Canım kadın…
Hayatta zorlandığını hissettiğin birçok anın altında aslında tek bir şey yatar: iç dengeni kaybetmek.
Dişil ve eril enerji birbiriyle savaşmaya başladığında, insan kendi içinde yorulur.
Ya sürekli akışta kalıp karar alamazsın ya da sadece eylemde olup hislerini bastırırsın.
Dişil enerji; sezgidir, akıştır, yumuşaklıktır, yaratıcı alandır.
Eril enerji; yön vermektir, kararlılıktır, harekettir, sınır koyabilmektir.
Biri olmadan diğeri eksik kalır.
Sadece dişilde kalan kadın, bekler ama ilerleyemez.
Sadece erilde kalan kadın, yapar ama hissedemez.
Toplum çoğu kadına şunu öğretti:
“Güçlü ol, dayan, ayakta kal.”
Ama kimse “hisset, sez, dur” demedi.
Sonra da kadınlar ya sertleşti ya da dağıldı.
Oysa gerçek güç, bu iki enerjinin el ele yürümesidir.
Dişil enerjin sana “ne istiyorum?” diye fısıldar.
Eril enerjin “peki bunun için ne yapacağım?” diye sorar.
Biri hayali kurar, diğeri yolu açar.
İşte denge tam olarak buradadır.
Şimdi küçük bir egzersiz yapalım canım kadın:
Gözlerini kapat.
Bir elini kalbine, diğerini karnına koy.
Kalbine sor: “Gerçekte ne hissediyorum?”
Cevap gelmesine izin ver.
Sonra kendine şunu söyle:
“Bu his için bir adım atmaya hazırım.”
Bu cümle, dişil ve erili aynı anda aktive eder.
Unutma, her şeyi yapmak zorunda değilsin.
Ama hissettiğin şeyi yok saymak zorunda da değilsin.
Dişil enerji seni yumuşatır, eril enerji seni ayakta tutar.
Biri seni kadın yapar, diğeri seni güçlü.
Denge, ya hep hissetmek ya da hep kontrol etmek değildir.
Denge, hissettiğini sahiplenip onun arkasında durabilmektir.
Canım kadın, sen ya sertleşmek ya da kaybolmak zorunda değilsin.
İçindeki dişil akışa güven, eril gücünle yön ver.
İşte o zaman hayat seninle kavga etmeyi bırakır, seninle iş birliği yapar.
