Canım kadın…
Zihnin susmadığı anlar vardır.
Düşünceler gelir, gider, çarpışır, yorur.
Ve biz çoğu zaman şunu yaparız:
“Bunu düşünmemeliyim.”
“Yine aynı yere geldim.”
“Demek ki iyileşemedim.”
Oysa sorun düşüncenin gelmesi değil.
Sorun, düşünceyle savaşmamız.
Zihin bir nehir gibidir.
Dalgalar bazen sakin, bazen bulanıktır.
Ama sen nehrin kendisi değilsin.
Sadece kıyıdasın.
Düşünce geldiğinde onu durdurmaya çalıştıkça,
zihin daha çok bağırır.
Çünkü bastırılan her şey,
daha güçlü geri döner.
Düşünce akışını kabul etmek şudur:
“Bu düşünce geldi.
Ama bu düşünce ben değilim.”
Bu cümle bilinçaltında bir kapı açar.
Çünkü beyin, tehdit algısı azaldığında
kendini regüle etmeye başlar.
Bazı düşünceler geçmişten gelir.
Bazıları korkudan.
Bazıları yorgunluktan.
Bazıları sadece alışkanlıktır.
Her düşünce gerçek değildir.
Her düşünce doğru değildir.
Ama her düşünce duyulmak ister.
Şimdi küçük bir egzersiz yapalım:
Gözlerini kapat.
Bir düşünce geldiğini fark et.
Onu itme.
Onu çözmeye çalışma.
Sadece şunu de:
“Şu an zihnimde bir düşünce var.”
Sonra bir nefes al.
Ve ekle:
“Geçmesine izin veriyorum.”
Bu kadar.
Düşünceyi susturmak zorunda değilsin.
Onu misafir gibi ağırladığında
zaten kalıcı olmaz.
Zihin, kavga edilmediği yerde
dinlenmeyi öğrenir.
Toparlayalım canım kadın…
İyileşmek,
hiç düşünmemek değildir.
İyileşmek,
düşünceyle özdeşleşmemeyi öğrenmektir.
Zihninden geçen her şey
senin gerçeğin olmak zorunda değil.
Bazı düşünceler sadece uğrar.
Ve sen izin verdiğinde
sessizce gider.
Unutma:
Kontrol etmeye çalıştığın zihin yorulur.
Kabul ettiğin zihin sakinleşir.
Ve sen,
o sakinliğin içindesin.
