Bugünlerde sokaklarımızdan, evlerimizden ve en çok da ekranlarımızdan bir feryat yükseliyor. Bu, sadece bir asayiş meselesi değil; bu, bir neslin göz göre göre uçuruma sürüklenişinin, bir toplumun geleceğinin kararmasının feryadıdır. 15 yaşındaki pırıl pırıl, eğitimli, terbiyeli gençlerimiz öldürülüyor. Ve daha acısı; onları öldürenler, kanlı ellerini sosyal medyada birer "kahramanlık nişanı" gibi sergiliyor.
"Aslanlar gibi yatar çıkarım!"
Bu cümle, adaletin ve toplumsal ahlakın suratına atılmış bir tokattır!
Ne ara bu kadar bozulduk?
Ne ara cinayeti bir "rütbe", cezaevini bir "dinlenme tesisi" sanan canavarlar türettik?
Bir çocuk, okul sıralarında olması gereken yaşta, nasıl olur da bir çetenin dişlisi haline gelir?
Dijital Bataklık içinde boğuluyoruz..
Sosyal medya bugün sadece bir iletişim aracı değil, şiddetin estetize edildiği bir panayıra dönüştü.
Psikologların, sosyologların ve devletin siber güvenlik birimlerinin bu mecraları santim santim taraması gerekiyor. Gençlerimiz; emeği, okumayı, çıraklık yapıp bir zanaat sahibi olmayı "eziklik" olarak görüyor. Çünkü dijital dünya onlara kısa yoldan parayı, belindeki silahla kurulan sahte saygınlığı ve şiddetin getirdiği "gücü" pazarlıyor.
Dizi karakterlerinden özenilen jargonlar, TikTok videolarındaki racon kesmeler, "yatarım çıkarım" özgüveniyle birleşince ortaya çıkan tablo şu: Cezasızlık algısı, suçu teşvik ediyor.
Devlet Nerede, Biz Neredeyiz?
Devlet büyüklerimize ve karar vericilere sesleniyorum! Sosyal paylaşım siteleri sadece vergi meseleleriyle değil, gençlerimizin ruh sağlığını bozan içerikleriyle de denetlenmelidir. Bir gencin eline kitap veya alet çantası yerine silah tutuşturulmasına izin veren bu iklimi hep birlikte kuruttuk, hep birlikte düzeltmeliyiz!
Çocuklar neden sokaklarda gruplaşıyor? Neden bir işin ucundan tutmak yerine bir çetenin kuyruğuna takılıyor? Çünkü aidiyet duygusunu evde ve okulda bulamayan genç, sokaktaki o karanlık "kardeşliğe" sığınıyor.
Son Tren Kaçmadan...
Hepimiz öleceğiz, evet. Ama bu ölüm, fidan gibi gençlerimize yakışmıyor!
Toplum olarak bu acizliği kabul edemeyiz. Eğer bugün bu dijital çürüme durdurulmazsa, eğer hukuk "yatar çıkarım" diyenin cesaretini kıracak kadar keskinleşmezse, yarın koruyacak bir evladımız kalmayabilir.
Bu bir uyarı değil, son çağrıdır!!
Gençlerimiz ölüyor, toplum çürüyor. Sesimizi şimdi yükseltmeyeceksek ne zaman yükselteceğiz?
Saygılarımla,
