Bir kahkahanın bazen derin bir hıçkırık olduğunu biliyor musunuz?
İnsan gülüşünün içinde, kimsenin duyamadığı küçük bir kırılma sesi vardır. Dertsiz, sorunsuz insan yoktur elbette; fakat bazı insanlar vardır ki, dertlerini sırtında taşımak yerine gönlünde yoğurur, acıyı anlamaya, hüzünleri dönüştürmeye niyet eder. İşte o insanlar, hayata bir armağandır.
Nihal Erdem böyle insanlardan biri…
Onu ilk gördüğünüzde neşesine bakıp “Bu kadının hiç derdi yok herhalde” dersiniz. Ancak yakından tanıyınca anlarsınız: O, “boşvermişlik” değil; “olgunlaştırmışlık” taşıyor. Mutsuzlukları saklamıyor; fakat onları değere çevirmeyi bir erdem biliyor. Kahkahası bu yüzden derin, içten ve özgür… Çünkü her kahkahanın ardında bir mücadele, bir sabır, bir kabulleniş var.
Ve Nihal teyze tam da bunu kahkahasının arasına gizleyerek söyler:
“Hayat dertsiz olmaz evlat, ama derdi meze yapmasını bilene ömür çok güzel.”
Bir Soyadının Taşıdığı Miras: Sanat, Neşe ve Kökler
Nihal Erdam’ın ailesine bakınca bir şey hemen göze çarpıyor:
Neşe, yetenek ve özgünlük bu ailede genetik bir miras gibi dolaşıyor.
Biliyor musunuz, Nihal Erdem; Bahar dizisinin çılgın doktoru Demet Evgar’ın dayı çocuğu.
Bunu duyunca insan ister istemez düşünüyor:
Demet Evgar gibi her rolünde sınırları kıran, yaratıcılığın peşinde koşan biri bir aileden çıkıyorsa… o ailenin sokaklarında çocukken bile kahkaha biriktirilmiş olmalı.
Zaten Nihal teyzenin anlattığı anılar da tam böyle.
Duman bile düz çıkmazmış onların meclisinden; savrula savrula, kıvrıla kıvrıla, rüzgârı değiştirerek, alışılmışı bozarak…
Bu “savruluş”, insanın çocuk ruhunu saklama gerçeğiyle birleşince ortaya bambaşka bir hayat felsefesi çıkıyor:
“Yaş alırsın, ama yaşlanmazsın.”
80 Yaşında Çocuk Olabilmek
Nihal teyze bugün 80 yaşına dayanmış İzmirli bir çınar.
Ama yaşı, ruhunun enerjisiyle yarışamayacak kadar küçük kalıyor.
Şöyle düşünün:
Bir gün canı isterse yolda şarkı söylüyor.
Bir tramvayda otururken, yanında somurtan yolcuya rağmen, sokak müzisyenine eşlik edebiliyor.
Hem de nasıl?
“Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar…” diye başlayıp,
“Sevgilim, sen olmasan dünya neye yarar…” diye devam eden o şarkıyla…
Bu şarkıyı da rastgele söylemiyor.
O, hayatının büyük aşkı İsmet Erdem Bey’e ithafen söylüyor. Çünkü Nihal teyze için aşk, yalnızca bir gençlik hatırası değil; hâlâ taze duran, hâlâ nefes alan bir duygu.
Onun anlattığına göre İsmet Bey’in tek sevdiği şarkı buymuş.
Bu nedenle ne zaman sokakta bir müzisyen görse, ne zaman kalabalığın içinde bir ezgi yükselse, Nihal teyzenin kalbi oraya doğru gider.
Aşkın yılları aşan bir tarafı vardır; nihayetinde beden biter ama ruh sevgiyi taşımaya devam eder. Nihal teyzede bunu görmek zor değil:
Aşk, onun sesinde hâlâ genç.
Ailenin Işığı: Eray, Nuray ve Pırlanta Torun: Tuğba Mutlu
Hayat bir yerde acıtır, bir yerde onarır.
Nihal Erdem’ın kalbini onaran en güçlü şey ise ailesi.
Oğlu Eray Ülgen, kızı Nuray Ülgen ve “soyadı gibi mutluluk saçan” torunu Tuğba Mutlu…
Tuğba’nın adı sadece bir nüfus kaydı değil; bir karakteri, bir enerjiyi işaret ediyor.
Onun ışığı, ailesini aydınlatan bir genç kız oluşundan geliyor.
Nihal teyze için torunu Tuğba sadece bir evlat değil; yaşamın taze nefesi, gençliğin yeniden doğmuş hâli.
Ve güzel olan ne biliyor musunuz?
Tuğba’nın sevdiği şey –macera– ona yalnızca mutluluk değil, müthiş bir mutluluk enerjisi de kazandırıyor.
İşte tam da burada Nihal teyzenin hayat felsefesi torununda yüzümüze çarpıyor:
“Hayat, dertsiz olmak değildir.
Dertlerimizi meze yapmak, meyimize neşe katmak, ana yemeğimizi mutluluğa çevirmektir.
Tatlıyı beklemeden de masadan kalkabilmektir.”
Bu cümle, bir ömürlük tecrübeyle yoğrulmuş bir neşe tarifidir aslında.
Kahkahanın Gölgesindeki Hıçkırık
Hayat sadece kahkaha değildir; bunu Nihal teyze de bilir.
Kaybedişleri vardır, yaşanmış acıları vardır, susarak geçtiği zamanlar vardır.
Ama o, hıçkırığını kahkahanın içine gizlemeyi seçmiştir.
Bu bir maskeden ziyade, bir tercih.
Bir cesaret.
Bir yaşam sanatı.
Çünkü mutsuzluğu saklamak başka bir şeydir;
mutsuzluğu dönüştürmek bambaşka bir şey…
Nihal teyze işte o dönüşümü başarabilenlerden.
Hayatı neşeye çevirirken yüzüne sürdüğü ışık, acının gizlediği gölgeleri bastırıyor.
İnsanın içini ısıtan kahkahasının içinde, yılların biriktirdiği derin bir hıçkırık olduğunu hissedersiniz.
Ama o hıçkırık, acıttığı için değil; iyileştirdiği için güzeldir.
Hayatın Sofrası: Meze, Mey, Neşe ve Ana Yemek
Nihal teyzenin felsefesi adeta bir sofra etrafında şekilleniyor.
Herkes bir gün dertle karşılaşır; ama bazıları o derdi sofranın başköşesine meze diye koyar.
Hayatı da rakıya kattığınız bir damla limon gibi düşünün…
Yüzünüzü buruşturur ama lezzet katar.
Ana yemeği ise mutluluk yapmak…
Bu da bir maharet ister.
Çünkü mutluluk emek ister, sabır ister, zaman ister.
Bazen de tatlıyı beklemeden kalkmak gerekir masadan; hayat her zaman planlandığı gibi gitmediği için değil, bazı anların tadının orada dolduğunu hissettiğiniz için.
Nihal teyze tam da bunu yapıyor:
Her anını dolu dolu yaşayıp, “yettiği kadar” diyerek kalkıyor masadan.
Belki de mutluluğun sırrı burada saklıdır.
Son Söz Yerine: Kahkahasıyla Hayatı Yeniden Yazabilen Bir Kadına Saygı
Bugün bu köşede yalnızca bir kadını değil; bir yaşam tarzını yazmak istedim.
Nihal Erdem’ın hayatından dökülen hikâyeler, aslında hepimizin içinde bir yerlerde taşıdığı çocuk ruhunu hatırlatıyor.
Kahkahanın ardındaki hıçkırığı fark edebilmek, ama yine de gülmeyi seçmek…
Aşkın yıllara meydan okuduğunu görmek…
Ailenin insana güç verdiğini hissetmek…
Bunlar, belki de en derin eğitimdir.
Kimseden öğrenemezsiniz; yaşadıkça edinirsiniz.
Nihal teyze bu yüzden özel.
Bu yüzden hayatın içindeki gizli öğretmenlerden biri.
Ve bu yüzden onun hikâyesi sadece bir aile hikâyesi değil; hepimize yazılmış bir hayat dersi gibi.
Kısacası…
Bir kahkaha bazen bir hıçkırık olabilir, evet.
Ama önemli olan o hıçkırığın içinden gülmeyi başarabilmektir.
