ZAFER ÖZCİVAN
Köşe Yazarı
ZAFER ÖZCİVAN
 

2025 YILINDA BANKALARIN KARI

2025 yılı, ekonomik göstergelerin diliyle okunduğunda geniş toplum kesimleri açısından “kaybedenler yılı” olarak hafızalara kazındı. Enflasyonla mücadele politikaları, yüksek faiz ortamı, daralan iç talep ve artan borçluluk, hane halkından reel sektöre kadar neredeyse herkesi sıkıştırırken; tabloya yukarıdan bakan finansal sistemin en tepesindeki aktörler için aynı yılı “rekorlar yılı” olarak tanımlamak mümkün oldu. Rakamlar açık: 2025’te en çok kazanan kesim bankalar oldu. Yüksek faiz ortamının kazananı 2025 boyunca uygulanan sıkı para politikası, kredi faizlerini tarihsel olarak yüksek seviyelerde tuttu. Politika faizindeki artış, bankaların mevduat ve kredi faizleri arasındaki makası genişletti. Bu makas, yani faiz geliri ile faiz gideri arasındaki fark, bankacılık sektörünün ana kâr kaynağı haline geldi. Vatandaş için bu tablo, krediye erişimin zorlaşması ve borcun pahalılaşması anlamına geliyordu. Konut kredileri neredeyse durma noktasına gelirken, ihtiyaç kredileri ve kredi kartı faizleri rekor seviyelere çıktı. Ancak bankalar açısından durum tersiydi: Kredi hacmi yavaşlasa bile, her bir krediden elde edilen getiri katlandı. Daha az krediyle daha fazla kâr elde edilen bir dönem yaşandı. Mevduat sahibi kazandı mı? Görünenin ardı Resmi söylemde, “yüksek faiz ortamı tasarruf sahibini koruyor” denildi. Gerçekten de mevduat faizleri önceki yıllara kıyasla yükseldi. Ancak enflasyonun gölgesinde bakıldığında, bu kazanç büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldı. Yüksek enflasyon, mevduat faizlerinin reel getirisini sınırladı. Bankalar, bir yandan mevduat toplarken diğer yandan kredi ve menkul kıymet gelirleriyle bilançosunu büyüttü. Mevduat sahibi, parasını enflasyona karşı korumaya çalışırken; bankalar bu parayı daha yüksek getirili alanlarda değerlendirerek asıl kazancı hanesine yazdı. Kredi kartları: Sessiz kâr makinesi 2025’in belki de en çarpıcı başlıklarından biri kredi kartları oldu. Artan hayat pahalılığı karşısında milyonlarca kişi, günlük harcamalarını kredi kartlarıyla finanse etmek zorunda kaldı. Asgari ödeme oranları, gecikme faizleri ve taksitli alışverişler, bankalar için istikrarlı ve yüksek getirili bir gelir kalemi yarattı. Kredi kartı borçları yıl boyunca hızla artarken, bireysel borçluluk oranı da rekor seviyelere yaklaştı. Vatandaş için kredi kartı “geçim aracı” haline gelirken, bankalar için bu kartlar adeta risksiz bir kâr motoru işlevi gördü. Borcunu çevirmekte zorlanan her kullanıcı, bankanın bilançosuna yeni bir faiz geliri olarak yansıdı. Reel sektör sıkıştı, bankalar ayakta kaldı 2025’te sanayi, ticaret ve KOBİ’ler açısından tablo pek iç açıcı değildi. Yüksek finansman maliyetleri, işletmelerin yatırım iştahını törpüledi. Nakit akışı bozulan firmalar krediye yöneldi, ancak yüksek faiz oranları nedeniyle borçlanma maliyeti ciddi bir yük haline geldi. Birçok işletme için bankalarla ilişki, “hayatta kalma mücadelesi” ne dönüştü. Kredi yapılandırmaları, ek teminat talepleri ve kısa vadeli borçlanmalar yaygınlaştı. Buna karşın bankalar, risklerini minimize ederek seçici kredi politikaları izledi. Reel sektör daralırken, bankacılık sektörü bilanço kalitesini korumayı ve kârlılığını artırmayı başardı. Kamunun yükü, bankanın geliri 2025’te kamu maliyesi de yüksek faiz ortamından etkilendi. Devletin iç borçlanma maliyetleri artarken, kamu kağıtları bankalar için güvenli ve yüksek getirili bir yatırım alanı sundu. Bankalar, önemli bir kaynaklarını devlet tahvilleri ve hazine bonolarına yönlendirerek risksiz kazanç elde etti. Bu durum, ekonomide sıkça dile getirilen bir paradoksu yeniden gündeme getirdi: Kamu daha pahalı borçlanırken, bu borcun faiz yükü bankaların kâr hanesine yazıldı. Dolayısıyla yüksek faiz politikası, kamunun mali yükünü artırırken finansal sistemin merkezindeki aktörleri daha da güçlendirdi. Gelir dağılımı bozuldu, finansal uçurum derinleşti 2025’in en önemli sosyal sonuçlarından biri gelir dağılımındaki bozulma oldu. Ücretliler, emekliler ve sabit gelirli kesimler enflasyon karşısında alım gücünü kaybederken; finansal varlıklara sahip olanlar ve bankacılık sektörü görece avantajlı bir konuma geçti. Bu süreçte “paradan para kazanan” kesim ile “emeğiyle geçinen” kesim arasındaki makas daha da açıldı. Bankalar, sistemin merkezinde yer alarak bu ayrışmanın en görünür kazananı haline geldi. Toplumun geniş kesimleri için 2025, borçla ayakta kalınan bir yıl olurken; bankalar için bu borçlar istikrarlı kâr akışına dönüştü. Düzenleme ve denetim tartışmaları Bankacılık sektörünün 2025 performansı, kamuoyunda düzenleme ve denetim tartışmalarını da beraberinde getirdi. Kredi kartı faizleri, gecikme bedelleri ve bankacılık ücretleri sık sık eleştirilerin odağı oldu. “Vatandaş sıkışırken bankalar nasıl bu kadar kâr edebiliyor?” sorusu, yıl boyunca gündemde kaldı. Ekonomistler, bankacılık sektörünün güçlü kalmasının finansal istikrar açısından önemli olduğunu kabul etmekle birlikte, bu gücün toplumsal maliyetine dikkat çekti. Özellikle dar gelirli kesimlerin borç sarmalına sürüklenmesi, uzun vadede ekonomik ve sosyal riskler barındırıyor. 2025’in özeti: Kazanan belli 2025 yılı geride kalırken ortaya çıkan tablo net: Enflasyonla mücadele ve sıkı para politikası, toplumun büyük bölümünü kemer sıkmaya zorladı. Hane halkı borçlandı, reel sektör yatırımını erteledi, kamu daha pahalı finansmanla karşı karşıya kaldı. Buna karşılık bankalar, yüksek faiz, genişleyen finansal ürünler ve güçlü bilanço yönetimi sayesinde yılı rekor kârlarla kapattı. Bu nedenle 2025, ekonomik hafızaya şu cümleyle kazındı: Herkes kaybetti, banka kazandı. Tartışma ise hâlâ sürüyor: Önümüzdeki dönemde bu dengenin nasıl değişeceği ve ekonomik yükün daha adil paylaşılıp paylaşılamayacağı…
Ekleme Tarihi: 02 Ocak 2026 -Cuma

2025 YILINDA BANKALARIN KARI

2025 yılı, ekonomik göstergelerin diliyle okunduğunda geniş toplum kesimleri açısından “kaybedenler yılı” olarak hafızalara kazındı. Enflasyonla mücadele politikaları, yüksek faiz ortamı, daralan iç talep ve artan borçluluk, hane halkından reel sektöre kadar neredeyse herkesi sıkıştırırken; tabloya yukarıdan bakan finansal sistemin en tepesindeki aktörler için aynı yılı “rekorlar yılı” olarak tanımlamak mümkün oldu. Rakamlar açık: 2025’te en çok kazanan kesim bankalar oldu.
Yüksek faiz ortamının kazananı
2025 boyunca uygulanan sıkı para politikası, kredi faizlerini tarihsel olarak yüksek seviyelerde tuttu. Politika faizindeki artış, bankaların mevduat ve kredi faizleri arasındaki makası genişletti. Bu makas, yani faiz geliri ile faiz gideri arasındaki fark, bankacılık sektörünün ana kâr kaynağı haline geldi.
Vatandaş için bu tablo, krediye erişimin zorlaşması ve borcun pahalılaşması anlamına geliyordu. Konut kredileri neredeyse durma noktasına gelirken, ihtiyaç kredileri ve kredi kartı faizleri rekor seviyelere çıktı. Ancak bankalar açısından durum tersiydi: Kredi hacmi yavaşlasa bile, her bir krediden elde edilen getiri katlandı. Daha az krediyle daha fazla kâr elde edilen bir dönem yaşandı.
Mevduat sahibi kazandı mı? Görünenin ardı
Resmi söylemde, “yüksek faiz ortamı tasarruf sahibini koruyor” denildi. Gerçekten de mevduat faizleri önceki yıllara kıyasla yükseldi. Ancak enflasyonun gölgesinde bakıldığında, bu kazanç büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldı.
Yüksek enflasyon, mevduat faizlerinin reel getirisini sınırladı. Bankalar, bir yandan mevduat toplarken diğer yandan kredi ve menkul kıymet gelirleriyle bilançosunu büyüttü. Mevduat sahibi, parasını enflasyona karşı korumaya çalışırken; bankalar bu parayı daha yüksek getirili alanlarda değerlendirerek asıl kazancı hanesine yazdı.
Kredi kartları: Sessiz kâr makinesi
2025’in belki de en çarpıcı başlıklarından biri kredi kartları oldu. Artan hayat pahalılığı karşısında milyonlarca kişi, günlük harcamalarını kredi kartlarıyla finanse etmek zorunda kaldı. Asgari ödeme oranları, gecikme faizleri ve taksitli alışverişler, bankalar için istikrarlı ve yüksek getirili bir gelir kalemi yarattı.
Kredi kartı borçları yıl boyunca hızla artarken, bireysel borçluluk oranı da rekor seviyelere yaklaştı. Vatandaş için kredi kartı “geçim aracı” haline gelirken, bankalar için bu kartlar adeta risksiz bir kâr motoru işlevi gördü. Borcunu çevirmekte zorlanan her kullanıcı, bankanın bilançosuna yeni bir faiz geliri olarak yansıdı.
Reel sektör sıkıştı, bankalar ayakta kaldı
2025’te sanayi, ticaret ve KOBİ’ler açısından tablo pek iç açıcı değildi. Yüksek finansman maliyetleri, işletmelerin yatırım iştahını törpüledi. Nakit akışı bozulan firmalar krediye yöneldi, ancak yüksek faiz oranları nedeniyle borçlanma maliyeti ciddi bir yük haline geldi.
Birçok işletme için bankalarla ilişki, “hayatta kalma mücadelesi” ne dönüştü. Kredi yapılandırmaları, ek teminat talepleri ve kısa vadeli borçlanmalar yaygınlaştı. Buna karşın bankalar, risklerini minimize ederek seçici kredi politikaları izledi. Reel sektör daralırken, bankacılık sektörü bilanço kalitesini korumayı ve kârlılığını artırmayı başardı.
Kamunun yükü, bankanın geliri
2025’te kamu maliyesi de yüksek faiz ortamından etkilendi. Devletin iç borçlanma maliyetleri artarken, kamu kağıtları bankalar için güvenli ve yüksek getirili bir yatırım alanı sundu. Bankalar, önemli bir kaynaklarını devlet tahvilleri ve hazine bonolarına yönlendirerek risksiz kazanç elde etti.
Bu durum, ekonomide sıkça dile getirilen bir paradoksu yeniden gündeme getirdi: Kamu daha pahalı borçlanırken, bu borcun faiz yükü bankaların kâr hanesine yazıldı. Dolayısıyla yüksek faiz politikası, kamunun mali yükünü artırırken finansal sistemin merkezindeki aktörleri daha da güçlendirdi.
Gelir dağılımı bozuldu, finansal uçurum derinleşti
2025’in en önemli sosyal sonuçlarından biri gelir dağılımındaki bozulma oldu. Ücretliler, emekliler ve sabit gelirli kesimler enflasyon karşısında alım gücünü kaybederken; finansal varlıklara sahip olanlar ve bankacılık sektörü görece avantajlı bir konuma geçti.
Bu süreçte “paradan para kazanan” kesim ile “emeğiyle geçinen” kesim arasındaki makas daha da açıldı. Bankalar, sistemin merkezinde yer alarak bu ayrışmanın en görünür kazananı haline geldi. Toplumun geniş kesimleri için 2025, borçla ayakta kalınan bir yıl olurken; bankalar için bu borçlar istikrarlı kâr akışına dönüştü.
Düzenleme ve denetim tartışmaları
Bankacılık sektörünün 2025 performansı, kamuoyunda düzenleme ve denetim tartışmalarını da beraberinde getirdi. Kredi kartı faizleri, gecikme bedelleri ve bankacılık ücretleri sık sık eleştirilerin odağı oldu. “Vatandaş sıkışırken bankalar nasıl bu kadar kâr edebiliyor?” sorusu, yıl boyunca gündemde kaldı.
Ekonomistler, bankacılık sektörünün güçlü kalmasının finansal istikrar açısından önemli olduğunu kabul etmekle birlikte, bu gücün toplumsal maliyetine dikkat çekti. Özellikle dar gelirli kesimlerin borç sarmalına sürüklenmesi, uzun vadede ekonomik ve sosyal riskler barındırıyor.
2025’in özeti: Kazanan belli
2025 yılı geride kalırken ortaya çıkan tablo net: Enflasyonla mücadele ve sıkı para politikası, toplumun büyük bölümünü kemer sıkmaya zorladı. Hane halkı borçlandı, reel sektör yatırımını erteledi, kamu daha pahalı finansmanla karşı karşıya kaldı. Buna karşılık bankalar, yüksek faiz, genişleyen finansal ürünler ve güçlü bilanço yönetimi sayesinde yılı rekor kârlarla kapattı.
Bu nedenle 2025, ekonomik hafızaya şu cümleyle kazındı: Herkes kaybetti, banka kazandı. Tartışma ise hâlâ sürüyor: Önümüzdeki dönemde bu dengenin nasıl değişeceği ve ekonomik yükün daha adil paylaşılıp paylaşılamayacağı…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberege.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.