Av. Cansu Sarıkaya
Köşe Yazarı
Av. Cansu Sarıkaya
 

Hukukun Hatırlattığı Sınır

Son dönemde kamuoyuna yansıyan uyuşturucu operasyonları, yalnızca adli birer haber olarak okunup geçilebilecek nitelikte değildir. Bu gelişmeler, toplumda uzun süredir biriken ve çoğu zaman görmezden gelinen bir gerçeği yeniden gündeme taşımaktadır: Güç, denetimden koptuğunda sorun kaçınılmazdır. Bu noktada baştan net olmak gerekir. Bir avukat olarak altını çiziyorum: Soruşturma, suç demek değildir. Ceza hukukunun temel taşı masumiyet karinesidir. Hiç kimse, mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez. Hukuk devleti, duygularla değil kurallarla işler. Kamuoyunun ilgisi ya da tepkisi, adaletin yerini tutamaz. Ancak hukukun varlığı, yaşananları hiç konuşmamak anlamına da gelmez. Uyuşturucu ile ilgili dosyalar, çoğu zaman bireysel hatalardan çok daha geniş bir tabloya işaret eder. Asıl mesele, sınırların zamanla aşınmasıdır. Gücün, görünürlüğün ve rahatlığın arttığı alanlarda, “bana bir şey olmaz” düşüncesi daha kolay kök salar. Tarih bize bu döngünün yeni olmadığını gösteriyor. İbn Haldun’un iktidar ve çözülme üzerine yaptığı tespitler bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Güç denetimle birlikte yürütülmediğinde ölçü kaybolur. Ölçü kaybolduğunda ise çözülme başlar. Bu bir ahlak dersi değil, insan davranışına dair soğukkanlı bir gözlemdir. İnsan yükseldikçe durulmazsa risk artar. Çünkü sıradan olan zamanla yetmez hale gelir. Sınırın biraz ötesi daha cazip görünür. Hukukun varlık sebebi de tam olarak burada ortaya çıkar. Hukuk, bireylerin özel alanına müdahale etmek için değil; toplum adına ortak sınırı korumak için vardır. Bu minvalde; Hukukun en temel amacı  BOZULAN KAMU DÜZENİNİ YENİDEN TESİS ETMEKTİR.  Uyuşturucu ile mücadele yalnızca ceza vermekle kazanılmaz. Asıl önemli olan, hukukun herkes için eşit işlediğine dair güvenin korunmasıdır. Statü, ün ya da güç; hukuk karşısında bir ayrıcalık yaratamaz. Hukuk devleti, kimseye dokunulmazlık tanımaz. Elbette bu süreçlerde devletin de ölçülü olması şarttır. Kolluk faaliyetlerinden yargılamaya kadar her aşamada hukuka bağlı kalınmadığında, mücadele zayıflar. Adalet sertlikle değil; tutarlılıkla güçlenir. Hızlı karar değil, doğru karar esastır. Bu nedenle uyuşturucu operasyonları yalnızca adli süreçler olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir uyarı olarak görülmelidir. Sınırların ihlal edildiği her yerde hukuk kendini hatırlatır. Bazen geç ama mutlaka. Toplumun beklentisi açıktır: Kim olursa olsun, hukuk herkes için aynı mesafede durmalıdır. Ne linç kültürü ne de “bize bir şey olmaz” anlayışı adalete hizmet eder. Gerçek adalet, soğukkanlılıkla ve kurallara bağlılıkla mümkündür. Sonuç olarak mesele basittir: Güç varsa sınır da olmak zorundadır. Sınır yoksa, hukuk o sınırı çizer. Bu bir itham değil, hukukun yüzyıllardır değişmeyen gerçeğidir.  
Ekleme Tarihi: 22 Aralık 2025 -Pazartesi

Hukukun Hatırlattığı Sınır

Son dönemde kamuoyuna yansıyan uyuşturucu operasyonları, yalnızca adli birer haber olarak okunup geçilebilecek nitelikte değildir. Bu gelişmeler, toplumda uzun süredir biriken ve çoğu zaman görmezden gelinen bir gerçeği yeniden gündeme taşımaktadır: Güç, denetimden koptuğunda sorun kaçınılmazdır.

Bu noktada baştan net olmak gerekir. Bir avukat olarak altını çiziyorum: Soruşturma, suç demek değildir. Ceza hukukunun temel taşı masumiyet karinesidir. Hiç kimse, mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez. Hukuk devleti, duygularla değil kurallarla işler. Kamuoyunun ilgisi ya da tepkisi, adaletin yerini tutamaz.

Ancak hukukun varlığı, yaşananları hiç konuşmamak anlamına da gelmez. Uyuşturucu ile ilgili dosyalar, çoğu zaman bireysel hatalardan çok daha geniş bir tabloya işaret eder. Asıl mesele, sınırların zamanla aşınmasıdır. Gücün, görünürlüğün ve rahatlığın arttığı alanlarda, “bana bir şey olmaz” düşüncesi daha kolay kök salar.

Tarih bize bu döngünün yeni olmadığını gösteriyor. İbn Haldun’un iktidar ve çözülme üzerine yaptığı tespitler bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Güç denetimle birlikte yürütülmediğinde ölçü kaybolur. Ölçü kaybolduğunda ise çözülme başlar. Bu bir ahlak dersi değil, insan davranışına dair soğukkanlı bir gözlemdir.

İnsan yükseldikçe durulmazsa risk artar. Çünkü sıradan olan zamanla yetmez hale gelir. Sınırın biraz ötesi daha cazip görünür. Hukukun varlık sebebi de tam olarak burada ortaya çıkar. Hukuk, bireylerin özel alanına müdahale etmek için değil; toplum adına ortak sınırı korumak için vardır. Bu minvalde; Hukukun en temel amacı  BOZULAN KAMU DÜZENİNİ YENİDEN TESİS ETMEKTİR. 

Uyuşturucu ile mücadele yalnızca ceza vermekle kazanılmaz. Asıl önemli olan, hukukun herkes için eşit işlediğine dair güvenin korunmasıdır. Statü, ün ya da güç; hukuk karşısında bir ayrıcalık yaratamaz. Hukuk devleti, kimseye dokunulmazlık tanımaz.

Elbette bu süreçlerde devletin de ölçülü olması şarttır. Kolluk faaliyetlerinden yargılamaya kadar her aşamada hukuka bağlı kalınmadığında, mücadele zayıflar. Adalet sertlikle değil; tutarlılıkla güçlenir. Hızlı karar değil, doğru karar esastır.

Bu nedenle uyuşturucu operasyonları yalnızca adli süreçler olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir uyarı olarak görülmelidir. Sınırların ihlal edildiği her yerde hukuk kendini hatırlatır. Bazen geç ama mutlaka.

Toplumun beklentisi açıktır: Kim olursa olsun, hukuk herkes için aynı mesafede durmalıdır. Ne linç kültürü ne de “bize bir şey olmaz” anlayışı adalete hizmet eder. Gerçek adalet, soğukkanlılıkla ve kurallara bağlılıkla mümkündür.

Sonuç olarak mesele basittir:
Güç varsa sınır da olmak zorundadır.
Sınır yoksa, hukuk o sınırı çizer.

Bu bir itham değil, hukukun yüzyıllardır değişmeyen gerçeğidir.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberege.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.