ZAFER ÖZCİVAN
Köşe Yazarı
ZAFER ÖZCİVAN
 

2025 YILINDA ENFLASYONLA MÜCADELE

2025 yılı, Türkiye ekonomisi açısından enflasyonla mücadelenin yalnızca bir makroekonomik hedef değil, aynı zamanda toplumsal refahın korunması ve ekonomik güvenin yeniden tesisi açısından belirleyici bir sınav yılı olarak öne çıktı. Son yıllarda yüksek enflasyonun hane halkı bütçeleri üzerindeki yıpratıcı etkisi, gelir dağılımındaki bozulma ve fiyatlama davranışlarında kalıcı hale gelen belirsizlik, 2025’te izlenen ekonomi politikalarının merkezine “kalıcı fiyat istikrarı” hedefini yerleştirdi. Bu çerçevede para politikasından mali disipline, yapısal reformlardan beklenti yönetimine kadar geniş bir politika seti devreye alındı. Enflasyonun Arka Planı ve 2025’e Devreden Miras 2025’e girilirken Türkiye, yüksek ve yapışkan bir enflasyon mirasıyla karşı karşıyaydı. Küresel ölçekte pandemi sonrası tedarik zinciri kırılmaları, jeopolitik gerilimlerin enerji ve gıda fiyatlarını yukarı çekmesi ve küresel para politikasındaki sıkılaşma dalgası, Türkiye gibi dışa bağımlılığı yüksek ekonomiler üzerinde baskı yarattı. Buna iç faktörler olarak kur oynaklığı, maliyet yönlü enflasyon ve beklentilerin bozulması eklendi. Özellikle 2023 ve 2024 yıllarında fiyat artışlarının geniş bir mal ve hizmet yelpazesine yayılması, enflasyonun sadece geçici şoklardan değil, davranışsal ve yapısal unsurlardan da beslendiğini gösterdi. Bu tablo, 2025’te izlenecek politikaların kısa vadeli pansumanlardan ziyade orta vadeli ve kararlı bir çerçeveye dayanmasını zorunlu kıldı. Para Politikası: Sıkılaşma ve Güven İnşası 2025 yılında enflasyonla mücadelenin omurgasını para politikası oluşturdu. Merkez Bankası, fiyat istikrarını temel hedef olarak vurgulayan iletişim stratejisini güçlendirirken, sıkı para politikası duruşunu korumaya odaklandı. Politika faizinin seviyesi kadar, bu seviyenin ne kadar süre korunacağına ilişkin verilen mesajlar da piyasa beklentileri açısından belirleyici oldu. Para politikasında atılan adımların temel amacı, iç talebi dengelemek, kredi büyümesini kontrol altına almak ve Türk lirasına olan güveni artırmaktı. 2025 boyunca kredi koşullarının daha seçici hale getirilmesi, tüketim harcamalarının hız kesmesine ve talep yönlü enflasyon baskılarının azalmasına katkı sağladı. Ancak bu süreç, büyüme-enflasyon dengesi açısından hassas bir yürüyüşü de beraberinde getirdi. Maliye Politikası: Disiplin ve Hedefli Destekler Enflasyonla mücadelede para politikasının tek başına yeterli olmayacağı gerçeği, 2025’te maliye politikasına düşen rolü daha da önemli hale getirdi. Bütçe disiplininin güçlendirilmesi, kamu harcamalarında etkinliğin artırılması ve vergi politikalarının enflasyonist etkilerinin sınırlanması temel öncelikler arasında yer aldı. Özellikle geniş kesimleri doğrudan etkileyen fiyat artışlarına karşı sosyal politikaların hedefli hale getirilmesi, genel talebi körüklemeden kırılgan grupların korunmasını amaçladı. Enerji ve gıda gibi alanlarda uygulanan desteklerin daha seçici bir çerçeveye oturtulması, enflasyonla mücadelede maliye politikasının para politikasıyla uyumunu artırdı. Yapısal Unsurlar ve Maliyet Enflasyonu 2025’te enflasyonla mücadelenin bir diğer boyutu, maliyet enflasyonunu besleyen yapısal sorunlara odaklanılması oldu. Tarımda verimlilik sorunları, lojistik maliyetler, enerji bağımlılığı ve döviz kuruna duyarlı üretim yapısı, fiyat istikrarı önünde kalıcı riskler oluşturdu. Bu nedenle tarım politikalarında arz yönlü düzenlemeler, üretim planlaması ve girdi maliyetlerini azaltmaya yönelik adımlar ön plana çıktı. Sanayide ise yerli ara malı üretiminin artırılması, enerji verimliliği yatırımları ve dijitalleşme, orta vadede maliyet baskılarını azaltmayı hedefleyen stratejiler olarak öne çıktı. Enflasyonla mücadelenin yalnızca talep kısmına odaklanmakla sınırlı kalmaması, 2025’in en önemli politika derslerinden biri oldu. Beklentiler ve Fiyatlama Davranışları Yüksek enflasyon dönemlerinin en zorlayıcı miraslarından biri, bozulmuş enflasyon beklentileridir. 2025’te işletmelerin ve tüketicilerin fiyatlama davranışlarında “ileriye dönük enflasyon varsayımı” belirgin şekilde hissedilmeye devam etti. Bu durum, enflasyonun düşüş hızını yavaşlatan bir faktör olarak öne çıktı. Bu nedenle ekonomi yönetimi, sadece rakamsal hedefler açıklamakla yetinmeyip, şeffaflık ve öngörülebilirlik vurgusunu artıran bir iletişim stratejisi izledi. Orta vadeli programlar, enflasyon patikasına ilişkin net mesajlar ve politika tutarlılığı, beklentilerin kademeli olarak iyileşmesinde kritik rol oynadı. Ücretler, Gelir Dağılımı ve Toplumsal Boyut 2025’te enflasyonla mücadelenin toplumsal boyutu da en azteknik yönleri kadar tartışıldı. Yüksek fiyat artışları karşısında ücretlerin satın alma gücünü koruma çabası, ücret-fiyat sarmalı riskini gündeme getirdi. Asgari ücret ve kamu ücret artışları, bir yandan çalışanların refahını korumayı, diğer yandan enflasyonist baskıları artırmamayı hedefleyen hassas bir denge üzerine kuruldu. Gelir dağılımındaki bozulmanın enflasyonla birlikte derinleşmesi, sosyal adalet tartışmalarını da güçlendirdi. Bu bağlamda 2025, enflasyonla mücadelenin yalnızca makro göstergelerle değil, toplumun geniş kesimlerinin yaşam koşullarıyla doğrudan ilişkili olduğunun daha net biçimde görüldüğü bir yıl oldu. Küresel Koşullar ve Dış Etkiler Türkiye’nin 2025’teki enflasyon mücadelesi, küresel ekonomik koşullardan bağımsız düşünülemedi. ABD ve Avrupa merkez bankalarının para politikası duruşu, küresel finansal koşulları belirlerken; enerji ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar, Türkiye’de maliyet kanalıyla enflasyonu etkilemeye devam etti. Jeopolitik risklerin yüksek seyrettiği bir küresel ortamda, dış şoklara karşı dayanıklılığı artırmak, enflasyonla mücadelenin önemli bir parçası haline geldi. Rezerv politikaları, dış finansmana erişim ve ihracat gelirlerinin sürdürülebilirliği, bu bağlamda öne çıkan başlıklar oldu. Sonuç: Zor Ama Kaçınılmaz Bir Yol 2025 yılı, Türkiye için enflasyonla mücadelenin ertelenemez bir zorunluluk olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Kısa vadede sıkı politikaların yarattığı maliyetler tartışılsa da fiyat istikrarı sağlanmadan sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refahın mümkün olmadığı gerçeği, ekonomi politikalarının temel referans noktası oldu. Enflasyonla mücadele, tek bir yılın ya da tek bir politika aracının başarısıyla sonuçlanacak bir süreç değil. 2025, bu uzun ve zorlu yolculukta kararlılık, tutarlılık ve toplumsal sabrın ne kadar hayati olduğunu gösteren bir eşik yılı olarak kayda geçti. Kalıcı fiyat istikrarına giden yol, ancak para ve maliye politikalarının uyumu, yapısal reformların sürekliliği ve güvenin yeniden inşasıyla mümkün olabilir. 2025’te atılan adımlar, bu yolun taşlarını döşeyen kritik hamleler olarak Türkiye ekonomi tarihinde yerini aldı. ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar Zaferozcivan59@gmail.com
Ekleme Tarihi: 01 Ocak 2026 -Perşembe

2025 YILINDA ENFLASYONLA MÜCADELE

2025 yılı, Türkiye ekonomisi açısından enflasyonla mücadelenin yalnızca bir makroekonomik hedef değil, aynı zamanda toplumsal refahın korunması ve ekonomik güvenin yeniden tesisi açısından belirleyici bir sınav yılı olarak öne çıktı. Son yıllarda yüksek enflasyonun hane halkı bütçeleri üzerindeki yıpratıcı etkisi, gelir dağılımındaki bozulma ve fiyatlama davranışlarında kalıcı hale gelen belirsizlik, 2025’te izlenen ekonomi politikalarının merkezine “kalıcı fiyat istikrarı” hedefini yerleştirdi. Bu çerçevede para politikasından mali disipline, yapısal reformlardan beklenti yönetimine kadar geniş bir politika seti devreye alındı.


Enflasyonun Arka Planı ve 2025’e Devreden Miras


2025’e girilirken Türkiye, yüksek ve yapışkan bir enflasyon mirasıyla karşı karşıyaydı. Küresel ölçekte pandemi sonrası tedarik zinciri kırılmaları, jeopolitik gerilimlerin enerji ve gıda fiyatlarını yukarı çekmesi ve küresel para politikasındaki sıkılaşma dalgası, Türkiye gibi dışa bağımlılığı yüksek ekonomiler üzerinde baskı yarattı. Buna iç faktörler olarak kur oynaklığı, maliyet yönlü enflasyon ve beklentilerin bozulması eklendi.
Özellikle 2023 ve 2024 yıllarında fiyat artışlarının geniş bir mal ve hizmet yelpazesine yayılması, enflasyonun sadece geçici şoklardan değil, davranışsal ve yapısal unsurlardan da beslendiğini gösterdi. Bu tablo, 2025’te izlenecek politikaların kısa vadeli pansumanlardan ziyade orta vadeli ve kararlı bir çerçeveye dayanmasını zorunlu kıldı.
Para Politikası: Sıkılaşma ve Güven İnşası
2025 yılında enflasyonla mücadelenin omurgasını para politikası oluşturdu. Merkez Bankası, fiyat istikrarını temel hedef olarak vurgulayan iletişim stratejisini güçlendirirken, sıkı para politikası duruşunu korumaya odaklandı. Politika faizinin seviyesi kadar, bu seviyenin ne kadar süre korunacağına ilişkin verilen mesajlar da piyasa beklentileri açısından belirleyici oldu.
Para politikasında atılan adımların temel amacı, iç talebi dengelemek, kredi büyümesini kontrol altına almak ve Türk lirasına olan güveni artırmaktı. 2025 boyunca kredi koşullarının daha seçici hale getirilmesi, tüketim harcamalarının hız kesmesine ve talep yönlü enflasyon baskılarının azalmasına katkı sağladı. Ancak bu süreç, büyüme-enflasyon dengesi açısından hassas bir yürüyüşü de beraberinde getirdi.
Maliye Politikası: Disiplin ve Hedefli Destekler
Enflasyonla mücadelede para politikasının tek başına yeterli olmayacağı gerçeği, 2025’te maliye politikasına düşen rolü daha da önemli hale getirdi. Bütçe disiplininin güçlendirilmesi, kamu harcamalarında etkinliğin artırılması ve vergi politikalarının enflasyonist etkilerinin sınırlanması temel öncelikler arasında yer aldı.


Özellikle geniş kesimleri doğrudan etkileyen fiyat artışlarına karşı sosyal politikaların hedefli hale getirilmesi, genel talebi körüklemeden kırılgan grupların korunmasını amaçladı. Enerji ve gıda gibi alanlarda uygulanan desteklerin daha seçici bir çerçeveye oturtulması, enflasyonla mücadelede maliye politikasının para politikasıyla uyumunu artırdı.


Yapısal Unsurlar ve Maliyet Enflasyonu


2025’te enflasyonla mücadelenin bir diğer boyutu, maliyet enflasyonunu besleyen yapısal sorunlara odaklanılması oldu. Tarımda verimlilik sorunları, lojistik maliyetler, enerji bağımlılığı ve döviz kuruna duyarlı üretim yapısı, fiyat istikrarı önünde kalıcı riskler oluşturdu.
Bu nedenle tarım politikalarında arz yönlü düzenlemeler, üretim planlaması ve girdi maliyetlerini azaltmaya yönelik adımlar ön plana çıktı. Sanayide ise yerli ara malı üretiminin artırılması, enerji verimliliği yatırımları ve dijitalleşme, orta vadede maliyet baskılarını azaltmayı hedefleyen stratejiler olarak öne çıktı. Enflasyonla mücadelenin yalnızca talep kısmına odaklanmakla sınırlı kalmaması, 2025’in en önemli politika derslerinden biri oldu.


Beklentiler ve Fiyatlama Davranışları


Yüksek enflasyon dönemlerinin en zorlayıcı miraslarından biri, bozulmuş enflasyon beklentileridir. 2025’te işletmelerin ve tüketicilerin fiyatlama davranışlarında “ileriye dönük enflasyon varsayımı” belirgin şekilde hissedilmeye devam etti. Bu durum, enflasyonun düşüş hızını yavaşlatan bir faktör olarak öne çıktı.
Bu nedenle ekonomi yönetimi, sadece rakamsal hedefler açıklamakla yetinmeyip, şeffaflık ve öngörülebilirlik vurgusunu artıran bir iletişim stratejisi izledi. Orta vadeli programlar, enflasyon patikasına ilişkin net mesajlar ve politika tutarlılığı, beklentilerin kademeli olarak iyileşmesinde kritik rol oynadı.


Ücretler, Gelir Dağılımı ve Toplumsal Boyut


2025’te enflasyonla mücadelenin toplumsal boyutu da en azteknik yönleri kadar tartışıldı. Yüksek fiyat artışları karşısında ücretlerin satın alma gücünü koruma çabası, ücret-fiyat sarmalı riskini gündeme getirdi. Asgari ücret ve kamu ücret artışları, bir yandan çalışanların refahını korumayı, diğer yandan enflasyonist baskıları artırmamayı hedefleyen hassas bir denge üzerine kuruldu.

Gelir dağılımındaki bozulmanın enflasyonla birlikte derinleşmesi, sosyal adalet tartışmalarını da güçlendirdi. Bu bağlamda 2025, enflasyonla mücadelenin yalnızca makro göstergelerle değil, toplumun geniş kesimlerinin yaşam koşullarıyla doğrudan ilişkili olduğunun daha net biçimde görüldüğü bir yıl oldu.


Küresel Koşullar ve Dış Etkiler


Türkiye’nin 2025’teki enflasyon mücadelesi, küresel ekonomik koşullardan bağımsız düşünülemedi. ABD ve Avrupa merkez bankalarının para politikası duruşu, küresel finansal koşulları belirlerken; enerji ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar, Türkiye’de maliyet kanalıyla enflasyonu etkilemeye devam etti.
Jeopolitik risklerin yüksek seyrettiği bir küresel ortamda, dış şoklara karşı dayanıklılığı artırmak, enflasyonla mücadelenin önemli bir parçası haline geldi. Rezerv politikaları, dış finansmana erişim ve ihracat gelirlerinin sürdürülebilirliği, bu bağlamda öne çıkan başlıklar oldu.


Sonuç: Zor Ama Kaçınılmaz Bir Yol


2025 yılı, Türkiye için enflasyonla mücadelenin ertelenemez bir zorunluluk olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Kısa vadede sıkı politikaların yarattığı maliyetler tartışılsa da fiyat istikrarı sağlanmadan sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refahın mümkün olmadığı gerçeği, ekonomi politikalarının temel referans noktası oldu.


Enflasyonla mücadele, tek bir yılın ya da tek bir politika aracının başarısıyla sonuçlanacak bir süreç değil. 2025, bu uzun ve zorlu yolculukta kararlılık, tutarlılık ve toplumsal sabrın ne kadar hayati olduğunu gösteren bir eşik yılı olarak kayda geçti. Kalıcı fiyat istikrarına giden yol, ancak para ve maliye politikalarının uyumu, yapısal reformların sürekliliği ve güvenin yeniden inşasıyla mümkün olabilir. 2025’te atılan adımlar, bu yolun taşlarını döşeyen kritik hamleler olarak Türkiye ekonomi tarihinde yerini aldı.


ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberege.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.