Sosyal devlet, sosyal hizmet, sosyal belediyecilik, sosyal yardım derken hayatımıza sosyal ile ilgili yeni bir kavram daha girmiştir. Sosyal, çağımızın joker kavramı olması hasebiyle her derde deva bir konumda görülmesi sürpriz değildir.
Sosyal bir varlık olarak insan, doğal olarak imkânları ölçüsünde evlenmek ve çoluk çocuğa karışmak durumundadır. Evlilik hak olduğu gibi, ilişkilerin zora girmesiyle boşanmak da bir hak olmaktadır. Arada çocuk yoksa problem de yok demektir. Fakat her iki tarafın ortak değeri olan çocuk, boşanma ile birlikte artık parçalanmış bir ailenin üyesi olduğu için, sosyal yetim konumundadır.
Çocuk ister annesinin ister babasının yanında kalsın, her durumda yüreğinin yarısı diğer tarafta kalacaktır. Meseleye vakıf olması uzun zaman alacağı için yaşadığı travma hayatı boyunca peşini bırakmayacaktır. Fıtrata bağlı olarak; huzursuz, kırılgan, ezik, asosyal, güvensiz, duyarsız ve umursamaz bir tavır ortaya koyacaktır. Bazı çocuklar içine kapanarak, aslında dışa kapanacaktır. Bu durum onu hedef ve idealleri olmayan isyankâr, derbeder bir insan yapacaktır. Bazı durumlarda ise içinde bulunduğu dezavantajlı durum onun için itici güç olacaktır. Bu şekilde ekstra motivasyonla âdeta hayattan öcünü almak için sürekli çalışıp çabalayan bir kişiliğe dönüşecektir. Yaşadığı acı ve sıkıntı onu yaşından daha olgun birisi yaparak önündeki engelleri birer birer aşmasına yardımcı olacaktır. Bunun sonucunda da başarılı ve mutlu bir evlilik yaparak çocuklarının mutluluğu için kendini feda edecektir.
Hiçbir evlilik boşanmak için yapılmadığından çocuklar konusunda iki kere düşünmek elzemdir. Çocukları sosyal yetim olarak ortada bırakmak toplumsal barış ve huzur için de son derece kritiktir. Bu tür problemli çocuklar suça ve suç işlemeye meyilli oldukları için; uyuşturucu, fuhuş, soygun, hırsızlık, gasp ve benzer suçlar için biçilmiş kaftan hüviyetindedir. Dolayısıyla mafya ve suç örgütleri için elverişli bu çocuklar sadece kendi geleceklerini değil, toplumu da uçuruma sürüklemektedirler.
Sonuç olarak, bu toplumun kanayan yarası parçalanmış aileler ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sosyal yetimler göz ardı edilmemelidir. Doğal ölüm sonrası ortaya çıkan yetimlik “takdir-i ilahi” olduğu için boynumuz kıldan ince, fakat sosyal yetimlik kader değildir. Zincirleme reaksiyonla birçok meselemizin kök nedeni olacak bu sorunu çözmeden toplumsal huzura kavuşmamız söz konusu değildir. İnancımız yetimlerin başını okşamayı salık verirken, sosyal yetimlerin başını okşamak sadra şifa olmayacaktır!
Esenlik dileklerimle,
Erol Aydın
