casino siteleri slot siteleri
bahis siteleri canlı bahis siteleri
Hakan KANBER / KöşeliYorum
Köşe Yazarı
Hakan KANBER / KöşeliYorum
 

Tekke Köyü ve Abdal Musa Sultan Türbesi

HAKAN KANBER / Gezi-Analiz Yaz başından beri karavanla kamp kurduğumuz üçüncü menzilimiz; Abdal Musa Sultan Türbesi oldu… Bu ulu kişi, Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Tekke Köyü’ndeki ebedi istirahatgahında yatıyor… 1150 rakımlı köy, ‘Tekke’ ismini Abdal Musa Sultan Tekkesi’nden almış. Serin ve nemi az yayla havası, billur gibi soğuk pınarları ve o mistik atmosferiyle her yıl yüz binlerce ‘can’ı kendine çekiyor. Bölge, inanç turizminin merkezi durumuna gelmiş… TEKKE KÖYÜ VE ABDAL MUSA TÜRBESİ Biz de bu ortamı yaşamak, yazdığımız Gezi-Analiz formatındaki yazılarımıza bir halka daha eklemek için karavanımızın direksiyonunu kırdık Tekke Köyü’ne… Ama direksiyonu kırmadan önce Tekke Köyü Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Sayın Mehmet Özel’i telefonla aradık… Amacımızı anlattık ve kendisinden karavanla konaklamak için bir yer göstermelerini rica ettik. Sağ olsun, var olsun isteğimizi olumlu karşıladı… Sayın Mehmet Özel’e teşekkür ediyorum. HER YIL HAZİRAN AYINDA YAPILAN ETKİNLİKLER Alevi-Bektaşi inancında önemli bir yere sahip olan Abdal Musa Sultan, her yıl Haziran ayında düzenlenen etkinliklerle anılıyor. Türkiye’nin dört bir yanından gelenler; etkinlikler çerçevesinde türbeyi ziyaret ediyor, kurbanlar kesip, Cem İbadeti yapıyor, Semah dönüyorlar. Her gün yüzlerce insan burada kaynayan kazanlardan yemek yiyor… Bundan tam 15 yıl önce bir kış günü türbeye günübirlik kısa bir ziyaretim olmuştu. Ulu Pir’in ebedi istirahatgahında benden başka ziyaretçi yoktu. Bol bol fotoğraf çekmiştim, türbeyi ve çevresini doyasıya gezmiştim. Fotoğraf arşivimdeki en nadide kareler bu ziyarete aittir. ABDAL MUSA SULTAN… Şimdi burasını yazma zamanı… Geçtik klavyenin başına, ama… Bu ‘Ulu Pir’i, bu ‘Alperen Dede’yi, ‘Abdal’lık ve ‘Sultan’lık gibi iki büyük mertebeye sahip olan bu ‘keramet ehli evliyayı’ nasıl yazacağımızın, nasıl anlatacağımızın ağırlığı altında iki büklümüz! Yüreğimiz yettiğince, kalemimiz ve dilimiz döndüğünce O’nu anlatmaya, tanımayan-bilmeyenlere tanıtıp bildirmeye çalışacağız… Tabi bunu yaparken; yazılı kaynaklardan, günümüzde o yörede yaşayan insanlardan, kuşaktan kuşağa aktarılan söylencelerden ve rivayetlerden faydalanacağız… BURSA’NIN FETHİNDE ABDAL MUSA… Anadolu’nun fethinden sonra Horasan’dan Anadolu halkını irşat etmek için bu topraklara akın akın giren ve ‘Alperen Dede’ veya ‘Tahta Kılıçlı Erler’den biri olan Pir Abdal Musa Sultan; Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli’nin amcası Haydar Ata’nın torunudur. Babası; Hasan Gazi’dir. Aslen Horasanlıdır… Azerbaycan’ın Hoy Kasabası’na gelmiş ve bir süre de orada yaşamış olan Abdal Musa Sultan, Alevi-Bektaşi erenlerindendir. Hz. Peygamber soyundandır. 14. yüzyılda yaşadığı, Osmanlıların Bursa’yı fethettiği yıllarda Orhan Bey’in askerleriyle savaşlara katıldığı ve büyük yararlıklar gösterdiği tarihi kaynaklarda yazılıdır. Anadolu halkını irşat etmek için gelen bu ulu kişilerin ‘Alp-Eren’ olarak adlandırılmaları ise söylencelerde ve tarihi kaynaklarda şöyle geçer: ‘Alp’ savaşçı ve yiğitliği, ‘Eren’ ise inanç bakımından üstünlüğü ve keramet ehli olunmasını tanımlar… TAHTA KILIÇLI ERLERDEN ALPEREN DEDE… Abdal Musa Sultan, Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli’nin önde gelen halifelerindendir. Tarihi kaynaklar; payesini ‘Sultanlık’, mertebesini ‘Abdallık’ olarak yazar... Pir evinde hizmet postu ise, ‘Ayakçı Postu’dur. Bu post; Alevi-Bektaşi inancındaki on iki posttan on birincisi olup diğer adı ‘Abdal Musa Sultan Postu’dur. Ayakçılık, Abdallık mertebesi olarak tanımlanmaktadır. Abdal Musa Sultan, kurduğu tekkesinde sayısız kişiler irşat etmiş ve bunlar arasında büyük ozanlar yetişmiştir. O ozanların en ünlüsü Alevi- Bektaşi Edebiyatının abidelerinden sayılan ‘Kaygusuz Abdal’dır. UÇARSU MUCİZESİ… “ÖL İKRAR VERME, ÖL İKRARINDAN DÖNME!” Yörede, Abdal Musa Sultan’ın Gömbe Yaylası’nda su çıkardığına yönelik rivayet, dilden dile dolaşır. Rivayete göre; susuzluğun neden olduğu kuraklık nedeniyle kıtlık yaşayan Gömbe civarındaki dağ köylerinde yaşayan halk, açlıkla yüz yüze gelmiştir. Çaresiz köylüler, çareyi Abdal Musa Sultan’da aramaya karar verirler. Ve tutarlar Tekke’nin yolunu… Ulu Pir’in huzuruna çıkan kuraklık mağduru köylüler, dertlerini anlatırlar ve Abdal Musa Sultan’dan yardım isterler. Abdal Musa Sultan da kendilerine şunları söyler: “Bizler erenlerimle Hakk'a kıyama durup, ehlibeyt aşkına dua edersek ve o dualarımız Hakk katında kabul görürse; kurumuş ağaçlarınız yeşerip meyve verirse, gök ekinleriniz başak verip biçilirse, koyunlarınız kuzulayıp çoğalırsa, inekleriniz buzağılanırsa, köyünüzde bolluk bereket artarsa; ikrar verip (söz) dergâhın Hakkullahını yerine getir misiniz?” Bu sözler üzerine huzura gelen bütün köylüler hep bir ağızdan kabul edip ikrar verirler. Ulu Pir ve erenleri, dua ederler ve duaları kabul olur. Ve akabinden oradan su fışkırır. Ertesi sene bol mahsul alan köylü, dergâha uğramaz bile! Abdal Musa, bekler ama sonuç yoktur… Köylüler verdikleri sözde durmamıştır! Bunun üzerine Abdal Musa, “Yazın su içmeye, kışın geçmeye yol bulamayın!” şeklinde ah eder. İşte o gün bugündür, dağın yamacından fışkıran su; yazın Elmalı Ovası’na kışın Kaş Ovası’na akar. Yani su, mucizevi bir şekilde mevsimsel olarak yön ve yol değiştirir! Bu nedenle suya ‘Uçarsu’ denir. Ve gerçekten o su kaynağının, günümüzde tarımsal anlamda kimsenin işine yaramadığı ifade edilmektedir! Türbenin hemen girişinde gelenleri karşılayan Pir’in o ünlü sözünü bu olaydan sonra söylemiş olabileceği ihtimalinden bahsediliyor: Öl ikrar (söz) verme, öl ikrarından (sözünden) dönme! Bu arada, belirtmekte yarar var; su kaynağının her yıl yön değiştirmesini bilimsel olarak derinlemesine araştıran Antalya Akdeniz Üniversitesi’nden bir ekip, önemli bulgulara rastlamıştır. (Burada uzun uzun yazmak istemedim. İsteyen okurlar, internet üzerinden bu bilgilere de ulaşabilirler.) KAYGUSUZ ABDAL’IN GEYİĞE SAPLADIĞI OK, ABDAL MUSA SULTAN’IN BÖĞRÜNDEN ÇIKIYOR! Kaygusuz Abdal’ın asıl adı Gaybi’dir. Kaygusuz Abdal’ın hayatı hakkındaki bilgilerin çoğu Alevi-Bektaşi menkıbelerine dayanır. Bu menkıbelerin en tanınmışı; onun Abdal Musa’ya bağlanışını anlatan keramettir: Alaiye (Alanya) Beyi’nin oğlu Gaybi, avlanırken attığı okla bir geyiği sol koltuğundan vurur. Yaralı geyik kaçar, Gaybi arkasından koşar. Geyik, Abdal Musa’nın tekkesine girer, arkasından avcı da girer, dervişlerden geyiği sorar. Dervişler görmediklerini söylerler. Çekişme ve tartışma başlar. Olaya Abdal Musa karışır ve sol koltuğu altına saplı bulunan kanlı oku çıkararak Gaybi’ye gösterir: “Gaybi, iyi bak! Attığın ok bu mu?” diye sorar. Gaybi, okunu tanır ve Abdal Musa’ya bağlanır. ABDAL MUSA SULTAN’IN DİĞER KERAMETLERİ! Abdal Musa Sultan'ın kerametleri, kendi adı verilen Velayetname'de anlatılır. Abdal Musa Sultan Velayetnamesi, günümüz Türkçesi ile Sayın Ali Adil Atalay tarafından beşinci kez yayınlanmıştır. Şair, düşünür, Horasan ereni Abdal Musa Sultan'ın keramet ve erdemleri yüz yıllardan bu yana dillerde söylenir durur. İşte o kerametlerden birkaçı: Babası, Kaygusuz’u kurtarmak istiyor! Alaiye (Alanya) Beyi’nin oğlu Gaybi (Kaygusuz Abdal), yukarıda anlattığımız geyik olayından sonra Abdal Musa'ya derviş olup Kaygusuz adını alınca, babası oğlunu tekkeden almak-kurtarmak ister. Tekke Beyi'nin yardımını talep eder. Tekke Beyi de Kılağılı İsa adlı pehlivan yiğidini Abdal Musa'nın tekkesine yollar. İsa, dergâha varır ve kapıya gelince; “Çağırın bana Abdal Musa'yı!” diye gürler! Ancak, atı durduk yere ürker ve İsa'yı sırtından atar, sürükleyerek parçalar! Tekke Beyi, bu olaya çok sinirlenir ve ordusuyla harekete geçer! Abdal Musa Sultan'ı yakmak için öbek öbek odunlar yığılır. Ateşler tutuşturulur. Abdal Musa Sultan da üç yüz kadar müridi ile semah ederek yola koyulur...  Bu öyle bir geliştir ki, onlarla birlikte dağlar, taşlar, ağaçlar, kayalar da beraber yürür! Dervişler bir gülbank çekip ateşe girerler. Ateş onları yakmaz, onlar ateşi söndürürler. Bu manzarayı gören Kaygusuz'un babası duruma hayranlıkla bakar, Abdal Musa'nın ellerini öper ve geriye döner. Kaygusuz, bu dergâhta kırk yıl hizmet eder... Pamuk içinde kor parçası! Abdal Musa Sultan, pamuk içine kor halinde bir ateş parçası koyarak müritlerinden biriyle Geyikli Baba'ya gönderir. Geyikli baba da ona bir bakraç içinde geyik sütü gönderir. Bu keramet, “Hayvanatı iradesine bağlamak, bitkilere hükmetmekten zordur” şeklinde yorumlanmaktadır. EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİ’NDE ABDAL MUSA SULTAN… Abdal Musa Sultan’ın Tekke Köyü’ndeki türbesi, 14. yüzyılda Selçuklu Mimarisi örneğinde yapılmıştır. Tekke hakkında en önemli bilgiyi 17. yüzyılda burayı ziyaret eden ünlü gezgin Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde vermiştir. Bu bilgilere göre; tekkenin kubbesindeki altın âlem, beş saatlik yerden görülüyormuş. Abdal Musa Sultan sandukası başucunda ‘seyyid’ olduğunu gösteren yeşil imamesi durur. Tekkenin etrafında bağ ve bahçeler uzanır. Misafirhaneler, kiler, mutfak meydanlar gibi birçok ek binalar varmış. Mutfakta 40 derviş hizmet eder. Meydanın dışında ayrıca büyük bir misafirhane bulunur ki, üstü konak, altı ise 200 at alacak kadar büyük bir ahırdır. Misafir hiç eksik olmaz.  Tekke yapıldığı günden beri mutfağında hiç ateş sönmemiştir. Tekkenin çok zengin vakıfları vardır. 10 binden fazla koyunu, bin camuzu, binlerce devesi ve katır, 7 değirmeni ve daha birçok varlığı ile 400 yıl önceki Abdal Musa Sultan Tekkesi’nin çok büyük zenginliklere sahip bir kurum olduğunu belirtiyor Evliya Çelebi... YENİÇERİ OCAĞI İLE BİRLİKTE YOK EDİLEN TEKKELER… Yazılı kayıtlara göre; Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra dağıtılan tekkeler arasında Abdal Musa Sultan Tekkesi de nasibini almıştır. 1242’de (1829) hükümetçe gönderilen memurlar tarafından, dergâhta mevcut bütün eşyalar ve binlerce canlı hayvan satılıp defteri İstanbul'a gönderilmiştir. Bu hal tekkelerin 1925'de kapanmasına kadar yaşanmıştır. Değişik dönemlerde onarım gören tekke; zaman içinde yıkılmış, günümüzde ise sadece Abdal Musa Sultan Türbesi kalmıştır. Türbede; Abdal Musa Sultan, annesi, babası, kız kardeşi ile Kaygusuz Abdal'ın kabirleri vardır. Hakan Kanber (Haberege)... Türbenin ana girişi... Hakan Kanber (Haberege)... Türbenin iç girişi... Türbeden genel görünüş... Abdal Musa Sultan'ın ebedi istirahatgahı... Ünlü keramet resmedilerek, türbenin bahçesine konulmuş... Tekke Köyü Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Özel... Semah dönen canlar... Türbede dua eden büyük kalabalıklardan bir kare... Türbede kaynayan kazanlardan yemekler yiyen ziyaretçiler... Pir'in ebedi istirahatgahına ziyarette bulunan kalabalıklar...                
Ekleme Tarihi: 18 Eylül 2023 - Pazartesi

Tekke Köyü ve Abdal Musa Sultan Türbesi

HAKAN KANBER / Gezi-Analiz

Yaz başından beri karavanla kamp kurduğumuz üçüncü menzilimiz; Abdal Musa Sultan Türbesi oldu…

Bu ulu kişi, Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Tekke Köyü’ndeki ebedi istirahatgahında yatıyor…

1150 rakımlı köy, ‘Tekke’ ismini Abdal Musa Sultan Tekkesi’nden almış.

Serin ve nemi az yayla havası, billur gibi soğuk pınarları ve o mistik atmosferiyle her yıl yüz binlerce ‘can’ı kendine çekiyor. Bölge, inanç turizminin merkezi durumuna gelmiş…

TEKKE KÖYÜ VE ABDAL MUSA TÜRBESİ

Biz de bu ortamı yaşamak, yazdığımız Gezi-Analiz formatındaki yazılarımıza bir halka daha eklemek için karavanımızın direksiyonunu kırdık Tekke Köyü’ne…

Ama direksiyonu kırmadan önce Tekke Köyü Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Sayın Mehmet Özel’i telefonla aradık… Amacımızı anlattık ve kendisinden karavanla konaklamak için bir yer göstermelerini rica ettik. Sağ olsun, var olsun isteğimizi olumlu karşıladı… Sayın Mehmet Özel’e teşekkür ediyorum.

HER YIL HAZİRAN AYINDA YAPILAN ETKİNLİKLER

Alevi-Bektaşi inancında önemli bir yere sahip olan Abdal Musa Sultan, her yıl Haziran ayında düzenlenen etkinliklerle anılıyor. Türkiye’nin dört bir yanından gelenler; etkinlikler çerçevesinde türbeyi ziyaret ediyor, kurbanlar kesip, Cem İbadeti yapıyor, Semah dönüyorlar. Her gün yüzlerce insan burada kaynayan kazanlardan yemek yiyor…

Bundan tam 15 yıl önce bir kış günü türbeye günübirlik kısa bir ziyaretim olmuştu. Ulu Pir’in ebedi istirahatgahında benden başka ziyaretçi yoktu. Bol bol fotoğraf çekmiştim, türbeyi ve çevresini doyasıya gezmiştim. Fotoğraf arşivimdeki en nadide kareler bu ziyarete aittir.

ABDAL MUSA SULTAN…

Şimdi burasını yazma zamanı…

Geçtik klavyenin başına, ama…

Bu ‘Ulu Pir’i, bu ‘Alperen Dede’yi, ‘Abdal’lık ve ‘Sultan’lık gibi iki büyük mertebeye sahip olan bu ‘keramet ehli evliyayı’ nasıl yazacağımızın, nasıl anlatacağımızın ağırlığı altında iki büklümüz!

Yüreğimiz yettiğince, kalemimiz ve dilimiz döndüğünce O’nu anlatmaya, tanımayan-bilmeyenlere tanıtıp bildirmeye çalışacağız…

Tabi bunu yaparken; yazılı kaynaklardan, günümüzde o yörede yaşayan insanlardan, kuşaktan kuşağa aktarılan söylencelerden ve rivayetlerden faydalanacağız…

BURSA’NIN FETHİNDE ABDAL MUSA…

Anadolu’nun fethinden sonra Horasan’dan Anadolu halkını irşat etmek için bu topraklara akın akın giren ve ‘Alperen Dede’ veya ‘Tahta Kılıçlı Erler’den biri olan Pir Abdal Musa Sultan; Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli’nin amcası Haydar Ata’nın torunudur. Babası; Hasan Gazi’dir. Aslen Horasanlıdır… Azerbaycan’ın Hoy Kasabası’na gelmiş ve bir süre de orada yaşamış olan Abdal Musa Sultan, Alevi-Bektaşi erenlerindendir.

Hz. Peygamber soyundandır. 14. yüzyılda yaşadığı, Osmanlıların Bursa’yı fethettiği yıllarda Orhan Bey’in askerleriyle savaşlara katıldığı ve büyük yararlıklar gösterdiği tarihi kaynaklarda yazılıdır.

Anadolu halkını irşat etmek için gelen bu ulu kişilerin ‘Alp-Eren’ olarak adlandırılmaları ise söylencelerde ve tarihi kaynaklarda şöyle geçer: ‘Alp’ savaşçı ve yiğitliği, ‘Eren’ ise inanç bakımından üstünlüğü ve keramet ehli olunmasını tanımlar…

TAHTA KILIÇLI ERLERDEN ALPEREN DEDE…

Abdal Musa Sultan, Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli’nin önde gelen halifelerindendir. Tarihi kaynaklar; payesini ‘Sultanlık’, mertebesini ‘Abdallık’ olarak yazar... Pir evinde hizmet postu ise, ‘Ayakçı Postu’dur. Bu post; Alevi-Bektaşi inancındaki on iki posttan on birincisi olup diğer adı ‘Abdal Musa Sultan Postu’dur.

Ayakçılık, Abdallık mertebesi olarak tanımlanmaktadır.

Abdal Musa Sultan, kurduğu tekkesinde sayısız kişiler irşat etmiş ve bunlar arasında büyük ozanlar yetişmiştir. O ozanların en ünlüsü Alevi- Bektaşi Edebiyatının abidelerinden sayılan ‘Kaygusuz Abdal’dır.

UÇARSU MUCİZESİ… “ÖL İKRAR VERME, ÖL İKRARINDAN DÖNME!”

Yörede, Abdal Musa Sultan’ın Gömbe Yaylası’nda su çıkardığına yönelik rivayet, dilden dile dolaşır. Rivayete göre; susuzluğun neden olduğu kuraklık nedeniyle kıtlık yaşayan Gömbe civarındaki dağ köylerinde yaşayan halk, açlıkla yüz yüze gelmiştir.

Çaresiz köylüler, çareyi Abdal Musa Sultan’da aramaya karar verirler. Ve tutarlar Tekke’nin yolunu… Ulu Pir’in huzuruna çıkan kuraklık mağduru köylüler, dertlerini anlatırlar ve Abdal Musa Sultan’dan yardım isterler.

Abdal Musa Sultan da kendilerine şunları söyler: “Bizler erenlerimle Hakk'a kıyama durup, ehlibeyt aşkına dua edersek ve o dualarımız Hakk katında kabul görürse; kurumuş ağaçlarınız yeşerip meyve verirse, gök ekinleriniz başak verip biçilirse, koyunlarınız kuzulayıp çoğalırsa, inekleriniz buzağılanırsa, köyünüzde bolluk bereket artarsa; ikrar verip (söz) dergâhın Hakkullahını yerine getir misiniz?”

Bu sözler üzerine huzura gelen bütün köylüler hep bir ağızdan kabul edip ikrar verirler.

Ulu Pir ve erenleri, dua ederler ve duaları kabul olur. Ve akabinden oradan su fışkırır.

Ertesi sene bol mahsul alan köylü, dergâha uğramaz bile! Abdal Musa, bekler ama sonuç yoktur…

Köylüler verdikleri sözde durmamıştır!

Bunun üzerine Abdal Musa, “Yazın su içmeye, kışın geçmeye yol bulamayın!” şeklinde ah eder.

İşte o gün bugündür, dağın yamacından fışkıran su; yazın Elmalı Ovası’na kışın Kaş Ovası’na akar. Yani su, mucizevi bir şekilde mevsimsel olarak yön ve yol değiştirir! Bu nedenle suya ‘Uçarsu’ denir. Ve gerçekten o su kaynağının, günümüzde tarımsal anlamda kimsenin işine yaramadığı ifade edilmektedir!

Türbenin hemen girişinde gelenleri karşılayan Pir’in o ünlü sözünü bu olaydan sonra söylemiş olabileceği ihtimalinden bahsediliyor: Öl ikrar (söz) verme, öl ikrarından (sözünden) dönme!

Bu arada, belirtmekte yarar var; su kaynağının her yıl yön değiştirmesini bilimsel olarak derinlemesine araştıran Antalya Akdeniz Üniversitesi’nden bir ekip, önemli bulgulara rastlamıştır. (Burada uzun uzun yazmak istemedim. İsteyen okurlar, internet üzerinden bu bilgilere de ulaşabilirler.)

KAYGUSUZ ABDAL’IN GEYİĞE SAPLADIĞI OK, ABDAL MUSA SULTAN’IN BÖĞRÜNDEN ÇIKIYOR!

Kaygusuz Abdal’ın asıl adı Gaybi’dir. Kaygusuz Abdal’ın hayatı hakkındaki bilgilerin çoğu Alevi-Bektaşi menkıbelerine dayanır. Bu menkıbelerin en tanınmışı; onun Abdal Musa’ya bağlanışını anlatan keramettir:

Alaiye (Alanya) Beyi’nin oğlu Gaybi, avlanırken attığı okla bir geyiği sol koltuğundan vurur. Yaralı geyik kaçar, Gaybi arkasından koşar. Geyik, Abdal Musa’nın tekkesine girer, arkasından avcı da girer, dervişlerden geyiği sorar. Dervişler görmediklerini söylerler. Çekişme ve tartışma başlar. Olaya Abdal Musa karışır ve sol koltuğu altına saplı bulunan kanlı oku çıkararak Gaybi’ye gösterir: “Gaybi, iyi bak! Attığın ok bu mu?” diye sorar. Gaybi, okunu tanır ve Abdal Musa’ya bağlanır.

ABDAL MUSA SULTAN’IN DİĞER KERAMETLERİ!

Abdal Musa Sultan'ın kerametleri, kendi adı verilen Velayetname'de anlatılır. Abdal Musa Sultan Velayetnamesi, günümüz Türkçesi ile Sayın Ali Adil Atalay tarafından beşinci kez yayınlanmıştır.

Şair, düşünür, Horasan ereni Abdal Musa Sultan'ın keramet ve erdemleri yüz yıllardan bu yana dillerde söylenir durur. İşte o kerametlerden birkaçı:

Babası, Kaygusuz’u kurtarmak istiyor!

Alaiye (Alanya) Beyi’nin oğlu Gaybi (Kaygusuz Abdal), yukarıda anlattığımız geyik olayından sonra Abdal Musa'ya derviş olup Kaygusuz adını alınca, babası oğlunu tekkeden almak-kurtarmak ister. Tekke Beyi'nin yardımını talep eder. Tekke Beyi de Kılağılı İsa adlı pehlivan yiğidini Abdal Musa'nın tekkesine yollar. İsa, dergâha varır ve kapıya gelince; “Çağırın bana Abdal Musa'yı!” diye gürler! Ancak, atı durduk yere ürker ve İsa'yı sırtından atar, sürükleyerek parçalar!

Tekke Beyi, bu olaya çok sinirlenir ve ordusuyla harekete geçer! Abdal Musa Sultan'ı yakmak için öbek öbek odunlar yığılır. Ateşler tutuşturulur. Abdal Musa Sultan da üç yüz kadar müridi ile semah ederek yola koyulur...  Bu öyle bir geliştir ki, onlarla birlikte dağlar, taşlar, ağaçlar, kayalar da beraber yürür! Dervişler bir gülbank çekip ateşe girerler. Ateş onları yakmaz, onlar ateşi söndürürler.

Bu manzarayı gören Kaygusuz'un babası duruma hayranlıkla bakar, Abdal Musa'nın ellerini öper ve geriye döner. Kaygusuz, bu dergâhta kırk yıl hizmet eder...

Pamuk içinde kor parçası!

Abdal Musa Sultan, pamuk içine kor halinde bir ateş parçası koyarak müritlerinden biriyle Geyikli Baba'ya gönderir. Geyikli baba da ona bir bakraç içinde geyik sütü gönderir. Bu keramet, “Hayvanatı iradesine bağlamak, bitkilere hükmetmekten zordur” şeklinde yorumlanmaktadır.

EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİ’NDE ABDAL MUSA SULTAN…

Abdal Musa Sultan’ın Tekke Köyü’ndeki türbesi, 14. yüzyılda Selçuklu Mimarisi örneğinde yapılmıştır. Tekke hakkında en önemli bilgiyi 17. yüzyılda burayı ziyaret eden ünlü gezgin Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde vermiştir. Bu bilgilere göre; tekkenin kubbesindeki altın âlem, beş saatlik yerden görülüyormuş. Abdal Musa Sultan sandukası başucunda ‘seyyid’ olduğunu gösteren yeşil imamesi durur. Tekkenin etrafında bağ ve bahçeler uzanır. Misafirhaneler, kiler, mutfak meydanlar gibi birçok ek binalar varmış.

Mutfakta 40 derviş hizmet eder. Meydanın dışında ayrıca büyük bir misafirhane bulunur ki, üstü konak, altı ise 200 at alacak kadar büyük bir ahırdır. Misafir hiç eksik olmaz.  Tekke yapıldığı günden beri mutfağında hiç ateş sönmemiştir. Tekkenin çok zengin vakıfları vardır. 10 binden fazla koyunu, bin camuzu, binlerce devesi ve katır, 7 değirmeni ve daha birçok varlığı ile 400 yıl önceki Abdal Musa Sultan Tekkesi’nin çok büyük zenginliklere sahip bir kurum olduğunu belirtiyor Evliya Çelebi...

YENİÇERİ OCAĞI İLE BİRLİKTE YOK EDİLEN TEKKELER…

Yazılı kayıtlara göre; Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra dağıtılan tekkeler arasında Abdal Musa Sultan Tekkesi de nasibini almıştır. 1242’de (1829) hükümetçe gönderilen memurlar tarafından, dergâhta mevcut bütün eşyalar ve binlerce canlı hayvan satılıp defteri İstanbul'a gönderilmiştir. Bu hal tekkelerin 1925'de kapanmasına kadar yaşanmıştır.

Değişik dönemlerde onarım gören tekke; zaman içinde yıkılmış, günümüzde ise sadece Abdal Musa Sultan Türbesi kalmıştır. Türbede; Abdal Musa Sultan, annesi, babası, kız kardeşi ile Kaygusuz Abdal'ın kabirleri vardır.

Hakan Kanber (Haberege)... Türbenin ana girişi...

Hakan Kanber (Haberege)... Türbenin iç girişi...

Türbeden genel görünüş...

Abdal Musa Sultan'ın ebedi istirahatgahı...

Ünlü keramet resmedilerek, türbenin bahçesine konulmuş...

Tekke Köyü Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Özel...

Semah dönen canlar...

Türbede dua eden büyük kalabalıklardan bir kare...

Türbede kaynayan kazanlardan yemekler yiyen ziyaretçiler...

Pir'in ebedi istirahatgahına ziyarette bulunan kalabalıklar...

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberege.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.