Avrupa ülkeleri, Kanuni Sultan Süleyman zamanından beri bizi sömürmeye çalışır.
İlk etapta, Kanuni Sultan Süleyman tarafından, lütuf diye verilen kapitülasyonlar, süreç içinde, en büyük sömürü aracına dönüşmüştür. Öyle ki, en geniş anlamda ve kapsamlısını Fransızlar alsa da, bir süre sonra, bütün Avrupa ülkeleri, bu haktan sonuna kadar yararlanmıştır. Üstelik bu haklar hepsine tanındığı için, hepsi en ayrıcalıklı ülke statüsüne kavuşmuştur!
Peki, böyle olunca ne oldu? Olan şu; onlar bize mal sattığında, biz % 2 vergi alırken, biz onlara mal sattığımızda, %18 vergi ödedik! Bu süre zarfında, çıkan pek çok savaş, dış borçlanma ile karşılandığından ve devletin vergi toplama kapasitesi düştüğünden, dışarı olan borçları ödeyemedik!
Bunun sonunda da, Düyun-u Umumi adlı kurum kuruldu! Bu kurumun tek amacı vergi toplamak ve yabancıların borçlarını ödemekti. Bu kurumun ne kadar büyük olduğunu açıklamak için, size bir örnek vereyim: Şu an Türk maliyesinde, 5.000 kişi çalışırken, o dönemde, Düyun-u Umumi'nin çalışan sayısı 9.000'den fazla idi!
Bu arkadaşların tek amacı, tahsil edilebilecek her kuruşu halktan toplamaktı! Kurum akıl almaz derecede büyüdü ve şöyle bir noktaya gelindi: Kendi polis teşkilatını kurdular! Kolcular...
Gelirler arasında öyle bir kalem vardı ki, kazancı hepsinden büyük ve sürekli talebi olan bir kalem. Tütün!
Türk tütünü, o zamanlar dünyaca meşhurdu ve herkes satın almak istiyordu. Baktılar ki bu gelir kalemi çok yüksek, bunu diğer bütün gasp ettikleri ürünlerimizden ayırdılar ve Reji diye ayrı bir kurum kurdular! Tütünü, istedikleri yerden, istedikleri kadar ve istedikleri fiyattan almaya başladılar. Bu fiyata razı olmayanları da kendi kurdukları polis teşkilatıyla cezalandırdılar! Yani kolcularla!
İçinde kolcu lafı geçen her türkü, bu teşkilat ve Reji idaresinin yaptığı gaspa karşı çıkanların, yaktıkları türkülerdir! Bu teşkilat, zaman içinde öyle bir noktaya geldi, 10.000'in üzerinde kolcuya sahip oldu! Çökertme, Şeker dağı bozlağı, Bitez yalısı gibi türküler işte bu zulüme karşı yakıldı!
Tütününü saklayanllar, kendi satmaya çalışanlar, çok ağır cezalara çarptırıldı. Bir kısmı da, kolculara direnirken, hayatını kaybetti.
Lozan'da da en büyük tantana, kapitülasyonlar üzerinden koptu. Hiç bir şekilde, bu imtiyazdan, daha doğrusu sömürü düzeninden vaz geçmek istemediler. Sırf bu yüzden, barış görüşmeleri askıya alındı. Ama Atatürk ve arkadaşları, asla taviz vermediler! Kapitülasyonları layık olduğu yere, yani tarihin çöplüğüne gömdüler!
Bunlar bize basit konular. yada masal gibi geliyor! Çünkü mücadelesini biz vermedik! Resmen hazıra konduk! Fakat bu büyük mücadele bilinmeli. Batı ülkelerinin, bize asla dost gözüyle bakmadığını anlamalıyız! Bize her zaman, düşman ve sömürülecek ülke gözüyle baktıklarını unutmamalıyız.
Ben oralarda yaşadım. Siz Türk olduğunuzu unutsanız ve maksimum uyumu gösterseniz bile, onlar sizin Türk olduğunuzu asla unutmazlar! Aralarına hiçbir zaman almazlar! İstisnalar, kaideyi bozmaz! Mutlaka aralarında iyi insanlar vardır ve size hümanist bir yaklaşımda bulunabilirler. Ama halkın geneli ve devlet politikaları açısından, bu böyledir.
Atatürk'ü eleştirmeye, yerden yere vurmaya çok meraklı arkadaşlar, bu kapitülasyonlar konusunu iyi incelesin. Atatürk'ün kapitülasyonları kaldırarak, ne kadar büyük bir başarıya imza attığını idrak etmeye çalışsın!
Deniz Baykal zamanı imza attığımız ve altında bizzat Deniz Baykal'ın imzası bulunan, Avrupa Birliği ile imzalanan gümrük birliği anlaşmasını da bu kapsamda incelemenizi tavsiye ederim! Orada da Türkiye aleyhine birçok konu var! AB Ülkelerinde Serbest Dolaşım Hakkı almadan o anlaşmayı imzalamak için bayağı bir düşük zekada olmak gerek!
Bu konu burada bitmedi. Ama benim bugünlük yerim bitti...
Sevgi ve Saygılarımla
Anasayfa
Yazarlar
TANER ÇANIRTAY
Yazı Detayı
Bu yazı 306 kez okundu.
Batının Bitmeyen Talebi, Kapitülasyonlar ve Vergi Avantajları
Avrupa ülkeleri, Kanuni Sultan Süleyman zamanından beri bizi sömürmeye çalışır.
İlk etapta, Kanuni Sultan Süleyman tarafından, lütuf diye verilen kapitülasyonlar, süreç içinde, en büyük sömürü aracına dönüşmüştür. Öyle ki, en geniş anlamda ve kapsamlısını Fransızlar alsa da, bir süre sonra, bütün Avrupa ülkeleri, bu haktan sonuna kadar yararlanmıştır. Üstelik bu haklar hepsine tanındığı için, hepsi en ayrıcalıklı ülke statüsüne kavuşmuştur!
Peki, böyle olunca ne oldu? Olan şu; onlar bize mal sattığında, biz % 2 vergi alırken, biz onlara mal sattığımızda, %18 vergi ödedik! Bu süre zarfında, çıkan pek çok savaş, dış borçlanma ile karşılandığından ve devletin vergi toplama kapasitesi düştüğünden, dışarı olan borçları ödeyemedik!
Bunun sonunda da, Düyun-u Umumi adlı kurum kuruldu! Bu kurumun tek amacı vergi toplamak ve yabancıların borçlarını ödemekti. Bu kurumun ne kadar büyük olduğunu açıklamak için, size bir örnek vereyim: Şu an Türk maliyesinde, 5.000 kişi çalışırken, o dönemde, Düyun-u Umumi'nin çalışan sayısı 9.000'den fazla idi!
Bu arkadaşların tek amacı, tahsil edilebilecek her kuruşu halktan toplamaktı! Kurum akıl almaz derecede büyüdü ve şöyle bir noktaya gelindi: Kendi polis teşkilatını kurdular! Kolcular...
Gelirler arasında öyle bir kalem vardı ki, kazancı hepsinden büyük ve sürekli talebi olan bir kalem. Tütün!
Türk tütünü, o zamanlar dünyaca meşhurdu ve herkes satın almak istiyordu. Baktılar ki bu gelir kalemi çok yüksek, bunu diğer bütün gasp ettikleri ürünlerimizden ayırdılar ve Reji diye ayrı bir kurum kurdular! Tütünü, istedikleri yerden, istedikleri kadar ve istedikleri fiyattan almaya başladılar. Bu fiyata razı olmayanları da kendi kurdukları polis teşkilatıyla cezalandırdılar! Yani kolcularla!
İçinde kolcu lafı geçen her türkü, bu teşkilat ve Reji idaresinin yaptığı gaspa karşı çıkanların, yaktıkları türkülerdir! Bu teşkilat, zaman içinde öyle bir noktaya geldi, 10.000'in üzerinde kolcuya sahip oldu! Çökertme, Şeker dağı bozlağı, Bitez yalısı gibi türküler işte bu zulüme karşı yakıldı!
Tütününü saklayanllar, kendi satmaya çalışanlar, çok ağır cezalara çarptırıldı. Bir kısmı da, kolculara direnirken, hayatını kaybetti.
Lozan'da da en büyük tantana, kapitülasyonlar üzerinden koptu. Hiç bir şekilde, bu imtiyazdan, daha doğrusu sömürü düzeninden vaz geçmek istemediler. Sırf bu yüzden, barış görüşmeleri askıya alındı. Ama Atatürk ve arkadaşları, asla taviz vermediler! Kapitülasyonları layık olduğu yere, yani tarihin çöplüğüne gömdüler!
Bunlar bize basit konular. yada masal gibi geliyor! Çünkü mücadelesini biz vermedik! Resmen hazıra konduk! Fakat bu büyük mücadele bilinmeli. Batı ülkelerinin, bize asla dost gözüyle bakmadığını anlamalıyız! Bize her zaman, düşman ve sömürülecek ülke gözüyle baktıklarını unutmamalıyız.
Ben oralarda yaşadım. Siz Türk olduğunuzu unutsanız ve maksimum uyumu gösterseniz bile, onlar sizin Türk olduğunuzu asla unutmazlar! Aralarına hiçbir zaman almazlar! İstisnalar, kaideyi bozmaz! Mutlaka aralarında iyi insanlar vardır ve size hümanist bir yaklaşımda bulunabilirler. Ama halkın geneli ve devlet politikaları açısından, bu böyledir.
Atatürk'ü eleştirmeye, yerden yere vurmaya çok meraklı arkadaşlar, bu kapitülasyonlar konusunu iyi incelesin. Atatürk'ün kapitülasyonları kaldırarak, ne kadar büyük bir başarıya imza attığını idrak etmeye çalışsın!
Deniz Baykal zamanı imza attığımız ve altında bizzat Deniz Baykal'ın imzası bulunan, Avrupa Birliği ile imzalanan gümrük birliği anlaşmasını da bu kapsamda incelemenizi tavsiye ederim! Orada da Türkiye aleyhine birçok konu var! AB Ülkelerinde Serbest Dolaşım Hakkı almadan o anlaşmayı imzalamak için bayağı bir düşük zekada olmak gerek!
Bu konu burada bitmedi. Ama benim bugünlük yerim bitti...
Sevgi ve Saygılarımla
Ekleme
Tarihi: 29 Ocak 2026 -Perşembe
Batının Bitmeyen Talebi, Kapitülasyonlar ve Vergi Avantajları
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
