Canım kadın…
Kaç dilek hakkımız var sence bu hayatta?
Biri gelip sorsa, durup düşünür müsün…
Yoksa refleksle “sağlık, huzur” deyip geçer misin?
Ama ben başka bir şey soruyorum sana.
Gerçekten…
Kalbinin en dip köşesinde ne diliyorsun?
Yeni bir hayat isteyen var mı aramızda?
Ama öyle süslenmiş, filtrelenmiş bir yeni hayat değil.
Gerçekten yeni.
Aynı döngüler olmadan.
Aynı yorgunlukla uyanmadan.
Aynı suskunluğu taşımadan.
Yeniden başladın mı canım kadın?
Kaç kere?
Ve her seferinde “bu son” deyip
biraz daha güçlenip
biraz daha yalnızlaştın mı?
Bazen insan şunu düşünüyor:
“Acaba kaç hakkım kaldı?”
Ama bak…
Hayat bir oyun değil.
Ve biz sandığımız gibi sınırlı sayıda denemiyoruz.
Sadece kendimize inanmaktan vazgeçiyoruz.
Çünkü yeniden başlamak dışarıda olmaz.
Önce içerde olur.
Kimse görmez.
Kimse alkışlamaz.
Hatta bazen en yakının bile inanmaz.
Bazı dilekleri yüksek sesle söylemeyiz.
Çünkü korkarız.
Gerçek olursa sorumluluğundan…
Olmazsa hayal kırıklığından.
O yüzden “idare ederim” deriz.
“Böylesi de yeter” deriz.
Ama kalbimiz bilir canım kadın…
Bu dilek hâlâ yaşıyor.
Egzersiz | Dilek Hakkımı Hatırlıyorum
Şimdi dur.
Derin bir nefes al.
Bir kâğıt al ve kendine dürüst ol:
Bugün bana tek bir dilek hakkı verilseydi, gerçekten ne isterdim?
Bunu istemekten beni korkutan ne?
Bu dileğe bir adım yaklaşmak için bugün ne yapabilirim?
Bu bir mucize bekleme çalışması değil.
Bu, kendinle temas egzersizi.
Canım kadın…
Hayat sana kaç hakkın kaldığını söylemez.
Ama şunu fısıldar:
“Vazgeçmediğin sürece buradayım.”
Yeni bir hayat,
bir sabah uyanıp başka biri olmak değildir.
Yeni bir hayat,
kendin olmaktan kaçmayı bırakmaktır.
Belki defalarca başladın.
Belki yoruldun.
Belki “bir hakkım kaldı mı?” diye sordun.
Ama kalbin hâlâ diliyorsa…
O oyun bitmedi canım kadın.
Ve bazen en büyük dilek,
yeniden başlamak değil…
Kendine geri dönmektir.
