ZAFER ÖZCİVAN
Köşe Yazarı
ZAFER ÖZCİVAN
 

SIKI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM POLİTİKASI

Tarım, yalnızca toprağı ekip biçmekten ibaret değildir; bir ülkenin gıda güvencesinin, ekonomik istikrarının ve kırsal refahının temelidir. Ancak günümüzde iklim değişikliği, su kıtlığı, toprak erozyonu ve artan nüfus baskısı, tarımı geçmişteki yöntemlerle sürdürülebilir kılmayı neredeyse imkânsız hale getirmiştir. Bu noktada, “sıkı ve sürdürülebilir tarım politikası” kavramı hem çevresel hem de ekonomik dengeyi sağlayacak yeni bir dönemi temsil etmektedir. 1. Tarımda Yeni Bir Paradigma: Disiplinli ve Uzun Vadeli Yaklaşım Sürdürülebilir tarım politikası, artık sadece çevreci bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluktur. Çünkü küresel ölçekte gıda üretiminin önümüzdeki otuz yılda en az %50 artması bekleniyor. Buna karşılık, verimli tarım arazilerinin yaklaşık üçte biri ya erozyonla ya da aşırı kimyasal kullanım nedeniyle elden çıkmış durumda. Bu tablo, gevşek ve günü kurtaran politikalardan çok, planlı, denetimli ve “sıkı” uygulamaları gerektiriyor. Sıkı tarım politikası; üretimde standardizasyonu, kaynak kullanımında ölçülülüğü ve denetimde sürekliliği ön plana çıkarır. Örneğin su tüketimi yüksek bitkilerin, kurak bölgelere serbestçe ekilmesine izin verilmemesi, toprağın kimyasal dengesini bozan gübre ve pestisitlerin sınırlandırılması, hatta üretim izinlerinin iklim verilerine göre düzenlenmesi gibi adımlar bu anlayışın temel unsurlarıdır. Bu, çiftçinin özgürlüğünü kısıtlamak değil, onun üretim gücünü geleceğe taşımaktır. 2. Kaynak Yönetimi ve İklim Uyumunun Temel Rolü Türkiye gibi yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkelerde, su yönetimi ve toprak verimliliği politikalarının sıkı bir çerçevede ele alınması zorunludur. Tarımsal sulamada hâlen yüksek oranda açık kanal sistemleri kullanılması, suyun %50’sine varan kısmının buharlaşma yoluyla kaybolmasına neden oluyor. Bu durum, sadece su israfı değil, enerji ve maliyet israfı anlamına da geliyor. Sürdürülebilir tarım politikası, damla ve yağmurlama gibi modern sulama sistemlerinin teşvik edilmesi, hatta belirli bölgelerde zorunlu hale getirilmesiyle güçlenir. Ayrıca toprak analizine dayalı gübreleme politikaları, yanlış ürün desenine dayalı su tüketimini azaltabilir. İklim değişikliğiyle uyumlu ürün çeşitliliğinin desteklenmesi de hem çiftçiyi riskten korur hem de üretim istikrarını sağlar. Küresel ısınma nedeniyle artan sıcaklıklar ve düzensiz yağışlar, özellikle buğday, arpa ve mısır gibi stratejik ürünlerde verim kaybına yol açıyor. Bu nedenle devlet politikalarının sadece “bugünkü üretimi artırmak” üzerine değil, “gelecekte üretimi güvence altına almak” üzerine kurulması gerekir. 3. Tarımsal Desteklerin Yeniden Yapılandırılması Sıkı bir tarım politikası, sadece yasaklar ve sınırlamalarla değil, akıllı teşviklerle de şekillenmelidir. Türkiye’de yıllardır uygulanan genel destek politikaları, çoğu zaman verimlilikten çok miktar odaklı olmuştur. Oysa yeni dönemde “verimli üretim yapan, çevreyi koruyan ve dijital izlenebilirlik sağlayan” çiftçiye daha fazla destek verilmesi gerekmektedir. Örneğin, organik üretime geçen veya karbon salımını azaltan uygulamalar kullanan çiftçilere prim sistemi getirilebilir. Karbon ayak izini ölçen, gübre kullanımını optimize eden dijital platformlar, bu yeni modelin omurgasını oluşturabilir. Aynı zamanda küçük üreticilerin kooperatifler aracılığıyla güçlendirilmesi, sürdürülebilir tarımın sosyal yönünü destekleyecektir. Çünkü sürdürülebilirlik sadece çevresel değil, toplumsal bir dayanıklılık meselesidir. 4. Dijital Tarım ve Denetimin Gücü Tarımda sıkı politika uygulamak, sahadan veri toplamayı gerektirir. Uydu verileriyle toprak neminin, yağış oranlarının ve üretim desenlerinin izlenmesi; hangi bölgede hangi ürünün yetiştirilebileceğini bilimsel olarak belirleme olanağı sağlar. Türkiye’de Tarım ve Orman Bakanlığı’nın “Dijital Tarım Pazarı” (DİTAP) gibi platformları bu sürecin ilk adımlarıdır. Ancak bu platformların daha geniş ölçekte kullanılması ve gerçek zamanlı üretim denetim sistemine dönüşmesi, sürdürülebilirliğin en önemli dayanağı olacaktır. Dijital izleme, aynı zamanda tarımsal desteklerin suistimal edilmesini önler. Gerçek üretim miktarına, toprak kalitesine ve su kullanımına göre verilen teşvikler, hem kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlar hem de tarımda adalet duygusunu güçlendirir. 5. Gıda Güvencesi ve Ulusal Stratejik Bağımsızlık Bugün dünya, enerji kadar “gıda güvenliği” kavramını da stratejik bağımsızlığın bir unsuru olarak görüyor. Pandemi ve bölgesel savaşlar, gıda arz zincirinin ne kadar kırılgan olduğunu açıkça gösterdi. Türkiye’nin sıkı ve sürdürülebilir bir tarım politikasına yönelmesi, yalnızca çiftçiyi değil, ulusal ekonomiyi de dış şoklara karşı koruyacaktır. Kendi kendine yeten bir tarım yapısı, döviz giderlerini azaltırken, kırsal bölgelerde istihdamı artırır. Tarımda ihracat potansiyeli yüksek, ithalat bağımlılığı düşük ürünlerin desteklenmesi, dış ticaret dengesine de olumlu katkı sağlar. Bu nedenle sürdürülebilir tarım politikası, aynı zamanda makroekonomik bir istikrar aracıdır. 6. Sonuç: Disiplinli Tarım, Güvenli Gelecek Sıkı ve sürdürülebilir tarım politikası, yalnızca doğayı koruyan bir çevre programı değildir; aynı zamanda gelecek kuşakların gıda hakkını güvence altına alan bir ekonomik vizyondur. Bu anlayış, tarıma yapılan her yatırımın sadece bugünü değil, yarını da beslediği bilincine dayanır. Türkiye’nin önünde iki seçenek var: Ya geleneksel üretim alışkanlıklarıyla kısa vadeli kazançlara razı olacak ya da bilim temelli, disiplinli ve uzun vadeli bir tarım stratejisiyle geleceğini garanti altına alacak. Sürdürülebilirlik, sıkı denetimle, akılcı teşviklerle ve toplumsal kararlılıkla mümkündür. Çünkü toprağı korumak, aslında yaşamı korumaktır.
Ekleme Tarihi: 27 Kasım 2025 -Perşembe

SIKI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM POLİTİKASI

Tarım, yalnızca toprağı ekip biçmekten ibaret değildir; bir ülkenin gıda güvencesinin, ekonomik istikrarının ve kırsal refahının temelidir. Ancak günümüzde iklim değişikliği, su kıtlığı, toprak erozyonu ve artan nüfus baskısı, tarımı geçmişteki yöntemlerle sürdürülebilir kılmayı neredeyse imkânsız hale getirmiştir. Bu noktada, “sıkı ve sürdürülebilir tarım politikası” kavramı hem çevresel hem de ekonomik dengeyi sağlayacak yeni bir dönemi temsil etmektedir.
1. Tarımda Yeni Bir Paradigma: Disiplinli ve Uzun Vadeli Yaklaşım
Sürdürülebilir tarım politikası, artık sadece çevreci bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluktur. Çünkü küresel ölçekte gıda üretiminin önümüzdeki otuz yılda en az %50 artması bekleniyor. Buna karşılık, verimli tarım arazilerinin yaklaşık üçte biri ya erozyonla ya da aşırı kimyasal kullanım nedeniyle elden çıkmış durumda. Bu tablo, gevşek ve günü kurtaran politikalardan çok, planlı, denetimli ve “sıkı” uygulamaları gerektiriyor.
Sıkı tarım politikası; üretimde standardizasyonu, kaynak kullanımında ölçülülüğü ve denetimde sürekliliği ön plana çıkarır. Örneğin su tüketimi yüksek bitkilerin, kurak bölgelere serbestçe ekilmesine izin verilmemesi, toprağın kimyasal dengesini bozan gübre ve pestisitlerin sınırlandırılması, hatta üretim izinlerinin iklim verilerine göre düzenlenmesi gibi adımlar bu anlayışın temel unsurlarıdır. Bu, çiftçinin özgürlüğünü kısıtlamak değil, onun üretim gücünü geleceğe taşımaktır.
2. Kaynak Yönetimi ve İklim Uyumunun Temel Rolü
Türkiye gibi yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkelerde, su yönetimi ve toprak verimliliği politikalarının sıkı bir çerçevede ele alınması zorunludur. Tarımsal sulamada hâlen yüksek oranda açık kanal sistemleri kullanılması, suyun %50’sine varan kısmının buharlaşma yoluyla kaybolmasına neden oluyor. Bu durum, sadece su israfı değil, enerji ve maliyet israfı anlamına da geliyor.
Sürdürülebilir tarım politikası, damla ve yağmurlama gibi modern sulama sistemlerinin teşvik edilmesi, hatta belirli bölgelerde zorunlu hale getirilmesiyle güçlenir. Ayrıca toprak analizine dayalı gübreleme politikaları, yanlış ürün desenine dayalı su tüketimini azaltabilir. İklim değişikliğiyle uyumlu ürün çeşitliliğinin desteklenmesi de hem çiftçiyi riskten korur hem de üretim istikrarını sağlar.
Küresel ısınma nedeniyle artan sıcaklıklar ve düzensiz yağışlar, özellikle buğday, arpa ve mısır gibi stratejik ürünlerde verim kaybına yol açıyor. Bu nedenle devlet politikalarının sadece “bugünkü üretimi artırmak” üzerine değil, “gelecekte üretimi güvence altına almak” üzerine kurulması gerekir.
3. Tarımsal Desteklerin Yeniden Yapılandırılması
Sıkı bir tarım politikası, sadece yasaklar ve sınırlamalarla değil, akıllı teşviklerle de şekillenmelidir. Türkiye’de yıllardır uygulanan genel destek politikaları, çoğu zaman verimlilikten çok miktar odaklı olmuştur. Oysa yeni dönemde “verimli üretim yapan, çevreyi koruyan ve dijital izlenebilirlik sağlayan” çiftçiye daha fazla destek verilmesi gerekmektedir.
Örneğin, organik üretime geçen veya karbon salımını azaltan uygulamalar kullanan çiftçilere prim sistemi getirilebilir. Karbon ayak izini ölçen, gübre kullanımını optimize eden dijital platformlar, bu yeni modelin omurgasını oluşturabilir. Aynı zamanda küçük üreticilerin kooperatifler aracılığıyla güçlendirilmesi, sürdürülebilir tarımın sosyal yönünü destekleyecektir. Çünkü sürdürülebilirlik sadece çevresel değil, toplumsal bir dayanıklılık meselesidir.
4. Dijital Tarım ve Denetimin Gücü
Tarımda sıkı politika uygulamak, sahadan veri toplamayı gerektirir. Uydu verileriyle toprak neminin, yağış oranlarının ve üretim desenlerinin izlenmesi; hangi bölgede hangi ürünün yetiştirilebileceğini bilimsel olarak belirleme olanağı sağlar. Türkiye’de Tarım ve Orman Bakanlığı’nın “Dijital Tarım Pazarı” (DİTAP) gibi platformları bu sürecin ilk adımlarıdır. Ancak bu platformların daha geniş ölçekte kullanılması ve gerçek zamanlı üretim denetim sistemine dönüşmesi, sürdürülebilirliğin en önemli dayanağı olacaktır.
Dijital izleme, aynı zamanda tarımsal desteklerin suistimal edilmesini önler. Gerçek üretim miktarına, toprak kalitesine ve su kullanımına göre verilen teşvikler, hem kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlar hem de tarımda adalet duygusunu güçlendirir.
5. Gıda Güvencesi ve Ulusal Stratejik Bağımsızlık
Bugün dünya, enerji kadar “gıda güvenliği” kavramını da stratejik bağımsızlığın bir unsuru olarak görüyor. Pandemi ve bölgesel savaşlar, gıda arz zincirinin ne kadar kırılgan olduğunu açıkça gösterdi. Türkiye’nin sıkı ve sürdürülebilir bir tarım politikasına yönelmesi, yalnızca çiftçiyi değil, ulusal ekonomiyi de dış şoklara karşı koruyacaktır.
Kendi kendine yeten bir tarım yapısı, döviz giderlerini azaltırken, kırsal bölgelerde istihdamı artırır. Tarımda ihracat potansiyeli yüksek, ithalat bağımlılığı düşük ürünlerin desteklenmesi, dış ticaret dengesine de olumlu katkı sağlar. Bu nedenle sürdürülebilir tarım politikası, aynı zamanda makroekonomik bir istikrar aracıdır.
6. Sonuç: Disiplinli Tarım, Güvenli Gelecek
Sıkı ve sürdürülebilir tarım politikası, yalnızca doğayı koruyan bir çevre programı değildir; aynı zamanda gelecek kuşakların gıda hakkını güvence altına alan bir ekonomik vizyondur. Bu anlayış, tarıma yapılan her yatırımın sadece bugünü değil, yarını da beslediği bilincine dayanır.
Türkiye’nin önünde iki seçenek var: Ya geleneksel üretim alışkanlıklarıyla kısa vadeli kazançlara razı olacak ya da bilim temelli, disiplinli ve uzun vadeli bir tarım stratejisiyle geleceğini garanti altına alacak.
Sürdürülebilirlik, sıkı denetimle, akılcı teşviklerle ve toplumsal kararlılıkla mümkündür. Çünkü toprağı korumak, aslında yaşamı korumaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberege.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.