Canım kadın…
Bu dünyada kimsenin el koyamadığı,
kimsenin senden alamadığı,
kimsenin yerine geçemediği
tek bir şey var: Sen.
Sesin.
Bakış açın.
Yaşadıklarınla yoğrulmuş hikâyen.
Kalbinden geçen ama henüz dile gelmemiş cümlelerin.
Ve hayata baktığın o kendine özgü yer.
İnsan bazen bunu unutuyor.
Kendini başkalarıyla kıyaslarken,
“Daha iyisi var” derken,
“Zaten bunu yapan çok” diye susarken…
Oysa mesele en iyi olmak değil.
Mesele sana ait olmak.
Senin sesin, bir başkasının sesiyle karışmaz.
Senin hikâyen, kimsenin hayatına benzemek zorunda değildir.
Senin vizyonun, alkış almasa bile gerçektir.
O yüzden yaz canım kadın.
Kim okur diye düşünmeden yaz.
Çiz, bozulmasına izin vererek çiz.
İnşa et, yıkılırsa yeniden kur.
Oyna, ciddiye almayanlar olabilir.
Dans et, ritmi kaçırdığın anlar olacak.
Ve mümkün olduğunca yaşa.
Ertelenmiş bir hayatın provası yok çünkü.
Bazen insanlar seni susturmak ister.
Bazen “abartıyorsun” derler.
Bazen “daha sonra”yı işaret ederler.
Ama bil ki,
hayat “sonra”yı sevmez.
Hayat, şimdiyi çağırır.
Ve sen sustukça,
dünya eksik kalır.
Egzersiz – “Bana Ait Olan”
Bir kâğıt al ve şu cümleyi tamamla:
Bana ait olan ve kimsenin kopyalayamayacağı şey…
Bunu daha çok yaşamak istiyorum çünkü…
Bugün bunun için atabileceğim minicik bir adım…
Bu bir hedef listesi değil.
Bu, kendine dönüş haritası.
Canım kadın,
dünya senden mükemmel olmanı istemiyor.
Sadece gerçek olmanı bekliyor.
Kimsenin sahip olmadığı tek şey sensin.
O yüzden kendini saklama.
Kendini küçültme.
Kendini yarına bırakma.
Sesinle var ol.
Hikâyenle yürü.
Ve hayatını,
başkasının onayına değil
kendi kalbine emanet et.
