senden bekleneni yaşadığında “iyi kadın” olabilirsin.
Ama kendini yaşadığında gerçek kadın olursun.
Egzersiz:
Bugün kendine şu soruları sor ve yaz:
1.Hayatımda gerçekten istediğim ama ertelediğim şey ne?
2.Bunu yapmamı en çok kim ya da ne engelliyor?
3.Eğer kimse beni yargılamayacak olsaydı, neyi farklı yaşardım?
Cevaplar, sana ait olan yolu gösterecek.
Canım kadın,
Senden bekleneni yaşamak bir ömür alır ama doyurmaz.
Kendini yaşamak bazen zorlar ama iyileştirir.
Hayat, başkalarının senaryosunda figüran olman için değil,
kendi hikâyende başrol olman için var.
Ve bu rol, senden başka kimseye yakışmaz.
