2025 yılı, Türkiye ekonomisi açısından sadece makro göstergelerin değil, şirket bilançolarının da ciddi biçimde sınandığı bir yıl olarak kayda geçti. Enflasyonla mücadele kapsamında sürdürülen sıkı para politikası, yüksek faiz ortamı, daralan iç talep ve küresel ticaretteki zayıflama; özellikle finansman yapısı kırılgan olan şirketler üzerinde ağır bir baskı yarattı. Bu baskının en görünür sonuçlarından biri ise konkordato başvurularındaki artış ve iflas kararlarının yeniden gündemin üst sıralarına tırmanması oldu.
Bir dönem “son çare” olarak görülen konkordato mekanizması, 2025’te birçok firma için hayatta kalma mücadelesinin temel araçlarından biri haline gelirken, iflaslar da ekonomideki sert ayıklanmanın simgesi olarak öne çıktı.
Konkordato: Zaman Kazanma Çabası mı, Yapısal Çözüm mü?
Konkordato, borçlarını vadesinde ödeyemeyen şirketlere alacaklılarıyla anlaşarak yeniden yapılandırma imkânı tanıyan hukuki bir mekanizma. Teorik olarak şirketlere “nefes alma” alanı sağlarken, uygulamada bu sürecin ne kadar sağlıklı işlediği uzun süredir tartışma konusu.
2025 yılında konkordato başvurularındaki artış, tek başına iflas korkusunun değil; aynı zamanda finansmana erişimde yaşanan tıkanıklığın da açık bir göstergesi oldu. Bankaların kredi musluklarını sıkması, ticari kredilerde faizlerin tarihi yüksek seviyelere ulaşması ve teminat koşullarının ağırlaşması, birçok işletmeyi alternatif arayışlara yöneltti. Bu noktada konkordato, şirketler için adeta “son savunma hattı” işlevi gördü.
Ancak tablo her zaman umut verici değil. Zira 2025’te başvurulan konkordatoların önemli bir kısmı, gerçek bir yeniden yapılandırma planından ziyade zaman kazanma amacı taşıdı. Nakit akışı kronik biçimde bozulmuş, borçluluk oranı sürdürülemez seviyelere ulaşmış şirketler için konkordato, çoğu zaman iflası geciktiren ama önleyemeyen bir ara durak oldu.
Hangi Sektörler Daha Kırılgan?
2025’te konkordato ve iflasların sektörel dağılımı, ekonomideki kırılganlık haritasını da gözler önüne serdi. Özellikle inşaat, tekstil, perakende, lojistik ve imalat sanayinin KOBİ ağırlıklı alt kolları bu süreçten en fazla etkilenen alanlar arasında yer aldı.
İnşaat sektöründe artan girdi maliyetleri, konut talebindeki yavaşlama ve finansman sorunları zincirleme bir etki yarattı. Müteahhitlerden yapı malzemesi üreticilerine kadar uzanan geniş bir yelpazede ödeme zincirleri koptu. Tekstil sektöründe ise Avrupa pazarındaki daralma, sipariş iptalleri ve kur-enflasyon dengesizliği, firmaların rekabet gücünü zayıflattı.
Perakende tarafında artan kira maliyetleri, düşen hane halkı alım gücü ve stok finansmanının pahalı hale gelmesi, özellikle orta ölçekli markaları zor durumda bıraktı. Birçok firma ya konkordato yoluna gitti ya da sessiz sedasız piyasadan çekildi.
İflaslar: Görünmeyen Buzdağının Ucu
Konkordato başvuruları kamuoyunda daha fazla görünürken, iflaslar çoğu zaman daha sessiz ilerliyor. Oysa 2025’te iflas kararları, özellikle küçük ve mikro işletmeler arasında ciddi bir artış eğilimi gösterdi. Bu işletmelerin önemli bir kısmı, hukuki süreçlere girmeden faaliyetlerini sonlandırdı.
İflasların artması, yalnızca ilgili firmaları değil; tedarikçileri, çalışanları ve alacaklıları da etkileyen zincirleme sonuçlar doğuruyor. Bir işletmenin iflası, çoğu zaman başka işletmelerin de nakit akışını bozarak yeni konkordato ya da iflas risklerini tetikliyor. 2025’te bu domino etkisi birçok sektörde net biçimde hissedildi.
Finansman Maliyeti ve Faiz Kıskacı
2025’in konkordato ve iflas tablosunu şekillendiren en kritik faktörlerden biri hiç kuşkusuz yüksek faiz ortamı oldu. Politika faizindeki sıkı duruş, ticari kredilere doğrudan yansıdı. Kısa vadeli borçla dönen, özkaynak yapısı zayıf şirketler için bu durum sürdürülemez bir maliyet yükü yarattı.
Birçok firma, geçmiş yıllarda düşük faiz ortamında çevrilebilir görünen borçlarını 2025 koşullarında yeniden finanse edemedi. Faiz giderlerinin ciro içindeki payı hızla yükselirken, kârlılık eridi. Bu da konkordato başvurularını adeta kaçınılmaz hale getirdi.
KOBİ’ler Neden Daha Savunmasız?
2025’te yaşanan konkordato ve iflas dalgası, KOBİ’lerin ekonomik dalgalanmalara karşı ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Büyük şirketler, güçlü sermaye yapıları ve finansmana erişim avantajları sayesinde krizi yönetebilirken; KOBİ’ler aynı esnekliğe sahip olamadı.
KOBİ’lerin büyük bölümü kısa vadeli borçla çalışıyor, yeterli nakit rezervi bulunduramıyor ve kurumsal risk yönetimi araçlarından yoksun faaliyet gösteriyor. Bu yapı, 2025 gibi sıkı finansal koşulların hâkim olduğu bir yılda onları konkordato ve iflas sarmalına daha hızlı sürükledi.
Ekonomi İçin Ne Anlama Geliyor?
Konkordato ve iflaslardaki artış, ekonomik açıdan iki yönlü bir tablo sunuyor. Bir yandan bu süreç, verimsiz ve sürdürülemez iş modellerinin sistem dışına itilmesi anlamına geliyor. Bu açıdan bakıldığında, yaşananlar bir tür “acı ama gerekli” temizlik olarak değerlendirilebilir.
Öte yandan, sağlıklı firmaların da geçici likidite sorunları nedeniyle bu sürece sürüklenmesi, ekonomik kayıpları büyütüyor. İstihdam kaybı, üretim kapasitesinin azalması ve yatırım iştahının zayıflaması, konkordato ve iflasların makro düzeydeki en olumsuz yansımaları arasında yer alıyor.
2026’ya Devreden Riskler
2025’in sonuna gelinirken konkordato ve iflas dosyaları, 2026 yılına da önemli riskler devrediyor. Faizlerin ne hızla düşeceği, iç talebin ne zaman toparlanacağı ve küresel ekonomideki seyrin nasıl şekilleneceği, şirketlerin kaderini belirleyecek temel unsurlar olacak.
Uzmanlara göre, önümüzdeki dönemde konkordato mekanizmasının daha etkin ve seçici kullanılması büyük önem taşıyor. Gerçekçi yeniden yapılandırma planları, güçlü denetim ve şeffaflık olmadan konkordato, şirketleri kurtarmaktan çok sorunları öteleyen bir araç olmaya devam edecek.
Sonuç: Ekonomik Dayanıklılığın Test Yılı
2025, Türkiye ekonomisinde şirketler açısından adeta bir dayanıklılık testi oldu. Konkordato ve iflaslar, bu testin en somut göstergeleri olarak öne çıktı. Yüksek faiz, zayıf talep ve finansmana erişimdeki güçlükler; güçlü olanla zayıf olanı net biçimde ayırdı.
Önümüzdeki yıllarda daha sağlam sermaye yapısına sahip, risklerini iyi yöneten ve verimliliğe odaklanan şirketlerin ayakta kalması kaçınılmaz görünüyor. 2025’in konkordato ve iflas bilançosu ise, bu dönüşümün ne kadar sancılı olabileceğini şimdiden gösteriyor.
