Akran zorbalığı deniyor.
Sanki yumuşak bir kelimeymiş gibi.
Sanki çocuklar arasında yaşanan sıradan bir sürtüşmeymiş gibi.
Değil.
Bu, sessiz bir şiddet türüdür.
Ve bu sessizlik yüzünden çocuklar ölüyor.
Evet, yanlış okumadınız.
Bu yüzden çocuklar ölüyor.
Bu yüzden bazıları ömür boyu sakat kalıyor.
Bu yüzden bazı çocuklar hayattan tamamen koparılıyor.
Ben bunu uzaktan anlatmıyorum.
Bir anne olarak yaşadım.
Oğlum hiperaktifti. Yerinde duramıyordu, çok konuşuyordu, enerjisi fazlaydı. Ve çocuklar, ne yazık ki, birbirinin biraz eksiğini, biraz açığını fark ettiğinde bunu merhametle değil, acımasızca kullanabiliyor.
Çocuklar farklı olanı hedef alıyor.
Biraz fazla hareketliyi.
Biraz sessizi.
Biraz kiloluyu.
Biraz dikkat dağınıklığı olanı.
Biraz “öteki” olanı.
Ve sonra alay başlıyor.
Lakabı geliyor.
Dışlama geliyor.
Video çekiliyor.
Gülüşmeler yayılıyor.
Bir çocuğun ruhu parça parça sökülürken, yetişkinler çoğu zaman “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diyerek geçiştiriyor.
Olmaz.
Olmamalı.
Olmamalıydı.
Zorbalık, bir çocuğun yaşama tutunma ipini kesmektir.
Bazen bir gün içinde, bazen yıllar süren bir yıkımla.
İntihar eden çocuklar var.
Okula gitmekten korktuğu için evden çıkamayanlar var.
Hayat boyu kaygı bozukluğu, depresyon ve öfkeyle yaşayanlar var.
Ve sonra herkes şaşırıyor.
“Nasıl oldu?” deniyor.
“O kadar da fark etmemiştik…” deniyor.
Oysa fark edilecek çok şey vardı.
Suskunluk vardı.
İçe kapanma vardı.
Okuldan kaçma vardı.
Göz temasından kaçan bakışlar vardı.
Ama biz bakmamayı seçtik.
Burada ilk sorumluluk ailelerindir.
Çocuğuna sadece “başarılı ol” diyen ama “incitme” demeyen her aile bu zincirin bir halkasıdır.
Empati öğretilmeyen evlerde güç, hızla zorbalığa dönüşür.
Sonra okullar gelir.
Zorbalığı görüp “büyütmeyelim” diyen her yönetici, her öğretmen, mağdur çocuğu yalnızlaştırır.
Şikâyet eden çocuk susturulduğunda, zorba cesaretlenir.
Ve evet, devlet ve Millî Eğitim Bakanlığı bu noktada artık net olmak zorundadır.
Akran zorbalığına karşı kağıt üzerinde kalan genelgeler değil; uygulanan, denetlenen, yaptırımı olan politikalar gerekir.
Rehberlik servisleri vitrin değil, aktif birer koruma hattı olmak zorundadır.
Çünkü bu mesele ders başarısı meselesi değildir.
Bu mesele bir çocuğun hayatta kalma meselesidir.
Bir çocuğun kırılan kalbi, bir sınav notuyla onarılmaz.
Bir çocuğun yaşadığı travma, “takma kafana” denilerek silinmez.
Artık şunu kabul edelim:
Akran zorbalığı bireysel bir sorun değil, toplumsal bir ayıptır.
Ve bu ayıba dur demek,
önce evde,
sonra okulda,
en sonunda da devletin kararlı duruşuyla mümkündür.
Sessiz kalmak tarafsızlık değildir.
Sessiz kalmak, çoğu zaman zorbalığın yanında durmaktır.
Bir çocuğun canı,
her şeyden daha kıymetlidir.
Anasayfa
Yazarlar
DİLEK KÖKTAŞ GÜNDOĞDU
Yazı Detayı
Bu yazı 80 kez okundu.
Bu Bir Çocuk Meselesi Değil, Bu Bir Vicdan Meselesi
Akran zorbalığı deniyor.
Sanki yumuşak bir kelimeymiş gibi.
Sanki çocuklar arasında yaşanan sıradan bir sürtüşmeymiş gibi.
Değil.
Bu, sessiz bir şiddet türüdür.
Ve bu sessizlik yüzünden çocuklar ölüyor.
Evet, yanlış okumadınız.
Bu yüzden çocuklar ölüyor.
Bu yüzden bazıları ömür boyu sakat kalıyor.
Bu yüzden bazı çocuklar hayattan tamamen koparılıyor.
Ben bunu uzaktan anlatmıyorum.
Bir anne olarak yaşadım.
Oğlum hiperaktifti. Yerinde duramıyordu, çok konuşuyordu, enerjisi fazlaydı. Ve çocuklar, ne yazık ki, birbirinin biraz eksiğini, biraz açığını fark ettiğinde bunu merhametle değil, acımasızca kullanabiliyor.
Çocuklar farklı olanı hedef alıyor.
Biraz fazla hareketliyi.
Biraz sessizi.
Biraz kiloluyu.
Biraz dikkat dağınıklığı olanı.
Biraz “öteki” olanı.
Ve sonra alay başlıyor.
Lakabı geliyor.
Dışlama geliyor.
Video çekiliyor.
Gülüşmeler yayılıyor.
Bir çocuğun ruhu parça parça sökülürken, yetişkinler çoğu zaman “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diyerek geçiştiriyor.
Olmaz.
Olmamalı.
Olmamalıydı.
Zorbalık, bir çocuğun yaşama tutunma ipini kesmektir.
Bazen bir gün içinde, bazen yıllar süren bir yıkımla.
İntihar eden çocuklar var.
Okula gitmekten korktuğu için evden çıkamayanlar var.
Hayat boyu kaygı bozukluğu, depresyon ve öfkeyle yaşayanlar var.
Ve sonra herkes şaşırıyor.
“Nasıl oldu?” deniyor.
“O kadar da fark etmemiştik…” deniyor.
Oysa fark edilecek çok şey vardı.
Suskunluk vardı.
İçe kapanma vardı.
Okuldan kaçma vardı.
Göz temasından kaçan bakışlar vardı.
Ama biz bakmamayı seçtik.
Burada ilk sorumluluk ailelerindir.
Çocuğuna sadece “başarılı ol” diyen ama “incitme” demeyen her aile bu zincirin bir halkasıdır.
Empati öğretilmeyen evlerde güç, hızla zorbalığa dönüşür.
Sonra okullar gelir.
Zorbalığı görüp “büyütmeyelim” diyen her yönetici, her öğretmen, mağdur çocuğu yalnızlaştırır.
Şikâyet eden çocuk susturulduğunda, zorba cesaretlenir.
Ve evet, devlet ve Millî Eğitim Bakanlığı bu noktada artık net olmak zorundadır.
Akran zorbalığına karşı kağıt üzerinde kalan genelgeler değil; uygulanan, denetlenen, yaptırımı olan politikalar gerekir.
Rehberlik servisleri vitrin değil, aktif birer koruma hattı olmak zorundadır.
Çünkü bu mesele ders başarısı meselesi değildir.
Bu mesele bir çocuğun hayatta kalma meselesidir.
Bir çocuğun kırılan kalbi, bir sınav notuyla onarılmaz.
Bir çocuğun yaşadığı travma, “takma kafana” denilerek silinmez.
Artık şunu kabul edelim:
Akran zorbalığı bireysel bir sorun değil, toplumsal bir ayıptır.
Ve bu ayıba dur demek,
önce evde,
sonra okulda,
en sonunda da devletin kararlı duruşuyla mümkündür.
Sessiz kalmak tarafsızlık değildir.
Sessiz kalmak, çoğu zaman zorbalığın yanında durmaktır.
Bir çocuğun canı,
her şeyden daha kıymetlidir.
Ekleme
Tarihi: 03 Ocak 2026 -Cumartesi
Bu Bir Çocuk Meselesi Değil, Bu Bir Vicdan Meselesi
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
