Berrin GÜRSOY İPLİKÇİ
Köşe Yazarı
Berrin GÜRSOY İPLİKÇİ
 

HAYATTAKİ YERİNİ BULMAK

Dijital çağın meslekleri ve çalışma biçimlerini dönüştürdüğü artık bir gerçek. Bu dönüşümün doğal bir sonucu olarak 'Ücretli emeğin sonu mu geliyor?' kaygısı her geçen gün büyüyor. Yeni düzende ayakta kalabilmek; bireylerin vasıflarını sürekli yenilemesini, yeni trendleri ve değişen iş modellerini takip etmesini zorunlu kılıyor. Ancak meselenin bir de yapısal boyutu var: Sermaye ve iktidar ilişkileriyle ayakta kalan, kurumsal görünümlü şirketlerin hegemonyası... Bu yapılar içinde var olmaya çalışan kalabalıklar arasında asıl önemli olan bana göre bireyin mutlu olduğu ve tercih ettiği çalışma modelini bulabilmesidir. Toplum olarak kendi kendimize yarattığımız en büyük engel ise meslekleri ve insanları hiyerarşik bir kefeye koymak. Bazı ülkelerde tıp profesörlüğünden emekli olup huzuru bahçıvanlıkta bulan insanlara rastlamak bir gerileme değil, bilinçli bir yaşam tercihi olarak görülür. Bizde ise bu 'statü takıntısı' tüketim tercihlerimize kadar sızıyor. İşinde kişiliğini bulamayan birey, tükettiği ürünler üzerinden bir kimlik inşa etmeye çalışıyor; bindiği arabada, oturduğu kafede, hatta içtiği 'ekstra karamelli, laktozsuz sütlü´ kahvesinde... Pierre Bourdieu, yıllar önce toplumsal sınıfların yalnızca gelirle açıklanamayacağını söylemişti. Yaşam tarzı, hobiler ve alışkanlıkların; ekonomik, sosyal ve kültürel sermaye ile bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyordu. Asıl mesele ne iş yaptığımız değil, hayata nasıl baktığımızdır. Bugün ilginç bir tabloyla karşı karşıyayız: Yönetimsel yeterliliği zayıf ancak ilişkisel ağlarla ayakta kalan şirketler artarken, gerçek nitelikli işi yapanlar bu çarklar arasında eziliyor. Buna karşılık, bir zamanlar küçümsenen 'ara meslekler' bugün hem daha çok aranıyor hem de daha kıymetli hale geliyor. Belki de asıl mesele, ne kadar yüksek göründüğümüz değil; hayatın içinde ne kadar 'yerli yerinde' olduğumuzdur.  
Ekleme Tarihi: 20 Ocak 2026 -Salı

HAYATTAKİ YERİNİ BULMAK

Dijital çağın meslekleri ve çalışma biçimlerini dönüştürdüğü artık bir gerçek. Bu dönüşümün doğal bir sonucu olarak 'Ücretli emeğin sonu mu geliyor?' kaygısı her geçen gün büyüyor. Yeni düzende ayakta kalabilmek; bireylerin vasıflarını sürekli yenilemesini, yeni trendleri ve değişen iş modellerini takip etmesini zorunlu kılıyor.
Ancak meselenin bir de yapısal boyutu var: Sermaye ve iktidar ilişkileriyle ayakta kalan, kurumsal görünümlü şirketlerin hegemonyası... Bu yapılar içinde var olmaya çalışan kalabalıklar arasında asıl önemli olan bana göre bireyin mutlu olduğu ve tercih ettiği çalışma modelini bulabilmesidir.
Toplum olarak kendi kendimize yarattığımız en büyük engel ise meslekleri ve insanları hiyerarşik bir kefeye koymak. Bazı ülkelerde tıp profesörlüğünden emekli olup huzuru bahçıvanlıkta bulan insanlara rastlamak bir gerileme değil, bilinçli bir yaşam tercihi olarak görülür. Bizde ise bu 'statü takıntısı' tüketim tercihlerimize kadar sızıyor. İşinde kişiliğini bulamayan birey, tükettiği ürünler üzerinden bir kimlik inşa etmeye çalışıyor; bindiği arabada, oturduğu kafede, hatta içtiği 'ekstra karamelli, laktozsuz sütlü´ kahvesinde...
Pierre Bourdieu, yıllar önce toplumsal sınıfların yalnızca gelirle açıklanamayacağını söylemişti. Yaşam tarzı, hobiler ve alışkanlıkların; ekonomik, sosyal ve kültürel sermaye ile bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyordu. Asıl mesele ne iş yaptığımız değil, hayata nasıl baktığımızdır.
Bugün ilginç bir tabloyla karşı karşıyayız: Yönetimsel yeterliliği zayıf ancak ilişkisel ağlarla ayakta kalan şirketler artarken, gerçek nitelikli işi yapanlar bu çarklar arasında eziliyor. Buna karşılık, bir zamanlar küçümsenen 'ara meslekler' bugün hem daha çok aranıyor hem de daha kıymetli hale geliyor. Belki de asıl mesele, ne kadar yüksek göründüğümüz değil; hayatın içinde ne kadar 'yerli yerinde' olduğumuzdur.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberege.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.