ZAFER ÖZCİVAN
Köşe Yazarı
ZAFER ÖZCİVAN
 

SEKTÖREL BORÇ YÜKÜNDE DENGE

Türkiye ekonomisi son yıllarda büyüme dinamiklerini korurken, bu büyümenin finansman kompozisyonu ve sektörler arası borç dağılımı giderek daha kritik hale geliyor. Özellikle küresel faiz döngüsünün yeniden yukarı yönlü seyrettiği, enerji ve emtia fiyatlarındaki oynaklığın arttığı, uluslararası fonlama koşullarının sıkılaştığı günümüzde borcun yalnızca seviyesi değil, hangi sektörde yoğunlaştığı, hangi vadeyle taşındığı ve hangi gelir akışıyla yönetildiği temel bir kırılganlık ölçütü haline gelmiş durumda. Bu nedenle “sektörel borç yükünde denge” konusu, makroekonomik dayanıklılığın adeta turnusol kâğıdı niteliğini taşıyor. Finansal İstikrarın Bel Kemiği: Borç Kompozisyonu Türkiye’de toplam borçluluk oranı gelişmekte olan birçok ülkeye göre daha ılımlı bir seviyede olsa da tabloyu asıl belirleyen borcun sektörel dağılımı. Reel sektör uzun yıllardır kredi piyasasının ana taşıyıcısı konumunda ve özellikle yatırım iştahının arttığı dönemlerde kaldıraç oranları yukarı çıkıyor. Ancak son dönemde şirket bilançolarında döviz hassasiyetinin azalması, açık pozisyonların sınırlandırılması ve gelir-para akımlarının daha uyumlu hale gelmesi olumlu bir tablo çiziyor. Bununla birlikte hizmetler ve perakende gibi iç talebe dayalı sektörlerde borç artış hızı zaman zaman gelir artışını aşabiliyor. Bu durum, iç talebin güç kaybettiği dönemlerde ödeme kabiliyetini sınayarak bilançolarda kırılganlık yaratabiliyor. Öte yandan sanayi sektöründe yabancı kaynak kullanımı daha uzun vadeli ve yatırım odaklı ilerlediği için borcun geri ödeme kapasitesi toplam borç yüküne kıyasla daha güçlü duruyor. Hane halkı ve Kamu Dengesi: İki Sabit Çıpa Sektörel borç dengesini değerlendirirken hane halkının borçluluk seviyesi önemli bir referans noktası. Türkiye’de hane halkı borcunun millî gelire oranı hâlâ düşük seyrediyor. Bu durum hem finansal istikrar açısından bir tampon sağlıyor hem de kredi genişlemesi için alan yaratıyor. Ancak gelirlerdeki oynaklık, enflasyonun bütçe üzerindeki baskısı ve tüketici kredilerinin özellikle kısa vadeli oluşu, hane halkının borç sürdürülebilirliğini dönemsel olarak hassas hale getirebiliyor. Kamu tarafında ise borçluluk oranları görece kontrollü seyrederken, son yıllarda artan finansman gereksinimi borçlanma vadesi ve faiz yükü açısından daha dikkatli bir izleme gerektiriyor. Kamu borcunun büyük kısmının yerel para cinsinden olması önemli bir avantaj yaratıyor; ancak mali disiplinin korunması, faiz dışı dengenin desteklenmesi ve borçlanmanın öngörülebilir bir çizgide tutulması, sektörel borç yükündeki genel dengeyi doğrudan etkiliyor. Finans Sektörü: Riskin Yayılma Kanalı mı, Dengelenme Noktası mı? Bankacılık sektörü, sektörel borç dengesinde merkezi bir rol oynuyor. Sermaye yeterlilik oranlarının güçlü olması, tahsili gecikmiş alacakların kontrol altında kalması ve aktif kalitesindeki iyileşme finans sektörünü ayakta tutuyor. Ancak bankaların kredi büyümesini belli sektörlere yoğunlaştırması, özellikle konut, KOBİ ve tüketici kredilerinde dönemsel dalgalanmaları artırabiliyor. Diğer taraftan finans dışı sektörlerin borçlanma ihtiyacı arttığında fonlama maliyetlerinin hızla yukarı çıkması, finans sektörü üzerinden reel sektöre baskı yaratabiliyor. Bu nedenle bankacılık sisteminin kredi tahsisinde daha seçici davranması, kaynakları üretken alanlara yönlendirmesi ve bilanço risklerini çeşitlendirmesi sektörel denge açısından kritik öneme sahip. Sektörler Arası Denge Neden Hayati? Ekonomide borç yükünün dengeli dağılmaması, şokların belli sektörlerde yoğunlaşmasına ve sistemik riskin hızla yayılmasına yol açıyor. Örneğin inşaat ve gayrimenkul tarafında aşırı borçlanma, talep daralması dönemlerinde hem üretim hem finans sektörünü zor durumda bırakabiliyor. Benzer biçimde ihracatçı sektörlerde döviz cinsi borcun aşırı artması kur oynaklıklarına karşı kırılganlığı artırıyor. Denge, yalnızca borcun nerede biriktiğiyle değil, aynı zamanda gelir üretme kapasitesi, verimlilik seviyesi, finansmana erişim koşulları ve dış şoklara duyarlılık ile birlikte ele alınmalı. Bu çerçevede sektör bazlı erken uyarı sistemleri, stres testleri ve nakit akımı analizleri kritik birer politika aracı olarak öne çıkıyor. Bu Dengenin Sağlanması İçin Ne Yapılmalı? Uzun vadeli ve sabit faizli kredi kanallarının güçlendirilmesi: Sektörel kırılganlıkları azaltmak için özellikle yatırım kredilerinde öngörülebilirlik artırılmalı. Gelir-para akımı uyumunu izleyen mikro-finansal göstergelerin yaygınlaştırılması: Şirketlerin döviz pozisyonu, kısa vadeli yükümlülükleri ve nakit döngüleri daha şeffaf izlenmeli. Sektör bazlı kredi sınırlamaları yerine risk odaklı ve dinamik bir çerçeve uygulanmalı: Her sektörün büyüme potansiyeli, dışa açıklığı ve gelir yapısı dikkate alınarak kaynak dağılımı optimize edilmeli. KOBİ finansmanında çeşitlilik artırılmalı: Banka kredilerinin yanı sıra tahvil ihracı, teminat mekanizmaları ve FinTech tabanlı çözümler devreye sokulmalı. Finansal okuryazarlık ve risk yönetimi kültürü güçlendirilmeli: Borçlanma kararlarının sürdürülebilir zeminde alınması hem şirket hem hane halkı bilançolarını güçlendirir. Sonuç: Dengede Kalan Ekonomi, Şoka Dayanıklı Ekonomidir Sektörel borç yükünde denge, ekonomik büyümenin kalitesini ve sürdürülebilirliğini belirleyen temel unsurlardan biridir. Türkiye’nin son yıllarda attığı makro-finansal adımlar bu dengeyi desteklese de küresel ekonomik koşulların belirsizliği dikkatli bir izlemenin önemini artırıyor. Borç yalnızca finansal bir araç değil; doğru kullanıldığında büyümeyi destekleyen, yanlış dağıtıldığında ise ekonomiyi kırılganlaştıran bir kaldıraçtır. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde politika yapıcıların, finans sektörünün ve reel sektörün ortak hedefi, borcun hem toplam seviyede makul hem de sektörler arasında dengeli bir yapıda tutulması olmalıdır. Böyle bir denge ekonomik dayanıklılığı artırır, finansal şoklara karşı tampon oluşturur ve Türkiye ekonomisinin uzun vadeli büyüme patikasını sağlamlaştırır.
Ekleme Tarihi: 27 Ocak 2026 -Salı

SEKTÖREL BORÇ YÜKÜNDE DENGE

Türkiye ekonomisi son yıllarda büyüme dinamiklerini korurken, bu büyümenin finansman kompozisyonu ve sektörler arası borç dağılımı giderek daha kritik hale geliyor. Özellikle küresel faiz döngüsünün yeniden yukarı yönlü seyrettiği, enerji ve emtia fiyatlarındaki oynaklığın arttığı, uluslararası fonlama koşullarının sıkılaştığı günümüzde borcun yalnızca seviyesi değil, hangi sektörde yoğunlaştığı, hangi vadeyle taşındığı ve hangi gelir akışıyla yönetildiği temel bir kırılganlık ölçütü haline gelmiş durumda. Bu nedenle “sektörel borç yükünde denge” konusu, makroekonomik dayanıklılığın adeta turnusol kâğıdı niteliğini taşıyor.
Finansal İstikrarın Bel Kemiği: Borç Kompozisyonu
Türkiye’de toplam borçluluk oranı gelişmekte olan birçok ülkeye göre daha ılımlı bir seviyede olsa da tabloyu asıl belirleyen borcun sektörel dağılımı. Reel sektör uzun yıllardır kredi piyasasının ana taşıyıcısı konumunda ve özellikle yatırım iştahının arttığı dönemlerde kaldıraç oranları yukarı çıkıyor. Ancak son dönemde şirket bilançolarında döviz hassasiyetinin azalması, açık pozisyonların sınırlandırılması ve gelir-para akımlarının daha uyumlu hale gelmesi olumlu bir tablo çiziyor.
Bununla birlikte hizmetler ve perakende gibi iç talebe dayalı sektörlerde borç artış hızı zaman zaman gelir artışını aşabiliyor. Bu durum, iç talebin güç kaybettiği dönemlerde ödeme kabiliyetini sınayarak bilançolarda kırılganlık yaratabiliyor. Öte yandan sanayi sektöründe yabancı kaynak kullanımı daha uzun vadeli ve yatırım odaklı ilerlediği için borcun geri ödeme kapasitesi toplam borç yüküne kıyasla daha güçlü duruyor.
Hane halkı ve Kamu Dengesi: İki Sabit Çıpa
Sektörel borç dengesini değerlendirirken hane halkının borçluluk seviyesi önemli bir referans noktası. Türkiye’de hane halkı borcunun millî gelire oranı hâlâ düşük seyrediyor. Bu durum hem finansal istikrar açısından bir tampon sağlıyor hem de kredi genişlemesi için alan yaratıyor. Ancak gelirlerdeki oynaklık, enflasyonun bütçe üzerindeki baskısı ve tüketici kredilerinin özellikle kısa vadeli oluşu, hane halkının borç sürdürülebilirliğini dönemsel olarak hassas hale getirebiliyor.
Kamu tarafında ise borçluluk oranları görece kontrollü seyrederken, son yıllarda artan finansman gereksinimi borçlanma vadesi ve faiz yükü açısından daha dikkatli bir izleme gerektiriyor. Kamu borcunun büyük kısmının yerel para cinsinden olması önemli bir avantaj yaratıyor; ancak mali disiplinin korunması, faiz dışı dengenin desteklenmesi ve borçlanmanın öngörülebilir bir çizgide tutulması, sektörel borç yükündeki genel dengeyi doğrudan etkiliyor.
Finans Sektörü: Riskin Yayılma Kanalı mı, Dengelenme Noktası mı?
Bankacılık sektörü, sektörel borç dengesinde merkezi bir rol oynuyor. Sermaye yeterlilik oranlarının güçlü olması, tahsili gecikmiş alacakların kontrol altında kalması ve aktif kalitesindeki iyileşme finans sektörünü ayakta tutuyor. Ancak bankaların kredi büyümesini belli sektörlere yoğunlaştırması, özellikle konut, KOBİ ve tüketici kredilerinde dönemsel dalgalanmaları artırabiliyor.
Diğer taraftan finans dışı sektörlerin borçlanma ihtiyacı arttığında fonlama maliyetlerinin hızla yukarı çıkması, finans sektörü üzerinden reel sektöre baskı yaratabiliyor. Bu nedenle bankacılık sisteminin kredi tahsisinde daha seçici davranması, kaynakları üretken alanlara yönlendirmesi ve bilanço risklerini çeşitlendirmesi sektörel denge açısından kritik öneme sahip.
Sektörler Arası Denge Neden Hayati?
Ekonomide borç yükünün dengeli dağılmaması, şokların belli sektörlerde yoğunlaşmasına ve sistemik riskin hızla yayılmasına yol açıyor. Örneğin inşaat ve gayrimenkul tarafında aşırı borçlanma, talep daralması dönemlerinde hem üretim hem finans sektörünü zor durumda bırakabiliyor. Benzer biçimde ihracatçı sektörlerde döviz cinsi borcun aşırı artması kur oynaklıklarına karşı kırılganlığı artırıyor.
Denge, yalnızca borcun nerede biriktiğiyle değil, aynı zamanda gelir üretme kapasitesi, verimlilik seviyesi, finansmana erişim koşulları ve dış şoklara duyarlılık ile birlikte ele alınmalı. Bu çerçevede sektör bazlı erken uyarı sistemleri, stres testleri ve nakit akımı analizleri kritik birer politika aracı olarak öne çıkıyor.
Bu Dengenin Sağlanması İçin Ne Yapılmalı?
Uzun vadeli ve sabit faizli kredi kanallarının güçlendirilmesi: Sektörel kırılganlıkları azaltmak için özellikle yatırım kredilerinde öngörülebilirlik artırılmalı.
Gelir-para akımı uyumunu izleyen mikro-finansal göstergelerin yaygınlaştırılması: Şirketlerin döviz pozisyonu, kısa vadeli yükümlülükleri ve nakit döngüleri daha şeffaf izlenmeli.
Sektör bazlı kredi sınırlamaları yerine risk odaklı ve dinamik bir çerçeve uygulanmalı: Her sektörün büyüme potansiyeli, dışa açıklığı ve gelir yapısı dikkate alınarak kaynak dağılımı optimize edilmeli.
KOBİ finansmanında çeşitlilik artırılmalı: Banka kredilerinin yanı sıra tahvil ihracı, teminat mekanizmaları ve FinTech tabanlı çözümler devreye sokulmalı.
Finansal okuryazarlık ve risk yönetimi kültürü güçlendirilmeli: Borçlanma kararlarının sürdürülebilir zeminde alınması hem şirket hem hane halkı bilançolarını güçlendirir.
Sonuç: Dengede Kalan Ekonomi, Şoka Dayanıklı Ekonomidir
Sektörel borç yükünde denge, ekonomik büyümenin kalitesini ve sürdürülebilirliğini belirleyen temel unsurlardan biridir. Türkiye’nin son yıllarda attığı makro-finansal adımlar bu dengeyi desteklese de küresel ekonomik koşulların belirsizliği dikkatli bir izlemenin önemini artırıyor. Borç yalnızca finansal bir araç değil; doğru kullanıldığında büyümeyi destekleyen, yanlış dağıtıldığında ise ekonomiyi kırılganlaştıran bir kaldıraçtır.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde politika yapıcıların, finans sektörünün ve reel sektörün ortak hedefi, borcun hem toplam seviyede makul hem de sektörler arasında dengeli bir yapıda tutulması olmalıdır. Böyle bir denge ekonomik dayanıklılığı artırır, finansal şoklara karşı tampon oluşturur ve Türkiye ekonomisinin uzun vadeli büyüme patikasını sağlamlaştırır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberege.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.