Canım kadın…
Kaygı dediğin şey, çoğu zaman gelecekte olmayan bir ana şimdiden bedenini götürmektir.
Zihin koşar, sen peşinden sürüklenirsin.
Henüz olmamış ihtimaller, olmuş gibi kalbine çöker.
Ve fark etmeden, şu anı kaçırırsın.
Kaygı senin düşmanın değil.
O, kontrol etmeye çalıştığın yerlerin habercisi.
Güvende kalmak isteyen iç sesin biraz fazla bağırması.
Ama her sesi susturmak yerine, dinlemeyi öğrenmek gerekir.
Çünkü bastırılan kaygı büyür,
fark edilen kaygı çözülür.
Kaygı genelde şuradan beslenir:
Her şeyi kontrol etme ihtiyacı,
herkesi memnun etme çabası,
yanlış yapmaktan korkma hali,
ve “ya olmazsa” ihtimali.
Zihin geleceğe kaçtıkça beden burada kalamaz.
Şifalanma tam olarak burada başlar.
Zihni susturmak değil, bedene dönmekle.
Şimdi küçük bir egzersiz yapalım canım kadın:
Ayaklarını yere bastığını hisset.
Derin bir nefes al, burnundan…
Ağzından yavaşça ver.
Bunu üç kez tekrarla.
Sonra kendine şunu söyle:
“Şu an güvendeyim. Şu an buradayım.”
Kaygı gelecekte yaşar, huzur ise şimdi.
Kaygıyı yenmeye çalışmak yerine, onu yumuşat.
“Korkmamam lazım” deme.
“Korkuyorum ama buradayım” de.
İşte bu cümle, sinir sistemini sakinleştirir.
Bedenin tehdit altında olmadığını anladığında, zihin de gevşer.
Unutma, kaygı seni zayıf yapmaz.
Sadece çok şey taşımaya çalıştığını gösterir.
Herkesin yükünü sırtlanmak zorunda değilsin.
Her ihtimali düşünmek zorunda da değilsin.
Kaygıyı şifalandırmak, onu yok etmek değil;
ona rağmen kendini güvende hissetmeyi öğrenmektir.
Hayat belirsiz olabilir ama sen belirsiz değilsin.
Ayakların yerdeyse, nefesin seninleyse,
şu an için her şey yolunda.
Ve şu an, iyileşmenin başladığı tek yerdir.
