Son yıllarda Türkiye’de hane halkının gündelik hayatını en fazla zorlayan iki başlık, kiralar ve gıda fiyatları oldu. Enflasyonun genel seyrinden bağımsız gibi algılanan bu iki kalem, aslında ekonomideki yapısal sorunların, politika tercihlerinin ve küresel gelişmelerin kesişim noktasında yer alıyor. Barınma ve beslenme gibi en temel ihtiyaçların maliyetindeki hızlı artış, yalnızca satın alma gücünü aşındırmakla kalmıyor; gelir dağılımını bozuyor, sosyal dengeleri sarsıyor ve toplumsal refah algısını derinden etkiliyor.
Barınma Krizi: Kiralarda Yeni Normal mi?
Kira artışları, son birkaç yılda “olağan” kabul edilen sınırların çok ötesine geçti. Büyük şehirlerde konut kiraları, birçok bölgede yıllık bazda yüzde yüzleri aşan artışlar gösterdi. Bu yükselişin arkasında birden fazla neden bulunuyor. Öncelikle, uzun yıllardır biriken konut arzı açığı dikkat çekiyor. Nüfus artışı, şehirleşme, iç göç ve özellikle büyükşehirlerde yoğunlaşan talep, yeni konut üretiminin gerisinde kaldı. İnşaat maliyetlerindeki sert yükseliş ise yeni konut üretimini daha pahalı ve riskli hale getirdi.
Faiz politikaları ve finansmana erişim koşulları da konut piyasasını doğrudan etkiledi. Konut kredilerine erişimin zorlaşması, satın alma talebini kiralık konut piyasasına yönlendirdi. Satın alamayan geniş bir kesim, kiracı olarak piyasada kalmaya devam edince talep daha da yoğunlaştı. Buna karşılık, yatırımcıların bir kısmı belirsizlik ve maliyet baskısı nedeniyle yeni konut arzı sunmaktan kaçındı. Sonuçta, kiralık konut piyasasında arz-talep dengesizliği derinleşti.
Kira artışlarını sınırlamaya yönelik idari düzenlemeler ise kısa vadede kiracıları korumayı amaçlasa da uzun vadede farklı sorunlar doğurdu. Bazı ev sahipleri, yasal sınırlamaları aşmak için kayıt dışı yöntemlere yöneldi; bazıları ise konutlarını kiraya vermek yerine boş tutmayı tercih etti. Bu durum, fiili arzı daha da daralttı. Kiralar yalnızca rakamsal olarak değil, erişilebilirlik açısından da ciddi bir sorun haline geldi; özellikle gençler, yeni evlenenler ve düşük gelirli haneler için barınma giderek çözümsüz bir meseleye dönüştü.
Sofradaki Yangın: Gıda Fiyatları Neden Durmuyor?
Gıda fiyatlarındaki olağanüstü artış, hane bütçelerinde en hızlı hissedilen kalemlerden biri oldu. Çünkü gıda harcamaları ertelenemiyor; gelir düştüğünde bile tüketimden vazgeçilemiyor. Tarımsal üretimde yaşanan yapısal sorunlar, bu yükselişin temel nedenleri arasında yer alıyor. Girdi maliyetlerindeki artış –mazot, gübre, yem, elektrik ve su fiyatları– üreticinin maliyetini yükseltti. Bu maliyetler, zincirin sonunda tüketici fiyatlarına yansıdı.
İklim değişikliği ve aşırı hava olayları da tarımsal üretimi olumsuz etkiledi. Kuraklık, don, sel gibi olaylar, bazı ürünlerde arzı düşürdü ve fiyatları yukarı itti. Buna ek olarak, tarımda planlama eksikliği ve verimlilik sorunları, üretim dalgalanmalarını artırdı. Bir yıl bol olan ürünün ertesi yıl ciddi biçimde azalması, fiyat istikrarsızlığını kronik hale getirdi.
Gıda fiyatlarını yukarı çeken bir diğer unsur, tedarik zincirindeki aksaklıklar ve aracılık yapısının karmaşıklığı oldu. Üretici ile tüketici arasındaki uzun zincir, her aşamada ek maliyetler ve kâr marjları doğurdu. Denetim eksikliği ve piyasa şeffaflığının sınırlı olması, bazı ürünlerde spekülatif fiyat hareketlerini de beraberinde getirdi. Sonuçta, tarladaki fiyat ile market rafındaki fiyat arasındaki makas giderek açıldı.
Ortak Nokta: Enflasyonun Ötesinde Yapısal Sorunlar
Kiralar ve gıda fiyatları, genel enflasyonun üzerinde artış göstermeleriyle dikkat çekiyor. Bu durum, yalnızca para politikasının değil, yapısal reformların da önemini ortaya koyuyor. Barınma ve gıda, enflasyon sepetinde yüksek ağırlığa sahip kalemler olduğu için, bu alanlardaki fiyat artışları genel fiyat düzeyini de yukarı çekiyor. Ancak sorun yalnızca “yüksek enflasyon” olarak tanımlandığında, çözüm yolları eksik kalıyor.
Gelir artışlarının bu fiyat yükselişlerini yakalayamaması, özellikle sabit gelirli kesimleri daha kırılgan hale getiriyor. Kiralar ve gıda fiyatları yükseldikçe, hane bütçelerinde diğer harcamalara ayrılan pay daralıyor. Eğitim, sağlık, kültür ve tasarruf gibi alanlar geri plana itiliyor. Bu durum, uzun vadede toplumsal refahı ve beşerî sermayeyi de olumsuz etkiliyor.
Ne Yapılmalı?
Kiralardaki artışı kalıcı biçimde dizginlemek için, konut arzını artırmaya yönelik uzun vadeli ve planlı politikalara ihtiyaç var. Sosyal konut projeleri, kiralık konut üretimine yönelik teşvikler ve yerel yönetimlerin daha aktif rol alması, bu alanda önemli adımlar olabilir. Kısa vadeli idari sınırlamalar yerine, piyasa dengesini gözeten ve arzı güçlendiren çözümler öne çıkmalı.
Gıda fiyatlarında ise tarımsal üretimi destekleyen, maliyetleri düşüren ve planlamayı güçlendiren politikalar hayati önem taşıyor. Üreticinin girdi maliyetlerini azaltacak destekler, verimliliği artıracak yatırımlar ve tedarik zincirini kısaltacak düzenlemeler, fiyat istikrarına katkı sağlayabilir. Aynı zamanda, denetim ve şeffaflık mekanizmalarının güçlendirilmesi, spekülatif hareketlerin önüne geçebilir.
Sonuç: Temel İhtiyaçlarda Sürdürülebilirlik Arayışı
Kiralar ve gıda fiyatlarındaki olağanüstü yükseliş, geçici bir dalgalanma olmaktan çıkmış durumda. Bu iki alan, ekonomik istikrarın ve toplumsal huzurun temel taşları arasında yer alıyor. Barınma ve beslenmenin giderek pahalılaşması, yalnızca bugünün değil, geleceğin de refahını tehdit ediyor. Kalıcı çözümler, kısa vadeli müdahalelerden ziyade, uzun vadeli, bütüncül ve yapısal politikalarla mümkün olabilir. Aksi halde, konutun ve sofranın yangını, toplumun geniş kesimlerini yakmaya devam edecek.
